Türkiye’de basın özgürlüğü, uzun zamandır hukukla değil, cesaretle ölçülür hale geldi. Kalem tutmanın, soru sormanın, kamu adına konuşmanın bedeli var.
Gazetecilik mi suç? Yoksa suçu görünür kılmak mı?
Ordu’da verilen son karar bunun yalnızca bir örneği değil; İtirafı..!
Ak Partili Ordu Büyükşehir Belediyesi’nde görevli bir daire başkanına ait olduğu bilinen ve internette çoktan dolaşıma girmiş görüntüler…
Ne gizli çekim…
Ne takip…
Ne pusuda bekleme…
Görüntüler zaten sosyal medya aracılığıyla kamuoyunda sergilenmiş, her şey fotoğrafla ortada…
Gazeteci Levent Ustabaşı bu görüntüleri görüyor ve X platformu üzerinden Ordu Büyükşehir Belediye Bakanını etiketleyerek omzunda sekreteri almış daire başkanının fotoğrafıyla ilgili isim vermeden sadece şu soruyu soruyor:
Başkanım bu sizin daire başkanınız değil mi?
Bu kadar.
Yargı dağıtmıyor.
Hüküm vermiyor.
İnfaz yapmıyor.
Bir nevi teyit istiyor.
Yani, internette başkanınızın videoları dolaşıyor haberiniz var mı diyor.
Sonuç ?
Soran gazeteciye ‘özel hayat’ın gizliliğini ihlal suçlamasıyla 2 yıl 1 ay hapis cezası.
Söz konusu suça neden olan paylaşımda; bir ev ortamında pijamalı bir samimiyetle omuzlara alınmış bir sekreter ile kahkahalı yapılan bir eğlence, alem ortamında çekilmiş bir görüntü. Kamu gücü kullanan, kamu adına karar veren, hiyerarşik ilişkiler içinde görev yapan bir bürokratın davranışı; hele ki aynı kurumda çalışan bir astla ilişki iddiası söz konusuysa, artık yalnızca “özel hayat” değildir.
Bu durum etik, kurumsal, hatta idari bir meseledir kii bu ülkede muhalif kanatta yer almış ve özel hayat tabir edilen görüntülerle linç edilerek makamından el çektirilmiş birçok üst düzey isimler var… Sizin ki özel hayatsa onların ki neydi diye sorarlar adama…
Gelelim haberi yaptığı için hapse giren gazeteci Levent Ustabaşına. Levent benim Sabah Gazetesi bölge temsilciğindeyken benimle birlikte aynı yolda yürümüş, sevdiğim bir kardeşim meslektaşımdır. Gazetecilik olaylara bakmadan öte gazeteciyi gazeteci yapan olayların arkasındaki hikâyeyi görme yetisidir. Gazeteciyi gazeteci yapan işte bu bakıştır. Levent de bu özelliklere sahip başarılı bir haber avcısıdır. Birlikte savaş muhabirliği yapmış, yurtdışı deneyimleri yaşamış biri olarak; meslek ahlakını iyi bilen Levent’e yapılan bu zorbalığı kabul etmek mümkün değil.
Bu davada yargı, görüntüleri kimin sızdırdığını sorgulamadı. Kurumsal denetimin neden işlemediğini araştırmadı. Kamu adına hesap sorulmasını sağlamadı.
Bunun yerine yine kamusal güç kullanarak en kolay yolu seçti;
Gazeteciyi cezalandırdı.
Bu karar yalnızca bir gazeteciye verilmiş değildir. Bu karar, uluslararası kamuoyuna verilmiş açık bir mesajdır:
“Türkiye’de kamu gücü rahatsız edilemez.”
“Yolsuzluk değil, ifşa ceza alır”
“Yanlış değil, görünür olan susturulur”
“Kamu gücü değil, gazeteci hizaya sokulur”
Bugün Levent Ustabaşı’na yarın diğer meslektaşlarıma verilen ve verilmeye devam eden bu cezayla şu mesaj veriliyor;
“Eğer kamu görevlileriyle ilgili bir gerçeğe dokunursan seni özel hayat gerekçesiyle ezeriz” Bunun adı hukuk olmaktan çıkar, gözdağı vermekle birlikte tehdit suçu oluşturur.
Ne yazık ki bu ülkede adalet, uzun zamandır hakikati korumuyor. Adalet, rahatsız edilmek istemeyen sistemi koruyor. Gürültü çıkmasın diye gerçeğin üstü örtülüyor. Gazeteci susturularak düzen sağlamaya çalışılıyor.
Ama tarih şunu defalarca gösterdi:
“Gerçek susturulamaz, sadece ertelenir”
Bugün susması istenen gazeteci, yarın susan toplumdur. Ve susan toplumda ne adalet kalır, ne hesap, ne de demokrasi. Size de bir yerden tanıdık geliyor değil mi?
Dünyada basın özgürlüğü bir ülkenin demokrasiyle olan mesafesini ölçen en temel göstergelerden biridir. Gazetecinin soru sorabildiği ülkeler özgürdür; gazetecinin susturulduğu ülkeler ise yalnızca yönetilir.
Ordu’da yaşanan bu olay, artık münferit bir dava değil, Türkiye’nin uluslararası basın özgürlüğüne işlenmiş sayısız dosyalardan birisidir.
Demokratik ülkelerde Levent Ustabaşı’nın sorduğu bu soru, parlamenter denetim konusu olurdu ve etik soruşturma başlatılırdı.
Haberin ardından fotoğraftaki söz konusu daire başkanı ve sekreter ile birlikte birkaç isimin görevden alınarak haberin doğruluğunun kanıtlanmasına rağmen gündeme getiren gazeteci 2 yıl 1 ay hapis cezasını çekmeye devam edecek. Nedeni Özel hayat!
İnsan hakları içtihatları ortada ve net:
“Kamu görevlileri, özel kişilerden daha geniş bir eleştiri ve denetime katlanmak zorundadır.”
Hele ki iddia edilen durum, ast üst yani güç ilişkisi, kurumsal etik ve kamusal güven başlıklarını içeriyorsa, artık orada “Özel hayat” kalkanı sona erer.
Bu cezayla birlikte kamu personelinin özel hayat kalkanını kullanmasının önü açılırsa neler olur acaba. Aklıma bir dönem söylenen “Benim memurum işini bilir” sözüyle başlayan rüşvet dönemleri geldi. Neyse anlayan anladı.
Yapılan ve verilen her karar yarınımızda bir ışık daha söndürdüğünün bilinciyle verilmeli. Suçu işleyen değil gösteren cezalandırıldığı sürece bu ülkede suç oranlarının artmasıyla birlikte tüm değerler yok olmakta..
Sonuç olarak hukukun, siyasi siyasi kimliğe göre eğilip bükülmediği; evrensel ilkelerden koparılıp siyasi tercihlere göre uygulanmadığı sürece, kaybeden sadece gazeteciler değil, adalet duygusu, demokrasi ve toplumun gerçeği bilme hakkı yok olacaktır. O yüzden gazetecileri eleştirmek yerine onlara destek ve güç veren bir toplum inşa edilerek bir gün herkese lazım olacak o adalet ve demokrasiye korumalıyız…
Görüşmek üzere…