Bırakalım, anlaşılması güç olayları ve sonrasında meydana gelebilecek gelişmeleri!

Çok net, yani gerçeğin bile çırılçıplak ortada olduğu olayları da adeta “Her kafadan ayrı bir ses” çıkararak değerlendiren ve yorumlayan, ama bunları tamamen “kendi penceresinden bakarak” yapan ahali ile karşı karşıyayız.

Ezcümle her şeyin değilse çok şeylerin toplumun değil de, kendi çıkarlarına uyup uymadığını düşünerek, hesap ederek hareket eden, hadi “At gözlüğü takanlar” diyelim!

İşte bu hal içinde olanlar, yani toplum halinde yaşamanın altın kuralı olan “empati yapmayı” beceremeyenler, bir kenara itenler.

Demokrasinin temeli, altın kuralı olan, insan hakkını, ahlâkı ve adaletli olmayı hiç ama hiç akıllarına getirmeyenler!

Bundan dolayı da duymazlar, görmezler ve anlayamaz ve getirmezler!

Belki de getirecek halde değillerdir!

Öyle iseler nasıl getirsinler ki?

Çünkü hakkın, ahlâkın ve adaletin yer almadığı bir beyine sahip olanlardakine zaten akıl denmez, denilemez!

Bu yüzden de bu gibiler duymaz, görmez ve anlayamazlar!

Bunları, Cenab-ı Allah bu gibileri Kur’an-ı Kerim’in, Arâf Suresi 179. Ayet’in de çok net bir şekilde tarif eylemiş:

“Onların kalpleri vardır, onunla gerçeği anlayamazlar. Gözleri vardır, fakat onlarla görmezler. Kulakları vardır, fakat onlarla işitmezler. İşte bunlar hayvanlar gibidirler. Hatta daha da aşağıdırlar. Bunlar da gafillerin ta kendileridir.”

FINDIKTA DIŞ RAKİBE, DÜŞMANA İHTİYAÇ YOK Kİ!

Önceki gün, Türkiye fındık ihracatındaki 100 bin ton iç, yani 200 bin ton kabuklu fındık azalışının rakamlarını paylaşmıştık.

Ancak bunun aynı zamanda; “Çikolata sanayinin ürünlerinde bu yıl 200 bin ton fındığı kullanmadıkları” anlamına gelmediğini belirtmedik.

Çünkü, bu çaptaki, ölçekteki uluslararası firmalar önlerindeki 5-10 yılı baz alarak üretim planlamasını yaparlar, yapıyorlar. Önceden belirledikleri miktarda fındığı mamullerinde kullanıyorlar.

Demek ki, çikolata arzından bir azalma olmadığı için, imalatlarında fındığı kullanmayı da sürdürüyorlar.

Bu da şu gerçeği önümüze koyuyor: “Üretim için gerekli olan miktardaki fındık teminini başka ülkelerden de yapıyorlar. Ya da stoklarını kullanıyorlar.”

Durum bu ahval de, yani “Üretim ve ticaretten dünya fındığının yüzde 85’ini temin eden bir durumdan, yüzde 70’in altına inmiş bir Türkiye gerçeği” ile karşı karşıyayız.

Bunu nasıl düzeltebiliriz?

Bu soru üzerinden hareket edecek yerde, kime ve nereye hizmet ettikleri bilinmeyen bazıları (ki artık alternatif üretici ülkelere olduğu da söylenebilir) halâ fındığımızın en büyük alıcılarını suçlamaları yetmezmiş gibi, boykot etme, yani fındığın kapısından kovma noktasındaki ihanet çağrılarını yapmayı sürdürüyorlar.

Ne denir?

Sanırım giderek itibarını kaybeden Türk fındığı şöyle diyordur: “Böyle sahibi, dostu olanlar düşmana ihtiyaç duymaz ki!”

İNSANLAR ve HAYVANLAR…

Tanrı’nın yarattıklarından olan insanlar ile hayvanlar tek fark, irade kullanmaktan başka bir şey değildir.

Yani her daim tekrarladığım gibi: “Allah’ın ‘insan’ diye yaratıp, ‘Beyin’ ile donatıp, ‘Akıl’ ile ödüllendirdiklerinin diğer yaratılardan tek farkı, kullansınlar diye verdiği ‘İrade’ den başka bir şey değildir.”

Çünkü Allah’ın yarattıkları içinde insandan daha büyük beyine sahip akıllı filler gibi…

Daha zeki ve akıllı tilkiler gibi,

Daha güçlü aslanlar gibi o kadar çok yarattıkları var ki!

