ABD 1991’de Körfez Savaşını başlattı
Yine aynı Amerika 2003’te Irak’ı işgal etti.
2006’da Saddam Hüseyin idam edildi.
Üstelik Kurban Bayramının ilk gününde.
Bu durum özellikle İslam dünyasında büyük tepki çekmişti.
Saddam’ın idamı sembolik zamanlaması Müslüman kamuoyunda derin bir travma ve öfke üretmiştir.
Ardından İsrail’in Gazze Operasyonları peş peşe sıralandı.
2008 Gazze saldırıları
2014 Gazze operasyonu
2023 sonrası Gazze savaşı
182 ayrı saldırı düzenlendi.
Filistin Sağlık Bakanlığı ve yerel kaynaklara göre İsrail ordusu Ramazan ayı boyunca Gazze Şeridi’nde 182 ayrı saldırı/katliam gerçekleştirdiği iddia edildi.
Bu saldırılarda bugüne kadar 100 bine yakın Filistinli Müslüman hayatını kaybetti
Akdeniz kan gölüne döndü adeta.
Saldırıların bazıları Ramazan’a veya Cuma günlerine denk getirilerek yapılmıştır.
Aynı Amerika 2020’de Kasım Süleymani suikastı ile yine Müslümanlara saldırdı.
12 gün savaşlarından sonra şimdi başlatılan kanlı savaş
İran İslam Cumhuriyeti Dini Lideri Ali Hamaney ve 48 komutanın öldürülmesi
yine bir Ramazan ayında yapıldı.
Amerika’nın zulmü hep Müslümanların kutsal zamanlarında yapılması İslam dinine yönelik bir saldırıdır aynı zamanda
2003’te ABD ve müttefikleri, Irak’ı Saddam Hüseyin’in elinde kitle imha silahları bulunduğu iddiasıyla işgal edip bir bayram sabahı astıktan sonra “Böyle silahlar yoktu bulamadık pardon” dendi.
Bu durum uluslararası kamuoyunda büyük bir güvensizlik yaratmıştı.
Bu yüzden bugün ABD’nin benzer bir yaklaşımı İran’a karşı da kullandığını düşünüyorum.
ABD’nin, Rusya’nın Çin’in, Kore’nin, Japonya’nın, Hindistan’ın, Pakistan’ın Fransa’nın, İtalya ve İngiltere’nin nükleer silahları yok mu?
ABD nükleer silahları var diye aylardır İran ile didişiyor.
Trump, 12 gün savaşlarında İran’ın bütün kitle imha silahları yok ettik dememiş miydi?
Dünyaya hava atmamış mıydı?
Peki ne oldu şimdi
Katil İsrail ile yine bir olup bir ramazan günü yine İran’ı bombardımana tutması katliamdır, katilliktir
İran’ın Dini Lider Ayetullah Ali Hamaney ve 48 komutan bir dakikada şehit edilmesine ne yazık ki tüm dünya seyirci kaldı.
ABD’nin gerekçesi nedir
İran’ın nükleer silah üretme potansiyeli mi
Balistik füze programı mı
Bölgedeki milis ve vekil güçlere verdiği destek mi
İran’ın geçmişte ABD ve müttefiklerine yönelik tehdit algısı mı?
Şu anda bağımsız uluslararası bir teyit yok, yani İran’ın gerçekten aktif bir nükleer bombaya sahip olduğuna veya “çok yakın” olduğuna dair açık ve net kanıt yok.
Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı İran’ın nükleer programını izlemekle birlikte, her zaman net bir silah üretme kararı olduğuna dair kamuya açık bir onay vermedi.
O zaman Amerika ve İsrail’in derdi ne? Aslında belli.
Bu durum Irak örneğiyle tam bir benzerlik teşkil ediyor
Irak’ta kitle imha silahları bulunamadı; İran’da nükleer silah üretildiğine dair kesin bir kanıt yok.
Bu, Irak örneğinde olduğu gibi abartılmış veya yanlış bir tehdit algısına dayalı bir durumdur.
“ABD aynı Irak örneğinde olduğu gibi, İran hakkında da aynı şekilde yanıldığında ‘pardon, yanılmışız’ mı denilecek
ABD-İsrail-İran savaşı Türkiye için riskler çok somut ve çok boyutlu olduğunu görüyoruz.
Suriye yeniden kaotik hale gelir.
Irak’ta otorite boşluğu derinleşir.
Terör örgütleri alan kazanabilir.
Sınır güvenliği zayıflayabilir.
Türkiye’nin doğu ve güney sınır hattı doğrudan etkilenir.
Yeni göç rotaları oluşturur.
Petrol fiyatlarını fırlatır
Doğalgaz maliyetlerini artırır
Enflasyonu tetikler
Cari açığı büyütür Ekonomik kırılganlık derinleşir.
Türkiye hem NATO üyesidir hem İran’la komşudur.
Bu tür bir savaş Ankara’yı zor bir diplomatik denklemle karşı karşıya bırakabilir.
ABD ile ittifak yükümlülükleri
İran ile komşuluk ve ticaret ilişkileri
İç kamuoyunun hassasiyeti
Yanlış bir pozisyon Türkiye’yi doğrudan krizin parçası haline getirebilir.
Bölgede zaten kırılgan olan düzeni, bombardımanla “güvenli” hale getirmek mümkün değildir.
Tarih gösteriyor ki Irak’ın işgali istikrar getirmedi.
Suriye iç savaşı bölgesel yangına dönüştü.
Lübnan’daki her büyük çatışma yeni radikal dalgalar üretti.
Sonuç olarak şunu söyleyebiliriz ki
ABD ve İsrail’in İran ve Lübnan’a geniş çaplı saldırısı
Bölgesel savaşı tetikler
Küresel enerji krizini derinleştirir
Türkiye’yi güvenlik ve ekonomi açısından ciddi baskı altına alır
Yeni göç ve terör riskleri üretir
Böyle bir senaryoda en akılcı yaklaşım, savaş dili değil diplomasi ve gerilim düşürme çabasıdır.
Utanmadan bir de Nobel Barış Ödülünü istiyor utanmaz adam.