Sevgili dostlar, Kılıçdaroğlu’nun 77 yaşında ve bu kadar sağlıklı görünce şuna inandım: Sağcı…

Hayatım boyunca bu kadar sağlıklı bir solcu görmedim, dümdüz sağcı sağlıklısı var üstünde herifin. Ayrıca 100 yaşına kadar da yaşar, demedi demeyin.

Türk siyaseti AKP ile beraber dipsiz bir cenderenin içine düştü, artık burnumuz şeyden çıkmaz. Reisin teke tek kazanabileceği tek rakip bu arkadaş, helal olsun Reis’e rakibini de kendi seçti.

Kendime de ayrıca teşekkür etmek istiyorum, geçmişte bu zat hakkında yazdıklarımı doğrulayıp, beni tasdik ettiği için kendime müteşekkirim.

Bu nasıl bir hırs arkadaş, 13 seçim kaybetmişsin hala adaylık peşindesin. Nasıl bir seçim hevesi var sende Piro? Ben 3 dönem Muhtarlık seçimini kazandım mahallemde, Muhtarlığı bıraktıktan 15 sene sonra tekrar aday oldum. Kazanamadım, asla bir daha beni o sandığa sokamazlar! Sendeki bu gayret nedir anlayamadım Piro? Bir değil, iki değil, üç değil, 13 kez seçim kaybetmişsin…

Emperyalistlerin bunun gibi uyuyan hücreleri vardır. Hepsinin başka bagajları var hepsinin hesapları başka ama tek hedefleri Türkiye Cumhuriyeti’ni yıkmak. Osmanlı zamanında da vardı, Damat Ferit hükümetindeki Ali Kemal’in de durumu aynı.

Tarih tekerrürden ibarettir derler ama ben diyorum ki;

Egemenlik Kayıtsız Şartsız Milletindir…

KIRAATHANE KÜLTÜRÜ…

Geçen hafta Mimarlar Odası Trabzon Şubesi’nin konuğu oldum.

“Trabzon’un Eski Otelleri ve Hikâyeleri” başlıklı bir konuşma yaptım, Trabzon’da özellikle Meydan ve çevresindeki konaklama yerleri ve kıraathanelerini anlattım. Trabzon’umuz ve çevresi özelinde, çoğu geçmişte kalan kıraathane yaşantılarını aktardım.

Kültürümüzde, kültürlenmemizde kıraathanelerin yeri ve önemi asla yadsınamaz. Bu yuvalar toplumsal kültürümüzün de birer basamağıdır.

Kıraathaneler, geçmişte çoğu insanımızın evi ile işi dışında yaşamlarını sürdürdükleri üçüncü mekânları idi. Belli insanlar belli kıraathanelere çıkardı. İki çeşit kıraathane vardı kentimizde, sohbet kıraathaneleri ve oyun oynanan kıraathaneler. Kıraathane için Türk Dil Kurumu sözlüğü “müşterilerinin okuması için gazete ve dergi bulunduran genişçe, temiz ve iyi döşenmiş kahvehane” diye tanımlar.

Oyun oynanmayan kıraathanelerde belli yaşın ve belli bir düzeyin üzerindeki ekâbirler devam ederler, her akşam birbirlerini aynı özlemle beklerler, geç kalanlar merak edilir hatta evden bile çağırtıldığı olurdu. Önce yorgunluk kahveleri içilirdi. Ocakçılar herkesin kahve ölçeğini iyi bilirdi. Şekerli, orta şekerli, az şekerli, köpüklü, şekeri ziyade. Hatta ocakçılar kimin hangi fincanla kahvesini daha zevkle içeceğini de bilirdi, kallavi Mekke fincanları bunların tercihi idi…

Oteller Trabzon’un bir başka sosyal mekânları idi, Ramazanlarda Meddah, Orta Oyunu, Karagöz, Musiki fasıl heyetlerinin icra ettikleri eğlence geceleri, büyük kıraathane salonlarında tiyatrolar bile icra edilirdi. Bilardo oynanan kıraathaneler revaçta idi. Cami çevrelerinde, cami avluları ile bütünleşen kıraathaneler de bir fazla idi Meydan’da. Bu mekânlar cami cemaatiyle namaz vakitleri dolar taşardı.

Kültürü oluşturan bileşenlerin harmanlanmasında elbette mekânların yeri çok önemlidir.

Bu kültür yuvalarının yerlerini şimdi kafe, atari salonları, çay ocakları, okey salonları falan aldı.

Biz bunların ayrıcalığını anlattık panelimizde…

SANKİ BİZİ DUYDU TRABZON BÜYÜKŞEHİR…

Geçen hafta bu köşeden yazmış, teklif etmiştim.

Parkı ismi “Ahmet Şener Parkı” olsun diye, parkın ismi “Ahmet Şener Parkı” oldu!

