Önce “Bıkkınlık yaratacak”, hatta “Gına getirecek” kadar tekrarından vazgeçilmeyen haller ve sözler için kullanılan “Kabak tadı verdi” deyimini detaylı ifade edelim.
“Bir durumun, sözün veya davranışın aşırı tekrarlanması sonucu bıkkınlık, usanç ve sıkıntı vermeye başlaması, tadının kaçması anlamında kullanılır.”
Sonra da bu sütunlarda da lâfın tamamını esirgeyip, “Anlayana sivrisinek saz,” diyerek çokça satır arası yaptığımız, özellikle siyaset erbabının birbirlerine karşı kullandıkları “kem söz” düellosundan tekrar bahis eyleyelim.
Ondan önce de önceki gün Mevlana’nın “Lâfa bakarım lâf mı diye” cümlesi ile tamamladığımız yazıdan birkaç satırı tekrar hatırlayalım:
*
“Boğazın dokuz boğumlu” olduğunu unutup, “Kırk kez düşünüp, bir kez konuşmaları” gerekenler bu gerçeği adeta kenara koyuyorlar.
Sonra da, “Ağızlarından çıkanı da kulakları duymuyorlar” olsa gerek gözlerini yumup, ağızlarına ne geliyorsa söylüyorlar. O kadar ki, bunlara “hakaret” demek bile hafif kalıyor.
Bunun ederi de tek cümle ile şudur:
“Bu sözler, bunlar ne insanlığa, ne adamlığa, hele hele kamuyu yönetmeye talip olanların ağzına sığmıyor, sığmaz!”
*
“Bu toplumsal rahatsızlık yaratan konuya değinmek aklına nereden geldi?” diye sorabilirsiniz!
Gazeteye meslektaşlarımın “Hizmet mi, lâf mı üreteceksiniz?” sorarak attıkları manşeti görüp, ardına da “Kabak tadı verdi” deyimini ekleyip, bir de birbirlerine yolladıklarına “Kel alâka cevaplar” demeleri yok mu?
Böylesi muhteşem bir uyarıyı gel de görme bakayım!
Görünce de, hep aynı telden ve aynı üslupla çalıp söylemeleri bir yana, adeta “Sırf medya da yer almak için bunları yapıyorlar” imajı verilmesini kendilerine nasıl yakıştırıyorlar? Anlamak değilse, bile kavramak zor!
Anlaşılan o ki böyle hareket edenler, “Sözün gümüş olduğu yerde, sukutun altında olabileceğini” hiç kabul etmiyorlar.
Sanırım kem söze karşı susmayı, cevap vermemeyi de “Sukut ikrardan gelir” olarak görüyorlar!
Ama kitap karıştırmasını bilenlerin sayfalarda, bilmeyenlerin Google denilen arama motorunda karşılaşıp okuduğu bir gerçeği sanırım unutuyorlar.
O da şudur:
“Büyük insanlar fikirlerle, orta insanlar olaylarla, küçük insanlar ise kişilerle uğraşırlar” sözü zihinsel odak noktasını ve vizyon genişliğini tanımlayan yaygın bir özlü sözdür.
Onun için önerimiz değil, toplum olarak beklentimiz şudur:
“Kabak tadı vermeyin! Kabak tatlısı yiyerek lâf edin!”
RAKAMLAR BİLE USLANDIRMIYOR!
“Gözler kalbin aynısıdır” diye başlayan şarkı ne kadar doğru ise, ekonomide de rakamlar o kadar gerçektir.
Ama gerçeği görmeyi, duymayı ve anlamayı bilenler için…
Haaa bir de başka hesaplar uğruna anlamamayı tercih edenler var ki, onlar başlı başına adeta bir garabet gibiler!
Hele hele giderek “En önemli tarımsal ihraç ürünümüz” olmaktan çıkmaya başlayan fındık söz konusu ise!
Bu garabetin sahipleri, “Üretmek kadar işlemek ve ihraç etmek de önemlidir” gerçeğini unutup, habire sanayiciye, ihracatçıya saldırıp duruyorlar. Hem de “Tu kaka” ilan edecek, “Defolun gidin” diyecek derecedeki bir aymazlık ile!
Ne ilginçtir hem siyaset erbabından, hem de köylü adına hareket edenlerden bir kısmı, bu sanayici ve ihracatçıların üretime sağladıkları desteğin bırakın onda birini, yüzde birini bile yapmıyorlar.
