Yine bir veda. Yine bir eksik başlamanın, yine bir geç kalmanın buruk tadı damakta. Paraguay önünde alınan yenilgi, bir skor tabelasından ibaret değil; O, 24 yıllık bir rüyanın uyanış anı. Acı olan şu; Rüyayı başkası bölmedi, biz zaten uyandırılmayı bekliyorduk.

Sorun Paraguay'ın daha hızlı koşması, Avustralya'nın daha sert girmesi değil. Onlar sadece aynanın karşısına geçip bize kendimizi gösterdi. Biz o aynada ne gördük? İstanbul karmasına sıkışmış, Anadolu'yu unutmuş bir zihniyetin çürüyen yansımasını. Sezon boyu kendi takımlarında efsaneleşen, istatistikleri paramparça eden Anadolu'nun yiğitleri, milli forma için layık görülmediler. Layık olmak nedir? Doğru posta kodunda doğmak mı? Boğaz'ın tuzlu suyunda yıkanmak mı? Kızılırmak'ın, Fırat'ın çocukları hep "ham," İstanbul'un yedek kulübesi hep "olgun" sayıldı. Bu, futbolun değil, bir kibirin yenilgisidir. Sahadaki yıldızlar. Avrupa'nın dev arenalarında parlayan o yıldızlar, iş "ben buradayım, sorumluluk benim" demeye gelince, iki maçlık birer sönük lambaya dönüştüler. İnisiyatif almayan yetenek, altın varaklı bir hiçliktir. Oysa Paraguay'ın, Avustralya'nın çocukları öyle mi? Onlarda bizim kaybettiğimiz o ilkel cevher var: dirlik, inanç, ısıran bir tutku. Toprağın dilini bilen, terin şiirini yazan bir mücadele.

Felsefenin en eski yasasıdır; ‘Adaletin olmadığı yerde, mucize de olmaz." Biz 24 yıl sonra mucize bekledik ama adaleti kadromuza koymayı unuttuk.Benim kaanatim,Sistemi değiştiremiyorlar.Sistem kalınca tüm dinamikler işleyemiyor.Vasat bir hal alıyor.Belki yıllar sonra tekrar dünya kupasına gideceğiz.Ama ne yazik ki;zihniyet değişmediği sürece bu dünya kupasından farklı olamaz

Olmuyor,olamıyor.Çünkü biz hâlâ kendimizi kandırıyoruz. Gerçek yenilgi Paraguay'a değil,kendi adaletsizliğimizdir.Uyanma vakti geldi de, geçiyor bile…