Birbirimizden bağımsız ama demek ki Trabzon Büyükşehir Belediyesi yetkilileri ile aynı şeyi düşünmüşüz. Benim isim önerimdeki amaç, bu sahil bandında geçmiş dönemlerde de sosyal dinlenme alanlarından bazılarına “Ahmet Şener Parkı” adı verilmiş ama gelişen otoyol yenilenmesi sonucunda kaybolmuş gitmişti

1989-1994 arasında rahmetli Trabzon Belediye Başkanımız Atay Aktuğ döneminde sahil düzenleme alanında bir mekâna “Ahmet Şener Parkı” adı verilmişti, seçim sonrası göreve gelen Asım Aykan (1994-2004) yol genişletme çalışmaları arasında bu parkı kaldırmıştı.

Bizim dönemde sahilde aynı bölgede bir mekânı “Ahmet Şener Parkı” yaptık, bizden sonra gelen Gümrükçüoğlu Belediyesi yine sahil düzenleme çalışmalarını (!) bahane ederek parkı kaldırmıştı.

Bende bizim gazetenin de önüne denk gelen parkı görüp, geçmişi de hatırlayıp yazımda bu parkın ismi “Ahmet Şener Parkı” olsun diye yazmıştım. Büyükşehir Belediye yetkilileri benimle aynı düşünüyorlarmış park: Ahmet Şener Parkı oldu…

4 dönem Trabzon Milletvekilliği yapan, bir dönem Devlet Bakanlığı ve uzunca bir süre Orman Bakanlığı yapan bir üstün şahsiyetin adını bu kent yaşatacak.

Teşekkürler Trabzon Büyükşehir Belediyesi ve elbette alkışlar Ahmet Metin Genç’e…

YENİ ORMAN YASASI İLE HER YER İNŞAAT

CHP Trabzon Milletvekilimiz Sibel Suiçmez “Siz yüz yıllık, oturmuş, dengesini bulmuş bir orman ekosistemini yok edip sonra da gidip bir dağın tepesindeki kayalık, toprağı bile olmayan çorak bir Hazine arazisine fidan dikip yok ettiğiniz ormana karşılık ormanlık alan yaptığınızı iddia ediyorsunuz, yemiyoruz…” diyor.

AKP hükümeti, 936 bin metrekare alanı bu ay çıkardığı Cumhurbaşkanlığı kararnamesi ile orman alanından çıkardı!

Sadece Trabzon’da Akçaabat, Araklı ve Tonya ilçelerinde 2 bin 500 metrekarelik alan artık endüstriye, turizme ve madene teslim edilmiş!

Bu kadar kör göze parmak sokmazlar diyeceğim ama bir taraftan da bakınca neleri neleri sokmadılar ki diye de düşünmekten kendimi alıkoyamıyorum.

Alıştık dostlar, alıştık. AKP ülkeyi ya inşaatçılara ya da yabancı madencilere yağmalatıyor resmen. Şaşırdık mı?

Valla sizi bilmem ama ben asla şaşırmıyorum, bu millete böylesi gayet müstahak.

Satsınlar bence, her seçim öncesi gaz çıkardık yalanını yiyip daha sonra zam kitlenenlere az bile.

Durmak yok, inşaata devam…

NASIL BİR RUH HALİ İSE…

Düşünüyorum da o mahkeme kararından sonra “Bana CHP Genel Başkanlığı lazım değil, ben ülkede adalet, ahlak istiyorum” demiş olsaydı ne olurdu mesela?

Böyle bir cevap verseydi ülke siyasetinde nasıl bir olumlu küme oluşturabilirdi, hayal bile edemiyorum.

Gençler, vatandaşlar nasıl bir iyi ruh haline gelebilirdi?

Partisinin gözünde bir kahraman ilan edilecekken şimdiki hali düşünemiyorum bile.

Bir gün uçakta 4 kişi yolculuk ediyormuş, Reis, Piro, Özgür Özel ve bir öğrenci çocuk. Uçak bozulmuş, herkesin atlaması lazım ama uçakta 3 paraşüt var! Reis “Ben Cumhurbaşkanıyım, atlamam lazım” demiş ve atlamış. Kılıçdaroğlu “Erdoğan en çok beni görmekten korkuyor, benim de atlamam lazım” demiş, atlamış.

Sadece Özgür Özel ve öğrenci çocuk kalmış. Özel çocuğa demiş ki “Sen bu ülkenin geleceğisin, al paraşütü atla”, çocuk “Başkanım, hala 2 paraşütümüz var, az önce atlayan Kılıçdaroğlu benim okul çantamla atladı” demiş…

Ahhhhh Piro, ahhh…

İnsan da azıcık utanma duygusu olur…