Her yaz aynı senaryo… Transfer dönemi gelir, birileri ortaya çıkar ve ezberini bozmadan aynı cümleyi kurar: "Trabzonspor İstanbul'a taşınsın." Bir deli kuyuya taş atıyor, ardından yüz akıllı o taşı çıkarmaya çalışıyor.

Trabzonspor'un bugünlere nasıl geldiğini bilmeyenler, bu kulübün hangi zorluklarla ayakta kaldığını da anlayamaz. Trabzonspor; masa başında değil, büyük fedakârlıklarla büyüdü.

Rahmetli eski yönetici Abdullah Beşir'in anlattığı bir hatıra hâlâ kulaklarımda çınlıyor. Cumhurbaşkanlığı Kupası finali için Ankara'ya giderken, takımın yol masrafını karşılayabilmek adına çay ve Birinci sigarası satarak para topladıklarını anlatırdı. O günlerin yokluğu ve mücadelesiyle bugünlere gelen bir kulübe, şimdi "İstanbul'a taşınsın" demek; geçmişi hiçe saymaktır.

Trabzonspor bir şirket tabelası değildir. Bu kulübün kökleri betonun içinde değil, Trabzon'un toprağındadır.

Yıllarca ortalıkta görünmeyenler, emekliliğini garantiye aldıktan sonra gazeteciliğe soyunanlar, sosyal medyada ya da televizyon ekranlarında ahkâm kesiyor. İki cümle kurunca kendini futbol profesörü sananlar, Trabzonspor'un geleceği hakkında hüküm vermeye kalkıyor.

Gerekçeleri de hazır:

"Forma satılmıyor."

"Tribünler dolmuyor."

"İstanbul'da olsa her maç kapalı gişe oynar."

Masal anlatmayın!

Trabzonspor'un sorunu şehir değildir. Sorun; bu şehrin ve bu kulübün arkasında durması gerekenlerin yeterince sorumluluk almamasıdır.

Madem bu kadar dertlisiniz...

Yüzünüzü Ankara'ya çevirin.

Trabzonlu milletvekillerine seslenin.

Bakanlara seslenin.

Bu şehirden kazanıp servetine servet katan büyük iş insanlarına seslenin.

"Trabzon'a yatırım yapın, Trabzonspor'a sahip çıkın" deyin.

Kolay olanı seçip "Kulübü İstanbul'a taşıyalım" demek çözüm değil, teslimiyettir.

Trabzonspor, 2 Ağustos 1967'de Trabzon'da doğdu. Yaklaşık altmış yıldır bu şehrin alın teri, umudu ve en büyük dumansız fabrikası oldu. On binlerce gencin hayaline, milyonlarca insanın gururuna dönüştü.

Hiç kimsenin bu kulübü doğduğu şehirden koparmaya ne hakkı vardır ne de buna gücü yeter.

Trabzonspor İstanbul'da kurulmadı.

İstanbul'dan yönetilmedi.

İstanbul'un desteğiyle de bugünlere gelmedi.

Bu arma Karadeniz'in hırçın dalgaları arasında büyüdü.

Bu renkler Trabzon'un yüreğinde anlam kazandı.

Onun için çok bilenlere son sözüm şudur:

Trabzonspor taşınmaz.

Taşınması gereken, yıllardır Trabzon'a sırtını dönen anlayıştır.

Boş tartışmalar üretmek yerine Trabzon'a yatırım yapın, Trabzonspor'a sahip çıkın.

Çünkü Trabzonspor'un yeri değişmez.

Değişmesi gereken, ona bakış açısıdır.

SKORDAN FAZLASI VARDI

Hazırlık maçlarının tabelası çoğu zaman aldatır. Asıl önemli olan skor değil, yeni sezon adına verilen mesajlardır. Trabzonspor'un Avusturya kampında Eintracht Frankfurt karşısında ortaya koyduğu oyun da bu gözle değerlendirilmeli.

Fatih Tekke, yeni transferlerin büyük bölümüne şans vererek hem oyuncularını test etti hem de takımın eksiklerini görme fırsatı yakaladı. Ancak bu maçın en net mesajı, Trabzonspor'un hâlâ orta sahada oyunu yönlendirecek ve gerektiğinde rakibin temposunu bozacak bir lidere ihtiyaç duyduğu oldu. Eğer bu yükü Falcorelli üstlenebilirse yeni bir takviye gerekmeyebilir. Bunun cevabını ise hazırlık maçları değil, lig verecek.

