Karadeniz’in hırçın dalgalarıyla yoğrulmuş iki şehir…

Aynı yağmurda ıslanan, aynı horon halkasında terleyen, aynı türküde buluşan iki kardeş şehirdir Trabzon ile Rize.

Ne yazık ki zaman zaman birileri çıkıyor ve bu kadim kardeşliğin arasına fitne sokmaya çalışıyor.

Spor üzerinden, siyaset üzerinden, kurumlar üzerinden üretilen suni tartışmalarla iki şehri karşı karşıya getirmek isteyenler oluyor.

Oysa tarih, kültür ve yaşanmışlıklar açıkça gösteriyor ki bu iki şehir birbirinin rakibi değil, kader ortağıdır.

Adına türküler yazılmış bir kardeşlikten söz ediyoruz.
İsmail Türüt ile Onay Şahin’in seslendirdiği, sözleriyle gönülleri birleştiren kardeşlik türküsü boşuna yazılmadı.

Trabzonspor’un Çaykur Rizespor’a yıllarca “abilik” yaptığı, ücretsiz futbolcu verdiği, zor zamanlarda omuz verdiği günler hafızalardadır.

Trabzon’un Rize’ye, Rize’nin Trabzon’a emeği vardır, birbirlerinin üzerinde hakkı vardır.
Zihni Cihan gibi Trabzon dostu isimler bu bağın simgesidir.

Trabzon halkı ve Trabzonlu siyasetçiler, yarım asırdır Rizeli liderlere güçlü destek vermiştir. Merhum Başbakan Mesut Yılmaz’a verilen destek de, Murat Karayalçın dönemleri de, Recep Tayyip Erdoğan’a İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı’ndan başlayarak başbakanlık ve cumhurbaşkanlığı sürecinde verilen 35 yıllık destek de bunun açık göstergesidir.

Bilir misiniz, Rize’nin simgesi Nihat Mete ile Trabzon’un simgesi nam-ı diğer Kolcu Hasan (Hasan Emral) arasındaki dostluk, kardeşliğin sadece sözde değil, hayatta da var olduğunun en güzel örneklerinden biridir.

Elbette spor rekabeti olacaktır.
Ama rekabet düşmanlık değildir.
Ne yazık ki Trabzonspor–Çaykur Rizespor maçları, bazı çevrelerce bilinçli olarak gerilim alanına çekiliyor.

Toplumda kendine yer bulamayan, aykırı çıkışlarla görünür olmaya çalışan bir avuç sorumsuz insan, iki şehrin onurunu hiçe sayarak nefret dili üretiyor.

Trabzon sokaklarında bir vatandaşın “Rize’de Trabzon’a küfrediliyor, Trabzonlu siyasetçilere hakaret ediliyor” diyerek sitem etmesi, bu işin ne kadar tehlikeli bir noktaya geldiğini gösteriyor.

Bu durum beni derinden üzdü.

Çünkü ben Rize’de gazetecilik yapmış, o şehrin gelişmesi için emek vermiş biriyim.

Altı yıla yakın süre Rize’de görev yaptım.

Çaykur Rizespor benim ikinci takımım oldu.

Şampiyonluk sevincini de küme düşme üzüntüsünü de birlikte yaşadım.

Kurduğumuz dostluklar hâlâ dimdik ayaktadır.

Bu yüzden söylüyorum,
Yalan, yanlış ve absürt suçlamalarla iki şehri karşı karşıya getirmek kimsenin yararına değildir.

Rize–Artvin Havalimanı’na hava muhalefeti nedeniyle inemeyen uçakların sorumluluğunu Trabzonlu bir bakana yüklemek, akılla, mantıkla izah edilemez.

Bunu söyleyenlerin milletvekili ya da büyük bir sivil toplum kuruluşunun başkanı olması ise vahameti daha da artırmaktadır.

Yetmedi, şimdi de “Rize PTT’si Trabzon’a bağlanıyor” gibi absürt tartışmaları…
Oldu olacak ÇAYKUR’u da bağlayın, Rize’yi de Trabzon’a bağlayın gibi seviyesiz yakıştırmalar.
Bu söylemler ciddiyetsizdir, ayıptır, yakışıksızdır.

Bir avuç zavallının çıkardığı mide bulandırıcı yaygaralar yüzünden iki kardeş şehri karşı karşıya getirmeye kimsenin hakkı yoktur.

Saatlerce televizyon ekranlarında Trabzon’a küfredecek kadar seviyesizleşen yayınlar için elbette RTÜK gereğini yapmalıdır.

Ama asıl sorumluluk bizlerdedir.

Ne Trabzonlu, ne Rizeli…
Kim olursa olsun, bu kardeşliği zedeleyenlere fırsat verilmemelidir.

Unutulmasın;
Biz aynı dağın çocuklarıyız.
Aynı yağmurda ıslanır, aynı güneşte kururuz.
Bizi ayırmaya çalışanlar, Karadeniz’in ruhunu bilmeyenlerdir.

Rize ile Trabzon’u karşı karşıya getirmeye çalışanlara inat, daha çok dostluk, daha çok sağduyu, daha çok kardeşlik…

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın seçim meydanlarında sıkça kullandığı bir türkü vardı.

“Aynı yoldan geçmişiz biz, aynı sudan içmişiz biz, gönüller, bir dünyalar, bir; aynı dağın yeliyiz biz” dizeleri aslında bu toprakların ortak hafızasını anlatır.

Aynı alın terinde yoğrulmuş, aynı acılarda sınanmış, aynı sevinçlerde kenetlenmiş insanların hikâyesiyiz biz.

Ayrı şehirlerin, ayrı isimlerin ardında tek bir kader, tek bir vicdan vardır.

Bizi güçlü kılan da tam olarak budur.

Ayrılıkta değil, birliktelikte anlam bulan; rüzgârı sert ama yüreği geniş aynı dağın insanlarıyız.