Şanlıurfa ve Kahraman Maraş da yaşanan ve her haliyle acı verip düşündürürken endişeye sevk eden şiddet vakasına hangi silsileye göre bakacağız?
Önce, suça hazırlanan zemine,
Sonra işlenen suça,
Daha sonra da suçluya bakarak hareket etmek, hem vicdani, hem ahlâki, hem de adaletli bir zorunluluktur.
Ezcümle, Yeni Yüzyıl Düşünce Derneği Başkanı Dr. Hasan Akyüz’ün dile getirdiği teşhis ile tedavinin ilk olarak nereden başlaması gerektiğini de açık açık ortaya koyan açıklamasının başlığında olduğu gibi:
“Tetiği çekenler kadar, şiddeti normalleştirenler de suçlu.”
Yani; “Şiddetin normalleşmesi ya da normalleştirilmesine bilerek veya bilmeyerek göz yuman tepeden tırnağa kadar idare edenler, yönetenler…”
Hem 10-15 yıl önce; “Her Yerde Şiddet” başlığı atarak dikkat çektiğimiz, onca uyarıları görmeyip, duymayıp, kavrayamayıp zihnen ve cismen şiddeti, katliamları maalesef bu mertebeye taşıyanlar…
*
Kamu adına duyan, bakan ve araştırıp inceleyerek kavrayıp da paylaşan bir mesleği icra ettiğimiz için, söz konusu “uyarı” olunca, geriye dönüp baktığımda, vatandaş olarak bu konuda hatırı sayılır ölçüde satırları da kaleme aldığımızı fark ettim.
Ancak, “Hiçbir işe yaramadıklarını”, daha doğrusu, “Muhataplarının bunları hiç dikkate almadığını”, daha da ötesi; “Şiddetin dozunu giderek arttırmasına rağmen, yine de umursamadıklarını” bugün gelinen noktadan görmek yok mu?
İki kelime ile “Kahrediyor insanı!”
*
İşte, 23 Mayıs 2012’de “Şiddetin Taşeronu” başlığı atarak sıraladıklarımızdan birkaç satır:
“Sözlü ya da fiili, şiddetin olmadığı yer yok.
Parlamentodan partilere, spor salonundan futbol sahasına, sokaklardan evlere…
Hastaneden postaneye, öğrenciden öğretmene, Temel’den Dursun’a, Ayşe’den Fatma’ya, Çocuktan gence, koca karıdan kocamana, en kötüsü de ekranlardan, sayfalara, her yanımızı sarmış şiddetin kolu…
Anlayacağınız, “Binmişiz (ya da bindirilmişiz) bir alâmete, gidiyoruz kıyâmete!”
Türkçesi, “Şiddetle yatıyor, şiddetle kalkıyor, şiddetle savaşıyor, şiddetle sevişiyoruz.”
Sözümüz, şutumuz, dilimiz, elimiz, duruşumuz, vuruşumuz, bakışımız, sevişimiz bile şiddetli!
Suç ve suçludan önce, suçlanması gerekenler kimler
O kadar çok ki!
Ama en çok; toplumu yönetenler, yönlendirenler.
Medyaya düşmeden kötü gerçeği göremeyecek kadar sığ görüşlü olanlar!
Toplumun “önde gidenler” diye tarif ettiği, ancak düşünce ve amelleri ile geriden gelenler!
*
Ama aynı yılın, yani 2012’inin Mayıs’ından önce 27 Nisan’ında da; “Dizilerin kepazeliğini ancak fark etti!” başlığı ile dönemin Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç’ın söylemlerini ele alarak da şunları dile getirmişiz:
“Aile içi şiddetten çarpık ilişkilere, bilimsel araştırmalardan mahkeme salonlarındaki boşanmalara varacak dereceye ulaşıp, Türk toplumunun temeli olan aile kavramını yerle bir etmede baş unsur haline gelen televizyon dizilerini nihayet Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç da fark etti!
Ama ne acıdır ki konunun uzmanı birçok araştırmacı, sosyolog, bilim adamının “Atı alan Üsküdar’ı geçti” diye niteleme yaptığı bir noktada fark etti, RTÜK’den sorumlu Başbakan Yardımcısı.
RTÜK ile ilgili düzenlenen toplantıda Sayın Arınç’ın, ''Özellikle giderek artan dizilerde ele alınan marjinal ve silahlı konular, karşı cinsler arasındaki çarpık ilişkiler, işlenen temalar toplumun tahammül sınırlarını zorlamakta ve ciddi eleştirilere neden olmaktadır'' ikrarı karşısında gün ortasında önce bir “Günaydın” çekmek ve ardından da “İş işten geçtikten sonra” demek gerekiyor.”
*
Hadi bir de 17 Nisan 2014’den hatırlatma yapalım mı?
Ölümlere bak yeter!
Televizyon da 19.00 haberlerini izliyorum.
Sunucu bir başladı ki sormayın! Derler ya; "Bir başladı, pir başladı" denecek kadar. Her telden asayiş haberleri.
İşte o haberlerin özet manşetleri:
*Maganda kurşunu küçük Ece'yi buldu.
*Baraj gölüne atlayarak intihar etti.
*Kız ve erkek tarafı düğünde şarkı yüzünden birbirine girdiler. Silahlar konuştu. 3'ü polis 23 yaralı.
*2.5 yaşındaki çocuk ormanda yangın havuzuna düşerek boğuldu.
*Bahçe duvarı yüzünden komşu cinayeti; anne-baba ve 2 oğlu öldürüldü.
*Kars'ta vahşice öldürülen küçük Mert'in katilinin cinayet serüveni.
Başka kanala geçeyim de kurtulayım dedim, ama korktum!
Ya orada da "ölümün bin bir türlüsünden" bir kaç tane daha duyarsam diye. Televizyonu kapattım. Kitap okuyayım dedim. Masanın üzerindeki kitaba uzanırken, küçük bir kağıta not ettiğim Albert Camus'un sözüne gözüm takıldı:
"Bir ülkeyi tanımak istiyorsanız, o ülkede insanların nasıl öldüğüne bakın."
Kağıtı avucumda öyle buruşturdum ki. İyi ki tırnaklarım uzun değilmiş!
*
İşte böyle bir tabloda gidişatı görmememin, olup bitenlere rağmen ders, ibret ve tedbir almamanın varacağı yer bugünkü haldir, tekerrürdür.
Hadi bin bir kere yazdık, ama bir kere daha Mehmet Akif ile hatırlatalım:
“Tarihi tekerrür diye tarif ediyorlar,
Hiç ibret alınsaydı tekerrür mü ederdi?”
*
O ki Dr. Akyüz ile başladık, “Anlayana sivrisinek bile saz” diyerek O’nun kavrama beceresi olanlar için dile getirdiği net mesaj ile tamamlayalım:
“Bu saldırıların sorumlusu sadece tetiği çekenler değildir. Tetiği çekenler kadar medyada şiddetin özendirilmesine, ahlaksızlığın ve zorbalığın normalleştirilmesine göz yuman ve izin veren yetkililerdir. Gençlerimize mafyatik kişiliklerin ve ahlaksızlığın idol olarak sunulmasına izin veren hakim irade doğan sonuçlardan birinci derecede sorumludur.”