Sahil düzenlemesi yapıldıktan sonra ilk kez gittim Ganita’ya. Denize uzanan iskele ve ucunda yer alan platform, yeni yapılan kafeteryalar, seyir terasları,  balık ekmek büfeleri,  ağaçların altındaki yeşillik, iç açıcı ve olması gerektiği gibiydi.

Ha keza yürüyüş ve bisiklet yolları…

Ancak, çimenin bittiği yerde kıyıya vuran cılız dalgalar içimi burktu! Bazı yerlerde deniz kıyı ile buluşuyor ve şehrim insanı hem eli hem ayağı ile artık suya ulaşabiliyordu. Su temiz mi? Ayakları sokmak sakıncalı mı bilmiyoruz. Nihayet, deniz ile insan küçük de olsa bir buluşma noktası bulmuştu! Bir zamanlar, Akçaabat’a kadar uzanan kumsaldan, elimizde kala kala bu kalmıştı. Ne acı!..

Denizin içinde kayaları doldurarak kıyıya teğet geçen yollar yapmışlar bir de. Suyun içinde iki büyük beton uzantısı… Zaten beton yığınlarına maruz bırakılmışken denizde de iki beton yol görmek son derece rahatsız edici.

 1960’lı yıllardan bu yana  denizle şehir arasına bu yollar girmemiş miydi . Niçin yola arkamızı, denize yüzümüzü dönmüşken, buna maruz bırakıldık, anlayabilmiş değilim! 

Denizin tabiatında kayalar vardı, betonlar değil. Ganita’nın simgesi Tombul kaya, arkadaşları Sofra kaya ve Başkaya…

Ganita çay bahçesi ise aynı kalmış. İnsanları değişerek tabii. 2000 yılında Ganita üzerine bir belgesel çalışması yapmış ve Trabzon Gazeteciler Cemiyeti tarafından ödüle layık görülmüştüm. Aldığım ödüller içinde apayrı yere sahiptir Ganita Belgeseli.   Bir basın çalışanı olarak, yıllar sonra yeniden Ganita üzerine yazıyorum. Hazırladığım belgesele konuşan üç kişinin şuan hayatta olmadığını farkında olarak.  Çünkü şimdiki neslin bilmediği tanımadığı Mehmet Salih ile bizzat Ganita üzerine konuşmuştum.

Kimdi Mehmet Salih? Ganita’nın emektar işletmecisiydi. ‘72 yıl amme hizmeti verdim’ demişti. Ağaçlarını dikmiş, Ganita’nın balkonlarını, setlerini yapmıştı. ‘Florya plajı gibiydi burası… Nakliye ise denizden olurdu. İtalya, Fransa, Alman Konsoloslukları, Rus ataşesi vardı’ ifadelerini kullanmıştı. Herkesin seviyeli saygılı olduğunu da belirterek, özlemle anlatmıştı o yılları…

Bir Rus Trabzon tarihi araştırmacısının ise sahil yoluna ilişkin önemli bir tespiti var:

“Trabzon kenti için; hiçbir dönem hiçbir planda yer almayan şehirler arasında, sahil yolu 1964 yılında tamamlandığında, denizle kent arasına kara kedi girmişti bile. O denizle kucaklaşan ayağı suya değen kent, bir anda kapkara bir asfaltı koynunda bulmuştu. Çoğu sahil dolgusunda geçen yol artık, Ganita, Kemerkaya, Moloz, Uzunkum’un üzerine bir iptal damgası vururken, bu damga o kıyılarda asırlardır var olan güzellikleri, yaşama kültürünü iptal etmişti bile.”

Artık denize küsmüş şehir, şehre yalvaran bir deniz vardı. Tüm bu durum Ganita’nın insanla olan ilişkisini, sosyal, sanatsal, kültürel hayatını da etkiledi. Bugün çok geç kalınmış fakat iyi ki dedirten türden bir proje hayata geçti. Noksan tarafları olsa da….

Ganita’nın sanatsal  yönü ve  çok tartışılan Necip Fazıl heykeli konusuna ilişkin  görüşlerim bir sonraki yazımda...