Kiralık dükkânımı Maraş’tan bir depremzede istemişti, “2 kızım var, biri deprem sırasında tuvalette idi. artık tuvalete girmiyor. Aldım geldim Trabzon’a. Ayakta kalmayı başaracağım” demişti. Hatta “bana bile en küçük koltuk gıcırdaması o kara günü hatırlatıyor” diye de eklemişti. (Trabzon’a intibak sağlayamadı, bir sene sonra geri döndü)

Trabzon’da yaşıyoruz, depremi zerre hissetmedik ama travmasının büyük olduğunu biliyoruz. Ben hala o çocuklara nasıl hemen koşamadık, çocukları nasıl koruyamadık, sağ kalanlara hala neden bir sıcak yuva kuramadık diye hayıflanıyorum.

Askerler ya askerler, onları sahaya indirmediler siyasi kaygıları, koltuk sevgileri yüzünden milyonlarca insan enkaz altında bağıra bağıra gitti. Kızılay gibi bir kurum, halkın vergi ve bağışları ile halka hizmet ve sağlık hizmeti vermekle mükellef bir kurum depremin hemen sonrasında depremzedeye çadırı parayla sattı.

Bakın yaşadığımız şu 2026’nın Şubat’ında bizler o depremdeki kayıp çocukları konuşuyoruz değil mi? Niye? Ölen insan sayısı muamma, kaybolan çocukların akıbeti muamma, açıklanan rakamlar yalan çünkü. Ölen insanların cenazeleri 3 yıl sonra molozların arasından çıkabiliyor, diplomaları kullanabiliyor, çocukların akıbetini hatta Epstein’e gidip gitmediğini bile bilmiyoruz. Çocuklar için, TBMM de “kayıp çocukların araştırılması için” bir önerge veriliyor AKP ve MHP oyları ile reddediliyor! Siyaset gözünü görüyor musunuz?

Senin depremzeden konteynırda yaşarken sen kalkıyorsun Suriye’de zarar gören Suriyeliler için deprem konutu yapıyorsun ya, ben ne diyeyim sizin devlet anlayışınıza…

Tüm kayıplar, travmalar ve yapılmayanlar için yüzünüz kızarıyor mu ey bizi yönettiğini sanan basiretsizler?

Sayenizde gözyaşımız bile kalmadı…

6 ŞUBAT 2023’DEN BUGÜNE AKILDA KALANLAR…

Yemin ediyorum o çok alay ettikleri Ecevit bile 17 Ağustos depreminin sürecini olabilecek en iyi ve en şeffaf bir şekilde yönetti. Asker bile bir saat geçmeden sahada idi.

Ama 6 Şubat depreminde ne gördük bizi yöneten siyasal İslamcılardan?

Bakın ben sıralayayım da sizde biraz hafızalarınızı kontrol edin; Askeri sahaya indirmediler, kendi korkuları ve basiretsizlikleri ile. Asayiş sağlanamadı, bölge Teksas’a döndü. Yardım tırları yağmalandı. Rant için “emlak barışı” çıkaranların zerre suratları utanmadı, daha insanlar enkaz altında iken canlı canlı selalar dinlettirildi, enkaz altında kurtulma umudu olabileceği düşünülmeyerek sırf iktidarlarına bir şey olmasın diye internet bilerek kesildi, vefat eden insanlarımızın sayısı doğru verilmedi hala da sayı tam olarak değil, hala konteynırlarda yaşayan insanlarımız var, sağ olarak kurtarıldığı halde kurtarıldıktan sonra kaybolan çocuklarımız var ve bu çocukların akıbetinin araştırılmasını istemeyen bir iktidar var.

Ve daha cenazeler bile kaldırılmadan ilk seçimde bu iktidara oy verip enkaz aralarında zafer turu atan seçmenler var.

İngilizlerin dediği gibi “her ülke hak ettiği gibi yönetilir”.

Nokta…

ŞANSA YAŞIYORUZ, ŞANSA…

Düşünebiliyor musunuz, 99 depremi ile 2023 depremi arasında tam 24 yıl var ama enkaz aynı…

Elimizdeki telefonlar devrim yarattı, İpod’lardaki teknoloji hızı takla ata ata gidiyor ama bizde depremin görüntüsü hep aynı.

Şimdi deprem olsa bile aynı.

Çarpık kentleşme devam,

Çakma çakal müteahhitler devam,

Hırsızlık- peşkeşlik- kayırmacılık devam.

