Valla politikayı da ne duruma getirdiler ama bu kadar döneğin, pervanenin, fırıldak hokkabazın arasında ne kadar maça “futbola aşığız, küfüre karşıyız” pankartı ile çıkarsan çık ortam kötü…

Düşünüyorum da ne deseydi hırsıza, gerçi artık sadece “hırsız” demek de yetmiyor bu ahlak soyguncularına, yüzbinlerin oyunu çalana hırsız demek bu zamanda iltifata giriyor.

Bence gerekeni söylemiş Özgür Başkan.

Ha, diyeceksiniz ki haklı iken bu küfürle haksız duruma düşmedi mi?

Valla ne yapsın diye düşünüyorum, aramış bakmamış, mesaj yazmış cevap vermemiş o da basmış galayı. Halkın sesi olmuş bence Özgür Özel. Benim gördüğüm bu, siz diyeceksiniz ki öfke kontrolü problemi var, bu sebepten lider olmaz ondan. Onu halk değerlendirir dostum, bak Reis “anamız ağlıyor” diye bağıran çiftçiye “al ananı da git” dedi bir şey oldu mu? Bir başka yerde adamın boğazına yapışmıştı Reis, hepsi var arşivde. Halk hepsini görüyor ve değerlendiriyor.

Ben diyorum ki, Özgür Özel halkın sesi olmuştur.

Sana yamuk yapana, tamam yap diyemezsin gayet usturuplu lafını gediğine koymuştur.

Ayrıca o trollerin etrafa yaydığı dedikodu gibi mesajlarda ne aileye küfür var, ne de cinsiyetçi bir şey! Şiir gibi konuşmuş mübarek.

Can Yücel güzel demişti, bizim memlekette…

ANLAMSIZ PAHALILAR…

Mesela bir adet limon niye 25 lira? Anlam veremem, abi saksıya ektiğin bile kendi imkânları ile ürün sunan bir şey değil mi bu limon? Niye bu kadar pahalı? Evde iki bardak limonata yapmaya kalk, 100 lirayı geçiyor!

Geçen marketten maydanoz aldım, o da 25 lira demeti. Dümdüz ot arkadaş…

Ben aslında en çok şu araba muayenesine kafayı takarım, neden bu kadar pahalı mesela bir araç muayenesi? Taş patlasın hadi bin lira falan olması gereken yere bir çuval para veririz, niye?

Şu önemli (!) sanatçıların konserleri de ayrı dert. En arka sıradan seyretsen siluetini görürsün ama 2 bin 3 bin ’den başlıyor, bilet satana da ayrı komisyon ödüyorsun. 2 kişi gitsen dünyanın parası, taş patlasa 1-1,5 saat sürüyor.

Kahve mesela malzemesi 20 lirayı geçmez ama sıradan bir kafeye gir sor, 140-150 lira.

Sağlıklı beslenme, sağlıksız beslenmeye oranla çok daha pahalı olan bir ülkede yaşıyoruz.

Türkiye’de yaşamak pahalı dostlar, özeti bu…

TRABZON SANATEVİ’N DE TARİHİ AN…

Yaklaşık 20 senedir bende içlerindeyim, kâh dernek başkanlığı (Çağdaş Yazarlar Derneği) kâh bahçe müdavimi…

Öyle hariçten gazel atmıyorum yani dostlar. Bugünlere gelirken haklıya haklı, haksıza haklı diyenlerdenim. Kimseye yağ çekmeye ya da kimseye yaranmaya çalışmıyorum.

Ve diyorum ki, 20 sene de gelinen noktada en büyük çimento: başkan Adnan Taç’ındır.

10 tane derneğin o çatı altında uyumla çalışması kolay değildi, birde yönetimler ile (merkezi ve yerel) uyumlu çalışmak öyle her babayiğidin harcı değildi.

Onun başkanlığında 20 senede 15 kez Trabzon Uluslararası Kültür ve Sanat Festivali düzenlendi, hepsine onlarca devlet katıldı. Öyle küçümsemeyin, kolay değil o kadar devletin ekipleri ve sanatçıları ile ağırlanması. Her kafadan ayrı ses çıkan üye derneklerin sorumlu/sorumsuz yöneticileri ile bunu harmanlamak.

