Televizyonlarda, yazılı basında ve Meclis kürsülerinde sürekli duyduğumuz “İklim Kanunu” ifadesi artık gündemin en çok tekrarlanan başlıklarından biri haline geldi.

Peki, bu kadar konuşulan bir konu gerçekten vatandaş tarafından ne kadar anlaşılıyor?

Sokaktaki insan bu kanunun neyi değiştireceğini, hayatına nasıl dokunacağını biliyor mu? Yoksa sadece büyük cümleler, teknik kavramlar ve “yeşil dönüşüm” başlığı altında, içeriği tam olarak hissedilmeyen yeni bir düzenle mi karşı karşıyayız?

Çok konuşulan ama az anlatılan bir kanun, toplumda gerçekten ne kadar karşılık buluyor?

Devletin söylediği hedefler; emisyon azalımı, çevre koruma, sürdürülebilirlik. Peki ya uygulama maliyetleri? Sektörlere etkileri? En önemlisi üreticiye yansımaları? Vatandaşın günlük hayatına ne ölçüde yansıyacak tüm bunlar?

Fiyatlar.. Üretim.. Tüketim… Yaşam tarzı… ?

Yetkililer sakin… Cümleler yumuşak… Ton rahatlatıcı…

“Endişeye gerek yok.”

“Kimsenin yaşam tarzına karışılmıyor.”

“Bu sadece çevreyle ilgili”

Tarihe bir bakalım; en tehlikeli yasalar en masum cümlelerle başlar.

Çünkü yasalar ne söylediğiyle değil, neye kapı araladığıyla tehlikelidir.

Bugün “yok” denilen şey, yarın “zaten vardı” denilerek hayatımıza girer.

Toprak Senin Ama Karar Kimin?

“Tarım yasaklanmıyor” deniyor.

Bugün doğru gibi görünse de yarın şu cümleyi duymayacağımızın garantisi var mı?

“Karbon salımı yüksek ürünlerin ekimi sınırlandırılacaktır.”

Bu ne demek biliyor musunuz?

– Hangi ürünü ekeceğin

– Kaç hayvan besleyeceğin

– Hangi gübreyi kullanacağın; artık senin kararın olmaktan çıkabilir.

Tapu senin olur. Ama yetki gider.

Çiftçi toprağın sahibi kalır ama iradesi kiracıya döner.

Kimse gelip “yasakladık” demez.

Sadece destekler çekilir.

Teşvikler değişir.

Uyum sağlayamayan elenir.

Yani küçük üretici sessizce tasfiye edilir.

Peki ya hayvancılıkta?

Bugün kimse çıkıp “et yasaklanacak” demiyor.

Ama dünya ne konuşuyor?

“Hayvancılık karbon salıyor.”

Yarın ne olabilir?

– Hayvan sayısına kota

– Yem kullanımına sınırlama

– Küçük üreticiye ağır standartlar

Yani büyük tesislerin parası vardır, altyapısı vardır uyum sağlar.

Peki küçük hayvancı ne yapar?

Yok olur. Sonra ne denir?

“Piyasa böyle.”

Hayır… Piyasa böyle olmaz; Piyasa böyle yapılır.

Elektrik pahalanır.

Doğalgaz artar.

Ulaşım zamlanır.

İtiraz ettiğinde ne denir? “Gezegen için fedakârlık.”

Peki soralım: Bu fedakârlığı kim yapacak? Olan kime olacak?

Bugün Teşvik, Yarın Mecburiyet

Bu bir gecede olmaz. Yavaş yavaş olur. Adım adım olur. Ve sen fark ettiğinde, çoktan normalleştirilmiştir.

Karbon Ayak İzi Kimin Hayatı?

Bugün deniyor ki: “Takip yok.” “Ölçüm yok.”

Peki yarın?

Dijital çağdayız. Ölçülemeyecek hiçbir şey yok.

– Ne yiyorsun

– Ne kadar tüketiyorsun

– Ne kadar seyahat ediyorsun

Ölçülen her şey düzenlenebilir hâle gelir.

Peki bu ölçümler kimin elinde olacak?

Ve daha önemlisi: Kime karşı kullanılabilecek?

Asıl Tehlike Nerede Saklı?

Bu kanun tek başına değil, yönetmeliklerle çalışır. Bugün Meclis’ten geçen metin, yarın bir imzayla çok daha sert hâle gelebilir.

Ve o gün geldiğinde şu cümleyi duyarsın:

“Zaten kanunda vardı.”

İşte hukuk böyle sessizleşir.

Peki Bu Sessiz Dönüşüm Kime Yarıyor?

Her büyük dönüşüm bir masal anlatır.

Ama gerçeği görmek için şu soruyu sormak yeterlidir:

Kim kazanıyor? Kim kaybediyor?

Kazananlar belli:

Büyük sermaye.

Büyük üreticiler.

Büyük enerji ve teknoloji şirketleri.

Neden? Çünkü onların:

– Parası var

– Uyum gücü var

– Lobi gücü var

Yeni standartlar onlar için tehdit değil, rakip eleme aracıdır. Küçüğün taşıyamadığı her yük, büyüğün yolunu açar. Kaybedenler ise konuşamaz:

Küçük çiftçi… Küçük hayvancı… Yerel üretici… Dar gelirli vatandaş…

Onlara “yeşil dönüşüm” denir, ama yaşadıkları şey gelir kaybı, borç, belirsizliktir. Bu bir günde olmaz. Sessiz olur. Fark edilmeden olur.

Ben iklime, doğaya düşman değil bilakis endişeliyim. İnsanı ve geleceği hesaba katmadan yapılan çevrecilik, çevreyi değil sistemi kurtarır.

Doğayı koruyalım. Ama insanı ezerek değil. Bugün soru sormazsak, yarın sorma hakkımız da olmaz.

Türkiye’de birkaç üniversite yapay et konusunda AR-GE çalışmalarına başladığı gerçeğinden yola çıkarsak:

Tarım ve hayvancılıkta bugün “yok” denilen hangi uygulamaların yarın hayatımıza girmesini kabul edebiliriz ve hangisine asla sessiz kalamayız?

Siz de bir düşünün istedim.

Görüşmek üzere…