Bir yanda ticari anlamda “TEKELLEŞME”, diğer yanda idare etmek, yönetmek, makamı sürekli işgal eylemek de denebilecek; “TEK ELLEŞME”, yani “TEK EL” olma!”

Ticarettekinin tarifi şöyle:

Bir malın üretiminin veya hizmetin sunumunun, pazarın önemli bir kısmında tek bir firma veya birkaç firmanın elinde toplanması, böylece rekabetin kısıtlanarak piyasada hâkimiyet kurulmasıdır. Bu durumda firma, fiyat ve arz miktarını kendi çıkarına göre belirleyebilir.”

Makam, mevki ve yönetmedeki “Tek Elleşme” dediğimizinki de, “Bir şeye, bir makama tek başına sahip olmak” şeklinde tarif edilebilir.

Bunu misal ve mukayese yaparak izah edersek, daha iyi anlaşılabilir.

Hadi biraz da güncel olsun diyelim.

Dahası, sürekli “Fındıkta Tekelleşmeden” dem vurulmasından bakalım.

Daha dahası, tekelleşmeden dem vuranların, bulundukları kuruluşların makamlarında, tek başlarına, yıllardır TEKEL gibi olduklarını, TEK-EL konumunda bulunduklarını da hatırlatmadan geçmeyelim!

Ezcümle, TEKEL’den şikayet edenler, çakıldıkları koltukta TEK-EL olduklarını da unutmasalar, dahası eleştirdikleri konumunda bulunduklarını görseler “iyi olur” diyelim!

MEHMET CİRAV, DEMEMİŞMİ İDİ?

Atadan, babadan bir asra yakın bir zaman dilimini “fındıkla yatıp, fındıkla kalkarak geçiren” üretici, sanayici ve ihracatçı Mehmet Cirav, geçmişten bugünü iyi tahmin edip, ifade ettiği için, “Niye hala hata yapılıyor?” sorusuna cevap ararken, sıkıntılı bir hâl içine giriyor.

Nasıl girmesin ki?

Trabzon Ticaret Borsası Meclis Başkanı olduğu dönemde, Kasım 2001’de “Söz uçar yazı kalır” diyerek şu söylemini kayıt altına almışız:

“Uygulanan popülist politikalar fındığın bugün geldiği olumsuz noktanın hazırlayıcısı oldu. Oysa bizim piyasadaki hakimiyetimiz diğer fındık üreten ülkeleri korkutuyordu. Ama bu politikalarla hep böyle gitmez, gitmeyecek. Bir örnek vermek gerekirse, ABD bademde öyle politikalar uyguladı ki şaşırırsınız. İspanya bir dönem badem üretimine soyundu. ABD fiyatta damping yaparak İspanya’nın üretimini durdurdu. Aynı olay yarın Türkiye’nin karşısına çıkarılmadan şimdiden önlem almalıyız. Rekabet ve başarı için bu şart.”

Evet! Mehmet Cirav’ın “Yarın” dediği, bugünler gelip kapıya dayanmış gibi gözüküyor mu? Olabilir.

ABD ve daha birçok ülke fındık üretimini arttırırken, maliyeti de düşürüyorlar mı? Aynen…

Peki, biz de olup biten ne?

Teşvik edici ve tedbir alıcı olması gereken devlet seyretmekte…

Üretenler ile onların adına kendilerine görev addetenler ise sadece tekelden ve fiyattan dem vurmakta!

HANGİ TRİO?

Bir dostumuz göndermiş.

Önce; “3-S” demiş. “Sevgi-Saygı-Sadakat.”

Sonra; “3-Y” demiş. “Yokluk-Yolsuzluk-Yalan”

Ardına da; “3-A”yı eklemiş: “Ahlâk-Aile-Adalet.”

Ondan sonra, “Sizce önce hangisi?” soru yöneltmiş.

Benim cevabım; “3-A” dır.

“3-A”nın olduğu her yerde, “3-S” olur, “3-Y” ise hiç olmaz.

BEKLENTİ DE TURİZM Mİ? TURİST Mİ?

Nisan, bitti. Mayıs yanaştı. Haziran’da dağlardan denizlere Karadeniz hareketlenecek.

