Bir gün öncesinde; “Aga naber? Görünmüyorsun” diye takıldığım da; “Hani sen, Bektaşi’nin dünyanın işini bitirme ile ilgili kıssasını hatırlatıp duruyorsun ya! Hah işte farkında olmadan ben de onu yapmaya çalışıyorum” demişti.
Sonra da, “Bak sen de habire yazıyorsun. Sanki yaza yaza bitirecekmişsin gibi!” diye de eklemekten geri kalmamış, ardına da; “Seni alıkoymayayım” diyerek muhabbetimizi bu kez erken kesmişti.
Tıpkı bir gün sonraki “Her ölüm erkendir” sözünü hatırlatmak için erken gidişi gibi…
Kar gibi Beyaz Adam Mustafa Yılmaz Kar’ın erken gidişi gibi…

Hani denir ya, “Tam kafama göre” diye!
İşte Trabzon Ticaret Borsası’nın 5’inci katında çalışma odası komşum olan KAR gibi Adam MUSTAFA ile muhabbetimiz tam tamına öyle idi. Kafama göre ama HAS ADAM…
Çeyrek asır önce, Rahmi Üstün ile kağıt üzerinden icracı sivil toplum kuruluşu haline getirdiğimiz Çay Sanayici İşadamları Derneği (ÇAYSİAD) ın önce Genel Sekreteri, sonra da Başkanı idi…
“Bahçeden Bardağa” diye adlandırdığımız çayın her aşamasında, üreticisinden sanayicisine kadar sektörü bir bütün kabul ederek iyi bilendi…
“Çay ve fındık. Bölgenin kalkınma ağacının iki dalıdır. Sen fındıkta, ben çay da doğruların peşinde koşacağız” diye takılır durur, O’na, “Senin işin benden kolay. Fındık gibi yokuş gibi yukarı yuvarlanabilen ve herbologlarında çok olduğu bir ürün değil çay” derdim. O da, “Herkesin yükü kendine ağırdır” diye 4 kelime ile filozofluğunu sergilerdir.

Tıpkı, çaylıklardan toparlayarak kaleme aldığı SİMENA’NIN ÇAY BAHÇELERİ adlı kitaplarını ikincisine “ESMA” adı vererek romanlarındaki muhteşem anlatımı gibi…
İkinci kitabın önsözüne aldığı şu tespitleri paylaşmak yeter de artar bile:
*
“Bu kitaptaki hikaye, çayın Karadeniz’deki yükselişinin anlatımıdır. Karadeniz halkının çektiği çektiği çileleri anlatan, makus talihini yenmek için verdiği mücadeleleri gözler önüne seren belge niteliğindedir.
Kıt kaynaklarla bölgenin geleceğini değiştirmek isteyen Genç Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti’nin mucize diyebileceğimiz başarısının rol model adıdır. Karadeniz halkı çay sayesinde hayatında hayal bile edemeyeceği çok özel ekonomik şartlara kavuşmuştur.”

“En büyük ibadetin çalışmak olduğunu” bildiği için Halis Müslüman statasünde, “Çalışmayı ve hele hele bir şeyler üretmeyi çok seviyorum” deyişi ve 72 yıllık ömrü için de, “Hiç emeklilik yaşamadım” ifadesi, inanıyorum ki, kulun “beşer şaşar”lığına rağmen, “Cenab-ı Allah’ın Rahman sıfatıyla” kendini cennetlik yapacaktır.
*
Hasretini çekeceğiz sevgili Dostum… Gönlümüz de, hele hele Beşinci Kat’da yarattığın öksüzlük giderilebilecek gibi değildir!
Hayat böylesine bir garipliğin içine doldurulan hatıralardan ibaret de değil mi zaten?
Necip Fazıl’ın dediği gibi:
“Garip geldik giderek, rafa koy evi barkı,
Tek dudaktan dudağa geçsin ölümsüz şarkı.”
ÇAY KANUNSUZLUĞU…
“Toplum için adalete kitabın ortasından bakılması gerektiğini” söyler dururdu Sevgili Mustafa.
Sonra da, “Bunun için de herkesin tabii olacağı kanun zarurettir” deyip, “Baksana bir asırlık ürünümüz olan çayın bir kanunu bile yok. Hazırladığımız da TBMM’nin raflarında tozlanmaya bırakılmış. 30 yıldır meclise getirilmesini bekliyor. Ama basit hesaplar ve küçük çıkarlar uğruna, kanunsuzluktan nemalananlara yok açmak için çıkarılmıyor” sıkıntıyı açık açık ifade ederdi.

