Bazen bir şehrin inadının, bir camianın yalnız bırakılmışlığının, bir takımın bütün hesapların dışında kalmasına rağmen dimdik ayakta durmasının eseridir. Bu yüzden bu kupa, sıradan bir final zaferi değil; Trabzonspor’un yine herkese rağmen varoluş hikâyesidir.
Sezonun son düzlüğüne girilirken futbolun garip hesapları arasında adı geçen kulüplerden biri de Antalyaspor olmuştu. Ligden düşmeme ihtimali; Trabzonspor’un Gençlerbirliği’ni yenmesine ya da Fenerbahçe’nin Eyüpspor karşısında galip gelmesine bağlıydı. Hesaplar tutmadı, sonuçlar beklendiği gibi gelişmedi ve küme düşen taraf Antalyaspor oldu. Fakat Antalya cephesinde oluşan öfkenin adresi şaşırtıcı biçimde Trabzonspor’du. Sanki sahadaki puan kayıplarının, sezon boyunca yapılan yanlışların sorumlusu bordo-mavililerdi…
Tam da böyle bir atmosferde kupa finalinin Antalya’da oynanacak olması, tansiyonu daha da yükseltti. Yetmedi… Türkiye’nin siyasi ve sosyal gündeminin bambaşka eksenlere kaydığı bir dönemde, herkesin Amedspor’un şampiyonluğunu konuştuğu günlerde Trabzonspor’un “Türklük Haftası” paylaşımı yapması; zaten hassas olan iklimi daha da sertleştirdi. Bir kesim için bu sadece kültürel bir vurgu değildi, doğrudan hedef tahtasına konulacak yeni bir bahaneydi.
Final öncesi açıklamalara bakıldığında ise futbolun yalnızca futbol olmadığı bir kez daha görüldü. Bazı siyasilerin kupanın “Konya’nın alması gerektiği” yönündeki demeçleri, finalin tarafsızlık duygusunu daha maç başlamadan gölgeledi. Federasyonun, Trabzon’a kilometrelerce uzak ama rakibe çok daha yakın bir stat tercih etmesi de bordo-mavili taraftarın zihnindeki soru işaretlerini büyüttü. Sanki her detay, Trabzonspor’un işini biraz daha zorlaştırmak için düşünülmüş gibiydi.
Ama Trabzonspor’un tarihi zaten kolay yolların hikâyesi değildir.
Bu kulüp; ayrıcalıkların değil mücadelelerin içinden doğdu. İstanbul’un konforlu koridorlarından değil, Karadeniz’in hırçın dalgalarından çıktı. Ve belki de bu yüzden, ne zaman bütün şartlar aleyhine dönse içinden başka bir karakter çıkarıyor.
İşte Fatih Tekke’nin öğrencileri de tam bunu yaptı.
Sahaya yalnızca bir kupa kazanmak için çıkmadılar. Üzerlerine üzerine gelen bütün psikolojik baskıları parçalamak için çıktılar. Tribün üstünlüğüne, atmosfer baskısına, dışarıdan yapılan yönlendirmelere rağmen oyundan kopmadılar. Her topa bir inat, her mücadeleye bir karakter koydular. Çünkü onlar biliyordu ki bu final yalnızca doksan dakikalık bir maç değildi; Trabzonspor’un yeniden ayağa kalkma iradesinin sınavıydı.
Ve sonunda kupa yükseldi…
Belki birileri bunu sadece bir final sonucu olarak görecek. Ama Trabzonspor cephesi için bu kupa; dışlanmışlığa karşı verilen cevaptır. “Siz hesapları yapın, biz sahada konuşuruz” diyen Karadeniz inadıdır.
Fatih Tekke için ise bu zafer çok daha özel bir anlam taşıyor. Yıllarca bu formanın içinde savaşmış bir isim olarak, şimdi kenarda aynı ruhu takımına geçiriyor. Trabzonspor’un genlerinde bulunan başkaldırıyı yeniden sahaya taşıyor.
Çünkü bazı kupalar müzeye konur…
Bazıları ise doğrudan gönüllere….
Bu kupa, işte tam olarak öyle bir kupa oldu.