Ligin boyu kısaldıkça, hataların bedeli ağırlaşıyor. Hele ki zirvede nefes nefese bir yarış varken… Fenerbahçe’nin puan kaybettiği, Galatasaray’ın zor da olsa üç puanı hanesine yazdırdığı tabloda, Trabzonspor adına kaçan fırsatın tarifi yok.
Karşınızda Başakşehir… Disiplinli, ne yaptığını bilen, hatayı affetmeyen bir takım. Ama mesele rakibin gücünden çok, senin sahaya ne koyduğun. Trabzonspor sahaya çıktı, mücadele etti, istedi belki… ama “yetmedi.” Çünkü bu haftalar artık iyi oynamanın değil, doğru oynamanın haftaları.
Üçüncülük… Kimi için teselli, kimi için hedef. Ama bugünkü gerçeklikte, Şampiyonlar Ligi biletini kaybetmek demek. İşte bu yüzden kaçan her puan sadece puan değildir; geleceğin planlamasından, kadro yapılanmasından, ekonomik dengeden de götürür.
Bu maçta en büyük eksik neydi biliyor musunuz? Kararlılık. Bir gol bulduğunda oyunu koparacak o özgüven, öne geçtiğinde süreyi bitirecek o irade… Sahada dalgalı bir Trabzonspor vardı. Oysa bu takımın genlerinde fırtına var. Ama o fırtına bugün esmedi.
Sezon boyunca sakatlıklar, eksikler, formsuzluklar elbette konuşuldu. Ancak büyük takım olmak, biraz da eksiklere rağmen kazanabilmektir. Bugün o refleksi göremedik.
Şimdi önümüzde dört hafta var. Hâlâ hiçbir şey bitmiş değil. Ama şunu net söylemek gerekir: Bu yarışta kalmak istiyorsan, artık “iyi mücadele ettik” cümlesi yetmez. Kazanacaksın. Hem de ne olursa olsun kazanacaksın.
Çünkü Trabzonspor’un hikâyesi, hiçbir zaman “idare etmek” üzerine yazılmadı. Ya zirve, ya mücadele… Arası yok.
Ve bugün, o mücadelenin biraz gerisinde kaldık