Yeni isimlerde Noah Saviolo, kaliteli görüntüsüyle güven verirken, Aral Şimşir de hızı ve dinamizmiyle dikkat çekti. İlk izlenimler olumlu olsa da asıl değerlendirme resmi maçlarda yapılacak. Değişmeyen en önemli ihtiyaç ise forvet hattı. Paul Onuachu'nun kalitesi tartışılmaz ancak sezon boyunca onu yalnız bırakmak büyük risk. Trabzonspor'un ikinci bir santrfor transferi artık tercih değil, ihtiyaç gibi görünüyor.

Frankfurt karşısında skor değil, takımın güçlü ve zayıf yönleri öne çıktı. Şimdi önemli olan bu eksikleri doğru hamlelerle tamamlayabilmek. Çünkü hazırlık maçlarında göz ardı edilen eksikler, lig başladığında puan kaybı olarak geri döner.

MİLYONLAR DEĞİL, CESARET KAZANDIRIR!

Futbol bazen rakamlarla anlatılır... Transfer bütçeleri, bonservis bedelleri, milyon eurolar... Ama bazen de bütün hesapları altüst eden bir çocuk çıkar sahneye. Trabzonspor'un hazırlık kampının en güzel sürprizlerinden biri de işte Kuzey Akçay oldu. Henüz 16 yaşından gün alıyor...

Ama sahaya çıktığında ne telaş var ne de "Acaba yapabilir miyim?" korkusu... Top ayağına yakışıyor. Kararları olgun. Bakışları özgüven dolu.

Sanki yıllardır bu formayı giyiyor. Eintracht Frankfurt karşısındaki hazırlık maçında yaptığı her doğru tercih, sadece teknik kapasitesini değil, karakterini de gösterdi. Futbolda yetenek önemlidir ama karakter yoksa o yetenek bir yere kadar gider. Kuzey'de ikisi de var gibi görünüyor.

Üstelik bu çocuk tesadüfen ortaya çıkmadı.

Altyapıda gösterdiği performansla daha 16 yaşında olmasına rağmen U19 takımında dört kez ilk 11'de forma giymesi boşuna değildi.

Demek ki emek vardı.

Demek ki ışık vardı.

Demek ki bekleyen bir cevher vardı.

Şimdi o cevher yavaş yavaş gün yüzüne çıkıyor.

Fatih Tekke'nin burada çok önemli bir görevi var.

Genç oyuncular hata yapar.

Bazen kaybeder.

Bazen ezilir.

Ama güven gören genç oyuncu ayağa kalkmayı öğrenir.

Kuzey Akçay'ın en büyük ihtiyacı da işte bu...

Sabır...

İnanç...

Ve süre...

Çünkü Trabzonspor'un yıllardır övündüğü öz kaynak düzeni, tam da böyle günler için vardır. Bazen milyon eurolar harcanır, aranan sağ kanat bulunamaz. Bazen de o cevabı tesislerin arka sahasında sessiz sedasız büyüyen bir çocuk verir.

İşte futbolun en güzel hikâyesi budur.

Forma satın alınabilir...

Yıldız transfer edilebilir...

Ama aidiyet satın alınamaz.

O duygu ancak bu şehrin çocuklarında olur.

Kuzey Akçay'ın gözlerinde gördüğümüz şey de tam olarak buydu.

Daha yolun çok başında...

Önünde aşması gereken uzun bir mesafe var.

Kimseyi bugünden yıldız ilan etmek doğru olmaz.

Ama bir gerçeği de görmezden gelemeyiz.

Cesareti...

Özgüveni...

Oyunu okuma becerisi...

Yaşının çok üzerinde.

Trabzonspor sabırlı davranır, Fatih Tekke de bu genç yeteneğin elinden tutmaya devam ederse... Belki de yıllarca sağ kanat transferi konuşulmayacak. Çünkü bazen en büyük transfer, dışarıdan gelen değil...

Kendi evinden çıkandır.

TABUT ALİ SİZE NE YAPTI?

Bazen insanın aklına tek bir soru takılır. O soru büyür, büyür ve vicdanın kapısını çalar: Tabut Ali size ne yaptı? Dün aynı formanın altında yürüdüğünüz, aynı armaya hizmet ettiğiniz bir insana bugün neden bu kadar öfke duyuyorsunuz? Fatih Tekke, "Yanımdasın." dediği anda bazı eski takım arkadaşları ayağa kalktı. Eleştiriler başladı, ithamlar havada uçuştu. Kimileri, "Sonunda kendini Trabzonspor'a attın." dedi. Kimileri dedikodu üretmekten geri durmadı. "Scout ekibinde göreve başladı." söylentileri dolaştı.

