Güneş Ay’a sormuş,

“Seninle yer değiştirelim mi?”

Ay durmuş… Düşünmüş…
Ve sadece şunu söylemiş
“Sen gece ağlayanlara dayanabilecek misin?”

İşte tam burada kırılıyor insan.
Çünkü gece, sadece karanlık değildir.

Gece; içine konuşulan zamandır.
Gündüz susturulan cümleler, gece fısıltıya dönüşür.
İnsan, en çok kendine karşı dürüst olur o saatlerde.

Gece; kimsenin görmediği gözyaşlarının adresidir.
Kalabalıkların dağıldığı, maskelerin indirildiği andır.
Yüzdeki gülümseme silinir, geriye sadece hakikat kalır.

Gece; güçlü görünenlerin dağıldığı saattir.
Dimdik duran omuzlar çöker,
“İyiyim” diyenler aslında ne kadar yorgun olduğunu gece itiraf eder kendine.

Gece; geçmişin kapıyı çaldığı vakittir.
Unutuldu sanılan hatıralar usulca yatağın kenarına oturur.
Keşkeler, iyi kilerle hesaplaşır.

Gece; kalbin en yüksek sesle attığı zamandır.
Sessizlik büyüdükçe düşünceler çoğalır.
Bir mesaj atıp atmamak arasında geçen dakikalar bazen bir ömre bedel olur.

Ama gece aynı zamanda şifadır.
İnsan en çok gece toparlanır aslında.
Kendiyle yüzleşir, yarasını sarar,
Sabah olunca yeniden güçlü görünmek için kendini hazırlar.

Çünkü her gece, bir kırılış değil sadece…
Aynı zamanda yeniden ayağa kalkışın provasındır.

Gündüz herkes iyidir.
Gündüz herkes gülümser.
Gündüz herkes “idare eder” der.

Ama gece…

Gece maskeler düşer.

Ay, sessizce dinler insanı.
Kimseye anlatamadıklarını yüklenir.
Yastığa akan yaşlara şahit olur.
İçten içe çöken kalpleri taşır.

Ay böyle konuştuktan sonra Güneş konuşmaya başlar.


“Sen ağlamak için geceyi bekleyenlerin düşüncelerine dayanabilecek misin?”

İşte orası daha ağır.

Çünkü bazı insanlar ağlamaz bile.
Sadece düşünür.
Sessiz sessiz çöker içine.
Bin cümleyi yutar.
Yüzüne bir tebessüm yapıştırır.

Ağlamak kolaydır.
Düşünmek yakar.

Gündüz insanlar rol yapar.
Gece gerçek olur.

Gündüz kalabalıktır dünya.
Gece insan kendisiyle baş başadır.

Ve herkesin bir gecesi vardır.
Kimseye göstermediği,
Kimsenin bilmediği,
İçinde fırtınalar kopan bir gecesi.

Ay bunu bilir.
O yüzden geceleri parlar.
O yüzden sessizdir.
O yüzden yargılamaz.

Güneş ise gerçeği saklar.
Işığıyla örtbas eder.
Hayatın vitrinini gösterir.

Ama vitrinde satılan mutluluk, arka odada parçalanmıştır çoğu zaman.

Bu yüzden Ay Güneş’e benzemez.
Bu yüzden gece gündüzden ağırdır.

Çünkü geceler, insanın içini taşır.

Ve bazen sorulması gereken soru şudur.

Sen ışık saçmaya mı dayanıklısın,
Yoksa karanlıkta kalanları taşımaya mı?