Hiçbir ilerleme yok, 23 senedir iktidar da devam.

Şaka değil, gerçek: şansa yaşıyoruz şansa…

ŞAŞKIN ŞİRKET…

Geçenlerde bir yerde okumuştum.

Adam Ankara’da bir şirkette çalışıyor ve Kahramanmaraş’ta anne babası enkaz altında. Şirket izin vermiyor gitmesine. Uzun mesele, neyse şirket daha sonra bu adama iki konteynır bağışı lütfediyor! Asrın felaketi denince ayıkmışlar herhalde.

Adam bir sene daha çalışıyor şirkette ve ayrılmak istiyor. Bilin bakalım ne oluyor?

Konteynırları geri ver, diye şirket hukuki yollara başvuruyor!

Vatandaşı bireysel yardıma, devlet dışı desteğe muhtaç bırakırsan olacağı bu.

Devletin bu zamanlarda görevi, az ya da çok önemli değil, yardımları dengeli, adilane ve insan onurunu gözeten bir şekilde zamanında yapmalı.

O şirketlerden canlı yayında bağış adı altında haraç kesmeye benzemiyor.

DEPREMİN HESABINI VERDİLER Mİ?

Sizde benim gibi gülümsüyorsunuz biliyorum, “bu zamana kadar neyin hesabını verdiler ki bunun hesabını versinler” diyorsunuz benim gibi.

Depremde binlerce can gitmiş;

Kendi koltuk dertlerine düştükleri için askeri kışladan çıkarmamışlar, AFAD olay yerlerine saatler sonra gelmiş, Kızılar çadır satmış, deprem vergileri ortalıkta yok, halktan para toplanmış (bu arada toplanan yardım paraları, kaybolan 128 milyar dolar kadar da olmadı yani siz düşünün meblağı), halka yardım önceliğinin kendi cenahından olanlara verileceğini söyleyen siyasetçilerle peşi sıra gelecek seçime alt yapı oluşturulmuş, imar izni verenlere bir şey yapılmamış, o imar izinleri ile yıkılan yapıları inşa eden müteahhitlere bir şey olmamış, aksine delil karartmaya gidilmiş, bizde çıkıp “hesabını verdiler mi, vermediler mi?” diye soruyoruz.

Ya arkadaş, geçen sene Kahramanmaraş da konteynırda, afet konutunda yaşayanlara yasak konmadı mı? Bu yıl biber falan dikmeyeceksiniz tarlalarınızda denilmedi mi? Yeraltı suları ve kuyulardaki su dağılmış 6 Şubat depremi ile ve büyük hükümetimiz böyle çare bulmuş! Konteynırda veya afet konutunda kalanların gusül abdesti almalarına olanak tanınmış! Gülmeyin, abdestsiz kalmamak için aç kalınabilir diye yasaklamışlar ürün ekimini…

Biz de kalkıp hesap soruldu mu diye soruyoruz.

Asıl soru bizi kim yönetiyor?

GÜCÜME GİDİYOR…

Bir depremzede yazmış, gücüme gidiyor demiş.

“6 Şubat depremini Maraş’ta yaşadım. Çoook fazla gücüme giden şey var tabi ki hangi birini sayayım ama ilkini yazacak olursam; açıkçası ben zannettim ki depremden sekiz saat sonra falan Kızılay gelecek çorba dağıtacak, çadırlar kuracak. Asker gelecek enkazın başında bekleyecek. Ben 48 saat Maraş’ta kaldım, hiçbir şekilde kimse gelmedi. Çaresiz ve yalnız bırakıldık. Yardımlar 5.ci gün geldi. İş makinası sahibi olanlar kendi akrabalarını kendi imkânları ile kurtardılar. Herkes kaderine terkedilmişti. Telefon şebekeleri ayrı konu, sabah 04.17’de deprem oldu benim Türkcell şebekeli telefonum 20.00 gibi çekmeye başladı. Ama en çok gücüme giden sanırım, 6 Şubat deprem olmuş, 8 Şubat’ta işyerimden şöyle bir mesaj gelmişti: 9 Şubat mesaiye gelmezseniz, hakkınızda idari soruşturma başlatılacaktır…”

Hani “enkaz altında kalan var mı?” diye bağırıyorlar ya,

Diyorum ki;

Devleti enkaz altında bıraktınız, devleti.

İşte bu da benim gücüme gidiyor…