Yazar Ali Coşkun Hirik, "Mum Yanığı Zamanlar" adlı hatıra kitabında çok sade ve samimi bir dil kullanıyor. Hirik'in usta işi cümlelerine baktığımızda onun şairlikten getirdiği söz işçiliğinin yansımalarını her cümlede açıkça görüyoruz. Kelimeler yerlerinde ve yerli yerinde. Ne bir eksik ne bir fazla, olması gerektiği gibi ve de olması gerektiği kadar.

"Mum Yanığı Zamanlar"daki her bir yazı, geçmişten derin izler taşıyor. Onun da ötesinde şair ve yazar Hirik'in gönül aynasının inişli çıkışlı akislerini satırlara yansıtıyor. Bu yazılarda gülmeler ve ağlamalar iç içe geçmiş vaziyette. Yani hayatın en doğal hâli...

Gönül dostumuz Ali Coşkun Hirik, "Mum Yanığı Zamanlar" adlı hatıra kitabında Erzurum-Kelkit arasında adeta mekik dokutuyor bize. Bir bakıyorsun Kelkit'te, bir bakıyorsun Erzurum'dasın. Kelkit Çayı'ndan Palandöken'e zamanın gelgitleri içinde akıyor yekpare bir zaman. Bu akışkan zaman sizi de çepeçevre kuşatıyor, bir de bakıyorsunuz ki tükenmiş her ne varsa. Farkına varmadan sonun başına dönmüşsünüz. Açılan parantez bir anda kapanıvermiş.

"Mum Yanığı Zamanlar"ın sayfaları arasında ilerlerken Şair Tanpınar'ın "Ne içindeyim zamanın,/Ne de büsbütün dışında;/Yekpâre, geniş bir ânın/Parçalanmaz akışında" hissiyatına kapılıyorsunuz. Ân geliyor kelimeler düğümleniyor boğazınızda, ân geliyor duygu yoğunluğundan nefes almakta güçlük çekiyorsunuz. Kelimeler bir kılçık gibi batıyor dilinize.

"Mum Yanığı Zamanlar"ı okudukça çok kere kendi gerçeğimizle yüzleşiyoruz. Gönül aynanızdaki ince kırıkları fark ediyorsunuz. Gönül çeşmesinden taşan duygular kirpiklerinizi nemlendiriyor. Hakikatin çekici, hayallerin aynasını tuz buz ediyor zaman(sızlığ)ın boşluğunda. Yanan ve yandıkça ömrün kuytularını görünür kılan mum, tükenişin de habercisi oluyor. Anlıyorsunuz ki mumun yanışı, onun ansızın söneceğini de haber veriyor bize.

Ali Coşkun Hirik, "Mum Yanığı Zamanlar"da gezdiriyor biz okuyucularını. Yaşadıklarını öyle samimi bir dille anlatıyor ki o satırlardaki acılar ve mutluluklar bize de sirayet ediyor. Zaman geliyor onunla gülüyor, zaman geliyor onunla birlikte biz de ağlıyoruz.

Hirik'in, "Mum Yanığı Zamanlar" adlı hatıra kitabında küçük bir kasabada yaşanan küçük hayatlardan büyük dersler çıkarıyoruz, kitaptan payımıza düşeni alıyoruz. Bu acı tatlı hatıralar, bizleri onunla büyük benzerlikler taşıyan kendi çocukluğumuza götürüyor. O zor şartlar altında bile mutlu olabilmeyi becerebilmemiz, bugünkü olumlu şartlardaki bugünkü insanlardan daha pozitif ve güçlü bir duruşa ve bakış açısına sahip olduğumuzu gösteriyor.

Acı tatlı yaşanmışlıkları önümüze seren bu kıymetli hatıraları okuduğumuzda çocukluktan gençliğe, gençlikten orta yaşlılığa, orta yaşlılıktan ihtiyarlığa değin herkesin "Mum Yanığı Zamanlar"ı olduğu gerçeğini çok daha iyi anlıyoruz. Bu gerçek hikâyeler bizi daha diri ve iri tutuyor, hayatın çetin fırtınaları karşısında mukavemetimizi artırıyor.

Zor zamanlar yaşayarak hayatı bizzat tecrübe eden Hirik'in hayatından kesitler sunan "Mum Yanığı Zamanlar" adlı hatıra kitabında hayatın çıkışlarının yanında inişlerinin de olduğunu örnek hadiselerle görüyoruz. Bir zamanlar yanımızda olanların, zamanla yüz seksen derece dönerek ve işlerine geldiği gibi davranarak karşımızda olabileceklerini üzülerek görüyoruz. Bu acı durum, o sımsıcak dost(luk) kavramının ne kadar değişken ve göreceli bir kavram olabileceğini bize hatırlatıyor. Yaşananlar, vaktiyle seni ipten alanların günün birinde seni ipe götürebilecekleri gerçeğini unutmamamız gerektiği hususunda uyarıyor bizleri. Bu durum, dostluğun içtenliği konusunda bizi ciddi şüphelerle yüzleştiriyor ne yazık ki.

"Mum Yanığı Zamanlar" hayallerin ötesinde, yaşanmışlıkların birebir yansıması olduğu için, okurdaki karşılığı daha farklı ve etkili oluyor. Bu gerçekçi metinler acı tatlı yaşanmışlıklarla dolu bir hayatın kara kutusu gibi bütün bilinmezleri bilinir ve görülür kılıyor. Bunlar içerisinde keşkeler, sevinçler, hatalar, yarım kalmışlıklar, zamansızlıklar, pişmanlıklar, hastalıklar, boğaz tokluğuna çalışmak zorunda kalışlar, işsizlikler, hüzünler sıralanabilir.

Bugüne kadar okuduklarım bana şunu öğretti ki şairlerin nesirleri de şiiri gibi derin ve çok katmanlı oluyor. Bunu "Mum Yanığı Zamanlar"da daha bir ete kemiğe bürünmüş surette görüyoruz. Onun için şairler, şiirlerinin yanında düzyazı türünde de ısrarla yazmalı, şiirsel birikimlerini bu metinlere de taşımalıdır. Böylelikle edebî metinler daha bir renkli olacaktır.

Çocukluktan ömrün son nefesine (demine) kadarki yaşanmışlıkları kayıt altına almak ve zamanın hoyrat ellerinden kurtarmak için herkes bir gün hatıralarını gerçeğe sadık kalarak mutlaka yazmalıdır. Bu yazdıklarımız dünyada yaşamış olduğumuza da bir çeşit sağlam delildir. Bu hatıraları okuyanlar hatalardan ders alacak, sağlaması yapılmış doğruları kendine iz edecektir. Unutmamamız gerekir ki anılar mezara gömülünce değil paylaşılırsa anlam ve önem kazanır. Görünen o ki kıymetli Ali Coşkun Hirik, yarım asrı içine alan hatıralarının Kelkit Çayı'nın sularına karışıp gitmesine müsaade etmemiş, onları gün yüzüne çıkarmıştır. Kalemin ve kelâmın daim olsun güzel insan. Rabbim bundan sonra yaşayacaklarını, bugüne kadar yaşadıklarından güzel eylesin. Hatıraların hatırlarda kalsın ve güzelliklere vesile olsun.