Bu yazı da bizim içimizden olsun.
Biraz muhabbet, biraz sitem, biraz da Karadenizli nüktedanlığı içeriyor.
Biz;
Yani ben Zihni Ağırman, Zeki Sancak ve Yusuf Turgut.
Yaklaşık 40 yıllık dostluğumuz var.
Bir birleşmişiz, bir daha da ayrılmamışız.
Allah bozmasın.
Yıllar içinde çok yol yaptık.
Yani kilometremiz fena değil.
En çok da Ankara ve İstanbul hattında mekik dokuduk.
Ama bizim üçlüde ciddi bir “ulaşım krizi” var.
Yusuf Turgut’un uçakla arası hiç yok.
Öyle böyle değil…
Hayatında 35 yıl önce bir kez uçağa binmiş, bir sonra tövbe etmiş.
Bir sefer türbülansa girmiş bir daha asla demiş.
Almanya’ya bile otobüsle gitmiş düşünün.
Zeki Sancak ile ben ise mecbur kalmadıkça karayoluna tövbeliyiz.
Otobüs desen uzun, otomobil desen daha uzun.
“Yol medeniyettir” diyorlar ama bizim için yol biraz sabır imtihanı.
Hal böyle olunca…
Ankara’ya veya İstanbul’a gideceğiz diyelim.
Ben ve Zeki Hoca havadan,
Yusuf Turgut karadan…
Aynı şehirde buluşuyoruz ama farklı gezegenlerden gelmiş gibi oluyoruz.
Geçen gün Ankara temsilcimiz Tacettin Çebi aradı.
Aynı zamanda Başkent Araklı Derneği Başkanı kendisi.
“Çarşamba iftarda bekliyorum” dedi.
Davet güzel.
Muhabbet güzel.
Ankara güzel.
Ama ulaşım?
Yusuf’a diyorum “Haydi uçağa binelim.”
“Ben asla binmem” diyor
Zeki Hoca’ya diyorum: “Haydi karayoluyla gidelim.”
“Ben asla gelemem.”
Eee?
En mantıklı çözümü bulduk sonunda
Hiç gitmemek!
Nihai kararı bugün vereceğiz ama belli ki gitmeyeceğiz
Ne günlere kaldık güya teknoloji çağındayız.
İnsanlar Mars’a araç gönderiyor.
Biz üç arkadaş Ankara’ya birlikte gidemiyoruz.
Ama umutluyuz.
Yusuf diyor ki:
“Trabzon’un yeni havalimanı açılsın, en büyük uçak gelsin, o zaman binerim.”
Öyle küçük uçak falan değil…
Airbus A380 olacak!
Yani Yusuf’un gönlüne göre uçak, neredeyse apartman büyüklüğünde olacak.
Zeki Hoca da boş durmuyor.
Diyor ki:
“Sayın Bakanımız Abdulkadir Uraloğlu Samsun-Sarp demiryolunu başlatsın, bitirsin; ben iki saatte Samsun’a oradan da Ankara’ya karadan giderim.”
Bakın burası önemli.
Karadeniz’in dalgası gibi sabırsızız ama tren söz konusu olunca birden İsviçre disiplini istiyoruz.
Şimdi düşünün.
Trabzon’dan sabah trene binmişiz.
Deniz bir yanda, dağ bir yanda.
Ver elini Ankara.
Yusuf, yeni havalimanından dev uçakla Ankara’ya uçuyor.
Zeki trenle gidecek
Ben desen zaten havadayım.
Üçümüz aynı saatte Ankara’dayız.
Bu tablo şu an hayal gibi ama neden olmasın?
Karadeniz insanı inatçıdır.
Bir şeyi kafaya koydu mu ister.
Hem tren ister hem havalimanı ister hem de dost meclisine aynı anda varmak ister.
Şimdi buradan sayın Abdulkadir Uraloğlu Bakanımıza sesleniyoruz;
Bizim dostluk 40 yıllık.
Yusuf’un uçak korkusu 35 yıllık.
Zeki Hoca’nın karayolu mesafesi ise sabır sınırını çoktan aştı.
Samsun-Sarp demiryolu başlasın, bitsin.
Trabzon’un yeni havalimanı bir an önce yükselsin.
Yoksa biz daha çok iftar kaçırırız,
Daha çok davete “ulaşım mazereti” yazarız.
Karadeniz’in hırçın dalgalarını aştık,
Gazeteciliğin fırtınalarını atlattık,
Ama Ankara yolunu hâlâ birlikte aşamadık.
İşte bizimki biraz komik, biraz manidar bir ulaşım hikâyesi.
Top artık rayda mı olur, pistte mi olur bilemem.
Ama bilin ki Trabzon bekliyor.