Adnan Taç hepsinden yüz akı ile çıkmıştır.

Yöneticiliğe nokta koymak istedi “yoruldum” dedi. Üyesi bulunduğum Trabzon Sanatevi Derneği ’de kendisine Genel Kurul’da rıza gösterip (öyle kolay değil bizim aramızda ‘ben artık yokum’ demek), yönetimi sevgili Mehmet Kuvvet’e verdi. Ona ve yönetim kurula yeni görevlerinde başarılar diliyoruz. Adnan Taç’ın bıraktığı çıtayı yükselteceklerdir.

Adnan Taç’a verdiği emeklerden dolayı Trabzon sanat ve kültür camiası olarak teşekkür ederiz.

İyi istirahatler Adnan başkan, seni seviyoruz…

HAYRİ BAŞKAN’DA NOKTALADI…

Kolay değil, 45 yıldır içinde bulunduğu Trabzon Berberler Odası’nı kendi isteği ile bıraktı Hayri Köksal, onu da tebrik ediyoruz.

Trabzon küçük yer ve bu küçük yerin hikmeti harbiyesin den olacak sanırım, oturan bırakmıyor koltuğu. Hayri başkan en sonunda noktaladı, teşekkürler.

Hayri’yi severim, benim muhtarlık yaptığım dönemlerde baş azam idi İskenderpaşa’da. Çok desteğini görmüşümdür. Hatta bir anımız vardır. 1994 seçimlerinde mahalleden 3 muhtar adayı idik. Hayri benim listemde değil karşı iki listede. Oradan aldığı oylarla geldi bende Baş aza oldu. Listemdeki arkadaşlar huzursuz elbette, o kadar çalışmış çabalamışlar Hayri gelmiş hop başa oturmuş! Aslında ben biliyorum, itiraz etsem oylar tekrar sayılır ve Hayri liste dışı kalır. Çünkü karşımdaki bir listede “Hayri Köksal”, diğerinde “Hayri Göksal” diye yazılmış. Listelerde yazım hatası var ve bu yazım hataları adayların seçimini etkiliyor. Mesela “Volkan Canalioğlu” yazarsanız kabul görmüyor, “Mehmet Volkan Canalioğlu” yazarsanız kabul görüyor. Nüfus cüzdanında ne ise o.

Ben birkaç gün düşündüm, “Hayri Köksal” olsa ne? “Hayri Göksal” olsa ne? İkisi de aynı kişi, matbaa yanlış yazmış. Ayrıca bu arkadaş karşımdaki iki listeden aldığı oylar ile benim listemdekileri geçmiş mi, geçmiş. O zaman “devam” dedim ve yıllarca beraber çalıştık uyum içinde Hayri Köksal’la.

O bana Baş azalık yaptığı dönemde de Trabzon Berberler Odası Başkanı idi, bu yıl sonlandırdı oda başkanlığını.

45 yıllık emeğine saygı gösteriyorum, hayırlı olsun Hayri Başkan hoş geldin aramıza…

GÖRECEĞİZ NE KADAR FÜNİKÜLER OLDUĞUNU…

Bildiğin yeraltı tüneli, kısa mesafeli teleferik denilebilir ama bizim yerel siyasetçiler Trabzon gündemine “füniküler geliyor” diye bir bilinmeyenli denklem bombası koymuşlar.

Herkes birbirine soruyor ne bu “füniküler”?

Bende araştırdım kelime Latince, “funiculus” yani “ince ip” anlamına geliyormuş, bir hat üzerinde karşılıklı gelip giden ve ortadan ikiye ayrılan hatlarda yan yana gelen iki kabinin yüksek eğimli tepelere kısa zamanda yolcu taşıması amacıyla kullanılan bir sisteme verilen ad: Füniküler sistem. Lisede fizik dersinde konusu vardı, makara sistemi. Hah işte o. Birini salıyor saldığının kuvveti ile diğerini çekiyor sistemde. Gerçi fizik dersini benim gibi makaraya alırsan çakozlarsın böyle arkadaşım. Neyse, anlatabildim sanırım sistemi.