Kimileri toplantı, kimileri hazırlık yapıyor.

Toplantı yapanlar, turizmdeki beklentilerden söz ediyorlar.

Turistlerin beklentilerinden ise çok az dem vuruyorlar!

Ama söz konusu “Harabe” diye tarif edilen “SANTA”, “Sümela’nın kardeşleri” denilen “VAZELON ile KUŞTUL”, Trabzon’un ilk yönetim yerlerinden olan, “İÇKALE” gibi turist çekebilecek eserler, mekânlar olunca, ben diyeyim “Ne acıdır”, siz söyleyin “Ne gariptir” ki turistlerin beklentileri önemsenmiyor, yıllardan beri sadece lâf üretiliyor.

Bu da ister istemez, turizm sezonu beklentileri söz konusu olunca, Sadece konuşarak, planlar anlatarak veya vaatlerde bulunarak somut bir işin başarılamayacağını, hedefe ulaşmak için eyleme geçilmesi gerektiğini vurgulayıp, boş sözlerin iş bitirmede etkisiz, icraatın da şart olduğu” anlamına gelen, “Lâf ile peynir gemisi yürümez” sözünü hatırlatmıyor değil!

FINDIKTA ACİL KODLU ÖNERİ…

Ulusal Fındık Konseyi (UFK) Başkanı Cem Şenocak, Türkiye’de ve dünyada düz arazide fındık bahçelerinin arttığını, bu bahçelerdeki maliyetin eğitimli arazilere göre çok düşük olduğunu belirterek çağrısını bir kere daha tekrarladı:

Miras yoluyla küçülen araziler ve eğimli arazilerde üretimin maliyeti sebebiyle üreticinin geliri giderini karşılamıyor. Üretici ürününe küstü. O nedenle acilen eğimli araziler için ayrı bir destekleme modeli geliştirilmesi gerekiyor.”

DÜNDEN BUGÜNE

Bundan 20 yıl önce, TOBB Başkanı’nın konuşmasına tanıklık ederek yazmışız.

Bakın ne yazmışız?

Kayserili ne, Trabzonlu ne konuşuyor?

TOBB Başkanı Rıfat Hısarcıklıoğlu’nun, Trabzon Ticaret ve Sanayi Odası’ndaki konuşması, “sözde” değil, “özde” olanlarla, yani siyasette atılan “nutuklar” değil, “yapılanlar” örnekleri ile doluydu.

Bunları zaman zaman paylaşacağız; çünkü özellikle Trabzonluların bunlardan çıkaracakları çok dersler var:

İşte biri:

Devletin, “İstihdamı engelleyen maddelerini” sıralayan Hisarcıkloğlu, “500’ün üzerinde işçi çalıştıracaklar, spor sahası ve salonu yapacak, antrenör tutacaklar” maddesini hatırlatıp, “Bu maddeyi koyduran olsa olsa Trabzonlu olur. Çünkü sporun bu kadar sevildiği bir başka yer yok” dedi ve ekledi:

“Kayseri de, iş bitiminden sonra erkekler, birlikte olur, toplanır konuşurlar. Neyi konuşurlar? Sanayiyi, ticareti, alıp, satmayı…

Neyi konuşmazlar? Sporu ve siyaseti.”

Hısarcıklıoğlu, daha sonra sustu. Salondakileri baktı.

Salondaki Trabzonlular da birbirlerinin yüzüne!

Kayserililer ile ne kadar farklı olduklarını düşünerek!

Yoruma gerek var mı?

KISSADAN HİSSE

Temel’den Cennetin kapısı!

Vakti zamanı gelince, Azrail’in eline düşen Temel, bu dünyadan giderken, Dursun’un kulağına; -“Hakkını helâl et. Cennete gidiyorum” diye fısıldamış.

Ölüm döşeğindeki Temel’den “Cennete gidiyorum” lafını duyan Dursun, “Temel nasıl gideceksin? Orada Cenneti nasıl bulacaksın?” diye sormuş.

Temel’in cevabı; “Ondan kolay ne var? Kapı numarası 61 olan yerden içeri atla, cennete girersin!”