Uzun sözün kısasını tercih edelim ve rakamların sergilediği gerçeği paylaşıp, değerlendirelim. Tabii “öküzün altında buzağı aramayı” tercih edenleri hariç tutarak!
*
1 Eylül’de başlayan 2025-2026 sezonunun geride kalan 8 aylık bölümünde 135 bin ton iç fındık (270 bin ton kabuklu) ihraç edebildik. Karşılığında ise 1 milyar 776 milyon dolar döviz sağlandı.
Bir önceki sezon olan 2024-2025’in aynı döneminde ise 237 bin ton iç fındık ihraç etmeyi başarmış, karşılığında da 1 milyar 941 milyon dolar döviz elde etmişiz.
Bu rakamlar neyi ifade ediyor?
Miktar bazında 100 bin ton daha az iç (200 bin ton kabuklu) fındık ihraç edebilmişiz. Karşılığında birim bazında daha yüksek fiyattan ihracat gerçekleştirmişiz. Bu da doğru.
Ama ortadaki geleceğe matuf acı gerçeğin, bizim ihracattaki 200 bin ton kabukluya tekabül eden eksiğimizi başkaları temin etmiştir. Böyle giderse de etmeye devam edecektir.
Bizimkilerin aralıksız gezerek 120’yi aşkın ülkeye pazarladığı fındığımızın yerini artık alternatif devletlerin ihracatları alıyor. Pazarı elde etmenin zor, ama kaybetmenin kolay olduğunu bir türlü anlamak istemeyenler neye hizmet ediyorlar?
O yüzdendir ki gaflet ve delalet içine düşmüş, ortadaki rakamlara, gelecekle ilgili gerçeklere rağmen halâ, habire sanayici ve ihracatçıya saldırıyor, suçluyorlar. Sonuç! Sonuç rakamlarla ortada değil mi?
İSRAİL Mİ DELİ? YOKSA ONUN FARKLI OLACAĞINA İNANANLAR MI?
Delilik sürekli aynı şeyi yapmak değildir.
Sürekli aynı şeyi yaparak farklı sonuç beklemektir.
Peki: Ortadoğu’da sürekli aynı şeyi yapanlar kimler?
İsrail ve yardakçıları. Demek ki bunlara “Deli” diyemeyiz!
Peki, “Sürekli aynı şeyi tekrarlayan İsrail’in 80 yıldır yaptıkları ortada iken onlardan halâ farklı beklentisi olan, bunlardan söz edenler kimler?”
İsrail’in “Barış” saydıklarına, “Ateşkeş” dediklerine inanarak farklı sonuç bekleyenler değil mi?
Ya da halâ “İsrail, Uluslararası anlaşmaları, insan haklarını ihlâl ediyor” demekten bir türlü vazgeçemeyip, aynı teranelerle farklı sonuç alınacağının hesabını yapanlar mı?
Sahi; gerçekte deli olanlar kim?
Aynı şeyleri yapanlar mı? Yoksa yapılan aynı şeylere rağmen farklı sonuç bekleyenler mi?
KAÇ TÜRLÜ DELİLİK VARDIR?
3 türlü delilik vardır.
Birincisi, Zır deli!
İkincisi, Zır Zır deli!
Üçüncüsü, Hınzır deli!
DELİCESİNE YAŞAMAK…
O ki, bu gün delilikten dem vurduk.
Kitabın ortasına değilse bile kapağına bakalım:
DELİLİK ve SALAKLIK!
Adamın birisinin arabasının lastiği tam akıl hastanesinin önünde patlar. Adam arabanın lastiğini söker. Ama lastikten söktüğü 4 bijon yuvarlanıp yağmur mazgalının içerisine düşer. Adam bakar mazgaldaki bijonlar görünmüyor bile, çaresiz oturup düşünmeye başlar.
Olayı başından beri gören bir deli parmaklıkların arkasından adama derki :
- Arkadaşım sen ne yapıyorsun orada öyle?
- Sorma birader, lastik patladı. Tam değiştirecektim bijonlar mazgala düştü.
- Düşündüğün şeye bak. Ondan kolay ne var. Bütün lastiklerden birer bijon çıkar. Lastiğe tak. Hepsinde 3 bijon olur. Seni lastikçiye kadar idare eder.
-Adama çok mantıklı gelir, hemen delinin dediğini yapar. Giderken de deliye der ki :
-Senin ne işin var bu akıl hastanesinde. Deli cevap verir :
-Biz burada delilikten yatıyoruz, salaklıktan değil!
