Terzi edasıyla elinde keskin makas, başkalarının hayatını biçmeye, başkasının söküğüne iğne batırmaya pek meraklıyız. Üzerimizde bir ömür taşıdığımız kumaşımızı ne kadar tanıyoruz?
Sahi, bizim kumaşımız ne?
Rengi, dokusu hangi malzemeden?
Dokunulunca incinen ipek miyiz, yoksa fırtınalara göğüs geren kaba bir çul muyuz?
Yazın ortasında buz kestiren serinlik miyiz, yoksa kışın ayazında terleten o yün müyüz ?
Desenlerin hangi yöne aktığını, hangi tarafa esneyip hangisinde çatırdayacağımızı biliyor muyuz?
Kumaşımızdan emin miyiz?
Mağaza vitrinleri bizi hep yeni bir ben olmaya zorlarken, her sezon başka bir kimlik kuşanmaya, hazır kalıplara sokmaya çalışırken bedenlerimize uygun olanı seçmekte başarılı mıyız?
Her birimizin dokusu yaşanmışlıkların tezgahında düğüm düğüm atılmıştır. Kendini tanımayan insan, yanlış makas darbeleriyle kumaşını ziyan eden acemi terziye benzer.
Bazılarımız sert ve aşınmazdır.
Bazılarımız ise narin bir tül gibidir, fakat çelikten bir damar saklar örgüsünde. Kendi kumaşının sertliğini bilmeyen, başkasının yumuşaklığını zayıflık zanneder. Kendi renginin solgunluğunu fark etmeyen, başkasının parlaklığını sahtelik diye yargılar. Ustalık, elindeki kumaşı değiştirmeye çalışmaktansa o kumaşın dilini çözmektir.
Nerede daralacağını, nerede dökümlü duracağını bilmek, sınırlarını tanımasıdır.
Eskimek çürümek, modası geçmiş demek değildir.
Yaşanan her acı, çekilen her cefa kumaşı inceltir belki ama ona bir ruh katar. Zamanla yumuşayan o doku, başkalarını incitmemeyi, sarmalamayı öğrenir, öğretir de.
En büyük saadet, insanın kumaşına uygun bir hayat biçebilmesidir. Çünkü yanlış kesilen bir ömür, yamalarla dolsa da dikiş izlerini daima ruhunda taşır.
Sizin kumaşınız bugün hangi ışıkta, hangi deseni yansıtıyor?
Kendinizi biçerken makası hangi insafla tutuyorsunuz?
Kumaşınızı gerçekten tanıyor musunuz?
Kumaşımızı tanımak, ruhumuzun ters yüzündeki dikiş paylarına bakmaktır. Başkalarının hayatına vurduğumuz o keskin makas darbeleri, yırtıklarımızı dikemeyişimizin hıncıdır. Pürüzleri, düğümleri ve hata sandığı yaşanmışlıkları reddetmek başkasının ipeğine çuvaldız batırmayı marifet sayar. İnsan, kendi kumaşının hangi mevsimde üşütüp hangi rüzgârda bayraklaştığını öğrendiğinde, elindeki makas bir silah olmaktan çıkıverir de şifa materyaline dönüşür. Söküğünü dikmeyi öğrenen el, kimsenin hayatını biçmeye yeltenmez. Mağaza vitrinlerinin sunduğu o parlak ama ruhsuz elyaflar, özümüzden uzaklaştırıp başkalarının kalıplarına sığdırmaya çalışırken bizi moda denilen o geçici fırtına dindiğinde, ham maddemiz kalır geriye. Kumaşının nerede bitip nerede başladığını bilen, küçücük bir parçasını ziyan etmez.
Başkasının yamasına söküğüne de hürmet eder. Günün sonunda, ömür dediğimiz o tek parça kumaş, ne ipekten bir taç, ne çelikten bir zırhtır;
Usta odur ki, attığı her iplikte bir parça merhamet, bir parça sabır ekler entarisine gömleğine.
Kumaşın kendinsen, terzin de sen ol.
Sen sana yakıştırdığını giy, yakışmasa da giy.
Muhabbet ve Hürmetle