Çocukken dilimize pelesenk olmuş bir kere… Nereden nasıl? Pek çok sözcük ve kavram gibi hatırlamanın imkânı yok. Biri, bizi mi suçladı? Söylediklerimizden, yaptıklarımızdan yapmadıklarımızdan! Gözlerimize bakılırdı daha çok…
Sesimizin titreyip titremediğine…
Kem küm edip etmediğimize…
Genellikle “külliyen yalan” dökülürdü dilimizden.
Tabii ki o günlerde teknolojiyle aramızda uçurumlar var.
Ses kayıt cihazları ancak istihbarat teşkilatlarında…
Gizli kameralar da öyle…
Cep telefonu ise hayal ötesi bir şey…
Gece gece Amerika’daki yakınınızla canlı canlı görüşeceksiniz ki orada gündüz!
Şimdi öyle mi?
Geçtiğin yollar belli, girdiğin evler, iş yerleri…
“30 Aralıkta orada mıydın?”
Yer yarılıp da yerin içine giremeyeceğine göre…
“30 Aralıkta orada mıydın?”
“Şöyle bi dışarı çıkmıştım” deme şansınız hiç yok.
Şehrin her yeri kamera çünkü…
Onlar yoksa gelip geçen kameralı araçlar…
Cebindeki telefon…
“Orada değildim” diyemezsin…
Kurtuluşun yok yani…
***
Şaka ya da ciddi, hepsi bir tarafa…
Her şeye rağmen ekmek su gibi yalan söylüyoruz.
“Yalandan kim ölmüş”ten ilham(!) aldığımız besbelli.
Sağından solundan dolanıyor, nalıncı keseri gibi hep kendimize yontuyoruz.
Ortaya çıkınca da laf kalabalığına getirip paçayı kurtarmaya çalışıyoruz.
Fakat biliyoruz ki “çekirge bir sıçrar, iki sıçrar”…
“Bir kez yalanını yakaladığın kişinin bin kez doğrusunu sorgularsın” sözü çerçevede güzel dursa da gerçek hiç de öyle değil.
***
Güzel şeydir yüzleşmek fakat her yalancıya da bu kadar zaman ayıramazsın.
Konuşmanız da pek işe yaramaz.
Ağzınızdan girer, burnunuzdan çıkar ve “haklı” duruma bile terfi edebilir.
Bu yüzden iyi(!) bir yalancıyla asla yüzleşmeyi denemeyin.
Sonunda “külliyen yalan”a kadar gider bu iş.
***
“Söyledim ama bi sor ki niye?”
İşin bir de bu tarafı var, sinemadan hatıra…
“Niye” diye sormak istemezsiniz ama bir şekilde çekip alınca ağzınızdan…
Deli dolu bir ikna süreci başlatılır.
Ve bu kısır döngü sürüp gider.
Telefon trafiğinde “yanımda kimse yok, rahat konuşabilirsiniz” dediğinde…
Sanki duyduğunuz fısıltıyla bir kuşku düşer içinize…
Hoparlörden sesinizi dışarıya verip arkadaşlarına dinlettiğini öğrendiğinizde küplere binmenin de bir yararı yoktur. Tek teselliniz yüzyüze söyleyebileceğiniz sözleri sarf etmiş olmanızdır.
***
Yalanın şekli şemali değişse de…
Toplumsal kirlenmeden nasibini alsa da…
Yine de insanın yüzüne yansıyor, sesinin rengine…
Bir kez yalanını yakaladığınız kişilerden bazıları adeta Yerli Pinokyo’ya dönüşüyor…
Mumları yatsıya kadar değil sabaha kadar yanıyor.
Onca kötülükten, çirkinlikten “külliyen yalan” kalkanıyla kurtulmaya çalışıyorlar.