Bu durumda insanoğlunun tek üstünlüğü, hatta verilecek hesap iradenin nasıl kullanılıp, kullanılmadığıdır.

O iradenin de “hayvan” olarak nitelenen, tarif edilenlere, hem ahlâken, hem kanunen, hem de dinen nasıl kullanılacağı da ortadadır, bilinir!

Tabii, iradeli insan tarifine sığanlar için!

ÇAYIN SIKINTISI FİYATI DEĞİL, DENETİMSİZLİK…

Birincisi, serin giden hava şartları nedeniyle bu yıl biraz daha gecikmeli tam olarak 20 Mayıs gibi üretici tarlaya girebilecek…

İkincisi, makasın da ötesine varan yaş çay yaprağındaki toplama şekliyle kuru çaydaki kalite düşmeye devam edecek…

Üçüncüsü, yaş çay yaprağının fiyatı 30-35 TL aralığında olacak…

Dördüncüsü, sektörde dürüst, üretim ve ticaret ahlâkına sahip özel sektör zor durumda kalmaya devam edecek…

Çünkü yani beşincisi, sektörde çay çöplerinden glikoz, karbonat ve gıda boyası ile “5 dakikada tavşan kanı çay” demleyenler, haksız rekabet yaratarak “demlenmeye” devam edecekler…

Altıncısı, devlet-i aliyye de halkın sağlığını korumak, sektörde de haksız rekabeti önlemek için maaşlı görevliler, yetkililer her zaman olduğu gibi denetleme yapmamaya, haksızlığa göz yummaya devam edecekler gibi gözüküyor.

Bir kaç gündür, özellikle son altıncı madde konusunda sektörde dürüst, namuslu ve kanuna uygun hareket eden üretici ve sanayicilerle görüşmelerimiz oldu.

Detaylı vereceğiz! Ama şu bir cümle bile paylaşacaklarımızı ifade etmeye yetiyor:

“Devlet her aşamada denetim mekanizmasını işletsin, üzerine düşeni yapsın. Özel sektör verilecek fiyatın üzerinde rakamdan yaş çay yaprağını peşin para ile alır. Çalıştırdığı işçisine da asgari ücretin üzerinde ücret öder. Piyasada da gerçekler hakim olur.”

ÖKÜZÜN ALTINDA BUZAK KİM ARAR?

Ahali olarak çokça kullanılır ama çoğu tam olarak anlamını bilmez!

Onun için kısaca belirtelim:

“Olmayacak bahaneler uydurarak, asılsız sebeplerle birini suçlamaya çalışmak veya gereksiz şüphe duymak anlamına gelir. Genellikle ortada olmayan bir suçu zorlama yollarla bulmaya çalışan, art niyetli veya aşırı şüpheci kişiler için kullanılan bir deyimdir.”

Ezcümle: Uzatmaya, evelemeye gevelemeye hiç gerek yok!

Buzağı arayanlar, genel de öküzün altında kendilerinin olduğu görmeyenlerdir!7

DÜNDEN BUGÜNE

ABD, özgürlük öğretiyor!

9 Nisan 2007’de “Söz uçar, yazı kalır” diyerek satırlara dökmüşüz.

“O gün Irak idi, bugün İran” diye hafızalarımızda yan yana koyup, yer buldurarak tekrar okuyalım.

*

İnsan hayatını hiçe sayan bir özgürlük anlayışı olsa olsa, “laf olsun” diye Newyork sahiline diktikleri heykelin içini bombalarla dolduranlara yakışır!

Onlara yakışır da, Irak’ta her gün yüzlerce insanı, Müslümanı katlettiren, Barzani ve Talabani gibi uşakları olanlara da methiye düzen içimizdeki bizden olmayanlara ne demeli?

Bunların “özgürlük” yalanı neye benziyor, bilir misiniz?

Adamın biri içten içe kızdığı, ama “dostum” da demekten geri kalmadığı arkadaşını 10’un kattan aşağı atabilmek için planlar kurarmış.

Bir gece yarısı, etrafın göz gözü görmediği bir saatte, pencerenin kenarına yaklaşmış ve “Gel sana kargaları göstereyim” demiş.

Sonrası malum! Amerikalıların Iraklılara gösterdiği, bizde de yapmak istediği gibi!

KISSADAN HİSSE

Bugünkü saraylarda bulunanlar gibi, geçmişte de Harun Reşit’in Behlül adında bir saray maskarası vardı.

Sarayda diğer görevlilerden biri, Behlül ile alay etmeye çalışırken; “Tebrik ederim. Harun Reşit seni bütün eşeklere reis yaptı!” der.

Behlül de hemen emretti: “Çabuk semerini taktır da gel!”