Cumartesi Akyazı’da akşamın serinliğini ısıtan şey ne havaydı ne de tribünlerin coşkusu… O geceyi ısıtan şey, sahada terinin son damlasına kadar mücadele eden bir takımın şampiyonluk inancıydı. Sahadaki kıvılcım, sahadan tribüne, tribünden şehre, şehirden ülkeye yayıldı.

Hatta memleket sınırlarını aştı, dünyaya yayıldı.

Trabzonspor, uzun süredir belki de en çok ihtiyaç duyduğu şeyi yaptı: Büyük maçta büyük oynadı. Galatasaray gibi ligin en güçlü kadrolarından birine karşı alınan bu net galibiyet, sıradan bir 3 puandan çok daha fazlasını ifade ediyor.

Bu maç bize bir şeyi net şekilde gösterdi: Bu takım yarışın içinde.

Evet, rakipler güçlü, Evet, hakemler art niyetli. Evet, matematiksel olarak bizim elimizde değil bazı şeyler.

Ama futbol dediğimiz şey sadece matematik değil; yürek, inanç ve momentum işidir. İşte Trabzonspor tam da bunu yakalamış durumda.

Orta sahadaki direnç, savunmadaki kararlılık ve hücumdaki bitiricilik…

Uzun zamandır özlediğimiz o “şampiyon takım kimliği” sahada gördük, hissettik, yaşadık.

Bu galibiyet, Fatih Tekke’nin dokunuşlarının karşılık bulduğunu da açıkça gösteriyor.

Ancak burada asıl mesele şu: Bu galibiyet şampiyonluk yürüyüşümüzün kilometre taşı mı, yoksa güzel bir anı olarak mı kalacak?

Eğer Trabzonspor bu performansı sürdürebilirse, rakiplerimizin puan kaybedeceğine inancım tam. Kalan haftalarda her şey yeniden yazılabilir.

Çünkü ligde bazen bir maç, bir sezonun kaderini değiştirir.

Bu galibiyet de tam olarak böyle bir kırılma noktası olabilir.

Bu şehir bunu daha önce yaptı.

İnandığında, kenetlendiğinde ve o meşhur inadı tuttuğunda hiçbir hesap kitap tutmaz.

Kader gayrete aşıktır netice de!

Bakarsın bir ninenin duası, bir çocuğun hayalı kabul görür semada!