O’nu Bölümlü’de “Topraktan geldiniz toprağa döneceksiniz” ayeti ile toprağa teslim ettikten sonra Beşinci kattaki masanın üzerinde de tozlanmış “ÇAY KANUNU” taslağını “Ben de mi kamu adına icra ettiğimiz mesleğimi yaparken bu konuda bir eksiklik bıraktım” diye kendi kendime sormadım değil.

Ama nasıl sorması, yani tek görevleri “Kanun yapmak” olanları hatırlayınca, ezikliğimin epeyce gitmedi değil…
Hele hele, önceki gün, Rize’de; çay üreticilerinin “Atmaca’ya bir gecede var da, çaya yok mu?” diye sorarak yaptıkları yürüyüş ile ilgili haberi de görünce yasama gücünü elinde bulunduranların yine kıllarını bile kıpırdatmayacaklarını düşünmek yok mu!
2 DEVLETLİ 12 ÜLKE!
Savaşı başlatan ABD-İsrail’e değil de, saldırı altındaki İran’a karşı bildiri yayınlayanlara “12 Ülke” denilmesine bir diyeceğim yok!
Çünkü “12 Devlet” denmemiş!
Çünkü bildiriye imza koyanların arasında sadece 2 devlet var. Onlarda Türkiye ile Mısır…
Diğerleri mi? İsimlerini sıralayarak bırakın devlet saymayı, ülke yerine bile koymayı zul sayıyorum!
Tarihten gelen bir millet vasfı olanların arasına aşiret, aile, hatta çok ortaklı şirket gibi kurulanları “Devlet” diye kayıt altına almak, başta Türkiye olmak üzere gerçek manada devletlere yapılabilecek en büyük hakarettir.
TRUMP’IN DOSTU OLMAK!
Ben diyeyim “İsrail’in taşeronu”, siz söyleyin, “Dünyanın baş belâsı” Trump’lu Amerika…
Artık “ağzından çıkanı bile kulağı duymayacak hale gelmiş”, birilerinin “Dünya Lideri” diye de saydığı Trump, son açıklamalarından birin de Türkiye ile Endonazya’yı “Yanımızdaki Dostlar” kategorisinde zikir eylemiş!
Hiç uzatmaya, evelemeye gevelemeye gerek var mı?
Yok!
Neden mi?
Çünkü “Böyle dostu olanların düşmana ihtiyacı bulunmadığı” tarihin sayfalarında o kadar çok var ki!
FINDIKTA ÇİN’DE TEŞVİKÇİLERE PRİM VERECEK!
Bir zamanlar üretimi ile birlikte ticaretinin de yüzde 85’ini elimizde bulundurduğumuz fındıkta her iki oranda yüzde 70’in altına inmiş, (ya da başka ülkelerden teşvik alanlarca indirilmiş), ama içimizde gaflet ve delalet içinde bulunanlardan bazıları halâ nelere sebep olduklarının, işin nerelere doğru gittiğinin farkında değiller.
Farkında olanlar da zaten “teşvik primi alarak” bu işi bilinçli olarak yapıyorlar!

Türkiye dışında Şili, ABD, Gürcistan, Azerbaycan, Bulgaristan başta olmak üzere birçok ülkede üretim hızla artıyor.
Ama artışın asıl tehlike arz ettiği yer bizim bile gözümüzden kaçmış, kaçıyor!
Kitaplarda “Fındığın anavatanı” ibaresinin yer aldığı ÇİN’de fındık üretimi hızla arttığını, hatta ihracata başladığını gözden kaçırmışız.
Çin’de yaşayan bir dostumuzdan da uyarıyı aynen şöyle aldık:
“Çinliler hem alan büyütüyorlar, hem de randıman arttırmak için çalışıyorlar. Hedefleri dünyada bir numaralı üretici olmak.
Bu yıl ilk kez fındık ihraç kayıtlarına Çin, az da olsa 9-11 mm iç fındık satışı ile girdi.”
Çin’in bir işe girmesinin ne demek olduğunu bilmem anlatmaya gerek var mı?