Bir insanın yüz hatlarını unutabilirsiniz, giydiği kıyafetin rengi hafızanızdan silinebilir... Fakat kurduğu bir cümlenin tınısı, seçtiği kelimelerin şiddeti unutulmazdır; mıh gibi kazınır zihinlere.

Konuşma tarzımız, ses tellerimizden dökülen titreşimler karakterimizin dışavurumudur.

"Üslub-u beyan, ayniyle insan" derken tam da kastettikleri bu idi eskilerin. Sözün söyleniş biçimi ta kendisidir kişinin.

​Üslup her sabah gardırobumuzdan bir kıyafet seçer gibi seçilen bir şeydir; soruda, cevapta, sohbette ve iletişimde kelimeler seçeriz; kimi kelimeleri bir kalkan gibi kullanırız mesafeli ve soğuk kimi kelimeleri de bir çiçek demeti gibi sunarız samimi ve içten.

​Mesele nezaket ya da kabalık değildir...

Konuşma tarzımız,

​hangi kitapları okuduğumuzun,

​hangi sokaklarda yürüdüğümüzün,

​hangi acılardan veya sevinçlerden geçtiğimizin dokümanıdır.

"Testinin içinde ne varsa dışarı sızan odur. " misali.

Kim olduğumuzu kelimelerimiz kanıtlar çünkü.

​Bir mühendisin analitik cümle yapısı ile bir şairin imgeli anlatımı arasındaki fark mesleki bir deformasyonun ötesinde anlatış biçimlerinin ses bulmuş halidir.

​Bugün kimliğimizin sesi kısık olsa da parmak uçlarımızla belli ediyoruz, bir mesajın sonuna konular noktalama işaretiyle.

Ya da seçilen bir emoji ya da devrik bir cümle, dijital dünyadaki pasaportumuz yerinde.

"Nasılsın" sorusuna verilen cevaplardaki o mikro farklılıklar, karşımızdakine kim olduğumuzu, niyetimizi söyleyendir.

Taklit etmeden kendi kelime dağarcığının kuyusuna indiğinde gerçek kimliğinle yüzleştiğinde özgün bir konuşma tarzı çıkar ortaya.

Bireyin kendine duyduğu saygının ve dürüstlüğün en somut göstergesidir inilen o kelime kuyusu.

​Ne anlattığımızdan ziyade nasıl anlattığımız bizi biricik kılar. Kelimeleriniz imzamızdır çünkü.

Ne söylediğinizle söylersiniz kim olduğunuzu.

​Sözlerinizle kelimelerinizle çizilir, en sahici portreniz.

Saygı ve Muhabbetle