İstanbul’da ilk denemesi Tünel-Karaköy arasında yapılmış sonra da bildiğim kadarı ile Taksim-Kabataş arasında inşa edilmiş.

Birbirine ve sabit merkeze kablo ile bağlı 2 araçtan oluşan ve çok dik rampaları tırmanmakta çok başarılı olan sistem şöyle çalışıyormuş. İnişte olan aracın ağırlığı çıkışta olan aracı yukarı çıkarmaya yardımcı olurken, çıkışta olan aracın ağırlığı da inişte olan aracın yavaşlatılabilmesini, kontrolden çıkmamasını sağlıyormuş. Çok yavaş gittiklerinden dolayı fazla bir hava sürtünmesine de maruz kalmaz çok az bir enerji girdisi ile iş hallolurmuş.

Valla göreceğiz ne kadar füniküler olduğunu, sahile kondurdukları “ekolojik köprü” nün ne kadar füniküler olduğu (maliyetine hiç girmiyorum, duysanız aklınız çıkar) ortada…

ÇADIRLAR HAZIR MI? RAMAZAN GELİYOR…

Bunu en iyi AKP bilir.

2004’de belediyeye geldik sosyal işler bana bağlı. Göreve gelir gelmez önümüze Ramazan geldi. Önceki dönemlerde Meydan da parkın ortasına devasa çadır kuruyorlar, bende o mahallenin muhtarı olduğumdan ve bu çadırdaki gayri sıhhi durumlar görüldüğünden benden bol bol eleştiri alıyorlardı. Yeni bir şeyler yapmak gerekir dedim ama geçmiş dönemlerde de nasıl yaptıklarını araştırmıştım. 2002 yılı Ramazanının sponsoru işadamı Halis Çebi olmuş, 2003 yılı itibari ile yine aynı hayırsever işadamına iki çadıra çıkarıp bağışını ikiye katlamışlar! (Biri Meydan da diğeri Kalkınma Gençlik Merkezi alanında)

Ve yanlış hatırlamıyorsam 2002 de Ramazan çadırı için 3 milyon almışlar, 2003 içinde 6 milyon iki çadır için. Gerçi sponsor ücreti, yemek şirketine ödüyor. Gittim konuştum, çadır kurmayacağız ama bizim (şimdinin katlı otopark olan yerde) sosyal tesislerimiz var orada vereceğiz Ramazan yemeğini. Gayet sıhhi ve hijyenik. Damadı ile görüşme fırsatı bulduğum Halis Çebi, iki sene yediği kazıktan dolayı akıllandığını ve sadece 500 bin gibi bir bütçe ayırdığını iletti.

Bizde elbette bunu reddedip kendi imkânlarımızla Ramazan yemeğini çıkardık, sanırım belediye bütçesinden 80-90 bin TL çıktı. Devam eden senelerde bundan da kurtulduk, her gün ayrı bir hayırseverin bedelini karşılaması ile konuyu 2009’a kadar getirdik.

2009 da biz bıraktık şak diye yine Meydan’a çadır kuruldu!

Gülelim mi ağlayalım mı bilmiyorum ama diyorum ki yaparsa AKP yapar.

Sponsorları bol olsun!

İÇİ BOŞALTILAN KAVRAM: HESAP VEREBİLİRLİK

Nedir mesela “hesap verebilirlik” diyebilirsiniz?

Yapılan işi usule uygun yaparken, ayrıca daha sonra usule uygun yapıldığını gösterebilecek şekilde yapmak veya bu şekilde yapma zorunluluğu, mecburiyeti de diyebilirsiniz.

Bu sadece kayıt tutmak, kayıt altına almak, evrak işi, bürokrasi işi olarak da görmemek lazım. İşi, iş sürecini en başından bu gereksinimi akılda tutarak planlamak ve o doğrultuda başlamak demektir.

Demem şu ki, hükümetlerin ve diğer siyasi kurumların hesap verebilir olması gerekir.

Hatta şunu da size sormak isterim, bakın bakalım etrafımıza Türkiye’de kurumsal, siyasi, ekonomik, sosyolojik açıdan hangi kurum var bu çizgide?

Bildiğim tek şey var, hesaplaşma günü yaklaşıyor…