Oysa Tabut Ali’nin söylediği açık ve netti: "Ben scout ekibinde değilim. Trabzonspor’da görevim yok. Sadece Fatih Tekke'nin yanındayım." Buna rağmen sanki büyük bir suç işlemiş gibi üzerine gidildi. İşin en düşündürücü tarafı ise şu...

Yıllarca Trabzonspor çatısı altında çalışan, bu kulüpten maaş alan, görev yapan insanlar bugün Tabut Ali'yi sorguluyor. Oysa Tabut Ali, onların görev yaptığı dönemde tek bir gün çıkıp da haklarında konuşmadı. Ne başarılarını küçümsedi ne de başarısızlıklarını diline doladı. Kimsenin tavuğuna "kış" demedi. O kadarda yardım sever olan tabut Ali ilk aldığı ücret miktarını gariban ihtiyaçlı olan kimselere dağıttı.

Peki şimdi bu öfke neden?

Unutmayın... Tabut Ali, bu kulübe dışarıdan gelmedi. Minik takımlardan başlayıp bütün yaş kategorilerinde forma giydi. O çimlerde büyüdü. O arma için ter döktü. Tırnaklarıyla kazıya kazıya A Takım'a yükseldi. 1980-81,82-83 sezonunda Trabzonspor'un şampiyon kadrosunun bir parçası oldu. Yani bu kulübün kapısını sonradan çalan biri değil, o kapının içinden yetişen evlatlarından biri. Böyle bir geçmişe sahip bir insanın, sadece eski bir takım arkadaşının yanında durması neden bu kadar rahatsız ediyor?

Fikir ayrılığı olur.

Eleştiri de olur.

Ama vefasızlık olmamalı.

Çünkü Trabzonspor'u büyük yapan sadece kupaları değildir. Aynı zamanda geçmişine sahip çıkması, formasını terletenlere gösterdiği saygıdır. Bugün Tabut Ali'ye yöneltilen haksız eleştiriler aslında bir kişiyi değil, bu kulübün hafızasını hedef alıyor.

İnsanlar makamlarıyla değil, duruşlarıyla hatırlanır.

Görevler gelir geçer.

Maaşlar biter.

Koltuklar değişir.

Ama Trabzonspor için çocuk yaşta başlayan aidiyet, ömür boyu sürer.

O yüzden bir kez daha sormak gerekiyor: Tabut Ali size gerçekten ne yaptı? Yoksa rahatsız olduğunuz şey, onun bir göreve gelmesi değil; hâlâ Trabzonspor sevgisini dimdik taşıyor olması mı?

TIRNAKLARIYLA KAZIDI, MİLLİ TAKIMA UZANDI

Futbolda bazı koltuklara torpille oturulur, bazılarına ise alın teriyle...

Eyüp Saka, o koltuğa tırnaklarıyla kazıya kazıya ulaştı. Trabzonspor U19 takımını üç yıl üst üste Türkiye şampiyonu yaptı. Yetmedi, geçen sezon Avrupa'nın devlerini geride bırakarak takımını UEFA Gençlik Ligi'nde finale taşıdı ve Türk futboluna unutulmayacak bir gurur yaşattı. Şimdi ise emeğinin karşılığını aldı; Türkiye Futbol Federasyonu tarafından U18 Milli Takımı'nın başına getirildi. Bu başarı, bir gecede yazılmış bir masal değil... Yağmurda, çamurda, eleştiride, sabırda yoğrulmuş uzun ve meşakkatli bir yolculuğun ödülüdür. Genç futbolcuların elinden tutan, onları sadece sahaya değil hayata da hazırlayan bir teknik adamın sessiz ama güçlü yürüyüşüdür.

Bugün Türk futbolunun en büyük eksiği; tabelaya değil emeğe, şöhrete değil üretime değer vermesidir. Eyüp Saka'nın hikâyesi ise bunun tam tersini anlatıyor. Gösterişle değil çalışarak, konuşarak değil üreterek, mazeret aramadan başarının kapısını aralayan bir futbol emekçisinin hikâyesi... Milli takımlar, geleceğin aynasıdır. O aynaya bakacak gençlerin başında, karakteriyle örnek olan bir ismin bulunması büyük bir kazançtır. Çünkü iyi futbolcu yetiştirmek kadar, iyi insan yetiştirmek de teknik adamlığın en önemli tarafıdır. İnanıyorum ki o dikenli yolları aşan adam, ay-yıldızlı formaya da aynı karakteri, aynı mücadeleyi ve aynı ruhu taşıyacaktır. Çünkü bazı insanlar makamla büyümez; emekleriyle bulundukları makamı büyütür. Hak edenin kazandığı her gün, Türk futbolu da kazanır.