Büyüklerimizin “siyasette omurga olmaz, omurgası olan siyasetçi olmaz” diye bir sözü vardır ama ben yine de siyasette omurgayı severim. Siyaset yaptığım dönemlerde hep dik durmayı hedeflemişimdir.

Omurga diyoruz ya, kişinin ensesinden kalçasına kadar giden sıra sıra dizilmiş kemiklerin sırası değil bu, kişinin kendi koyduğu kuralları, kendisine olan saygısını ve kendi iç barışını sağlamasındaki tek düşünce yapısından bahsediyoruz…

Omurga sahibi olmak oldukça güç ve sorumluluk gerektiren bir davranış biçimidir. Kişinin kendisi ile çelişmeden, kendi doğruları ile yaşaması, iç huzuru yakalaması için eğilip bükülmeden omurgası üzerinde durabilmesi çok önemlidir.

Omurgası üzerinde duramayan, kendi çıkarları ve beklentileri için eğilip bükülenlere ne diyoruz? Elbette omurgasız diyoruz…

Son senelerde epeyce omurgasızlık görmüştük ama böylesini ilk kez gördük sanırım. 5 gün önce taze çerçeve yasaya isyan et, meclis kürsüsünü yumrukla, “50 bin kişinin katillerini affediyorsunuz. Onları Allah affetmiyor, Allah’ın affetmediğini siz nasıl affedersiniz?” diyor ama 5 gün sonra şak diye AKP’ye geçiyor…

Saksı mı düştü Aydın İYİ Parti Milletvekili Ömer Karakaş’ın başına bilinmez.

Gerçi 2023 seçimlerinde CHP listelerinden meclise giren vekillerin nerede ise yarısı AKP’ye geçti, o da ayrı bir vaka ama böyle bir omurgasızlığı ilk kez gördü canım vatanım. Dizi film yapılsa müthiş izleyici kitlesi bulur, ben bile çekirdeği alır geçerim TV karşısına. Abi nasıl bir şey o içindeki motivasyon? Daha birkaç gün önce anasına sövdüğün, bağıra çağıra karşı geldiğin cepheye seni geçirecek motivasyon nedir arkadaş? Tehdit mi, şantaj mı, kişisel çıkar mı? Nedir bu abi? Yani bir insanı bu hallere sokabilecek sebep nedir? Yazar arkadaşlar bunu mutlaka dizi yapmalı, bölüm bölüm karakterin iç dünyasına yoğunlaşmalı…

Son günlerde “siyasi transferleri” gördükçe “omurga”nın vücudun ne kadar önemli bir parçası olduğunu bir kez öğrenme fırsatı bulduk…

DAHA YENİ BAŞLIYORMUŞLAR!

Meydan’da Ortahisar Belediyesi bedava çay standından beleş çay alan amcaya sordum, “Kulağımızın arkasında bile yer kalmadı nereye yeni başladılar acaba” dedi. Hatta emekli amca “geçmişimizi silkelediler sıra geleceğimizde mi?” diye de sordu, bir şey diyemedim…

Müthiş bir amca, peşini bırakmadım. Bende bir beleş çay alıp yanına oturdum. Çayından bir yudum aldı “Madem çeyrek asırdır yaşadığımız her şey sadece bir fragman sadece bir ısınma turu idi, o zaman biz emeklilerin ömründen düştüğünüz 25 yılı geri iade edin” dedi. “Biz ana filme girmek istemiyoruz, bileti iptal edip salondan çıkmak istiyoruz” diyor. Yanındaki emekli amca daha karamsar, “İptalden iadeden de vazgeçtik, sal bizi ağam…” diyor.

“Faturaya bak, faturaya…” dedi bir Bağkur emeklisi bir başka amca. “Dolar 1.45 tl’den 47.86 tl’ye, çeyrek altın ise 30 tl’den 11 bin tl’ye fırlamış bir enflasyon faturası var önümüzde. Çeyrek asırlık fragman bu mu?” diyor…

Yanda beleş çay alan EYT’den zorla emekli edilmiş bir amca ise “Sen bize İsrail’e tam teslimat günün nedir, ondan haber ver. Bırak şimdi yeni başladık, devam ediyoruzları Allah’ını seversen…” dedi, sustum kaldım.

Geldim yeniden Reis’in 25.ci yıl konuşmasını dinledim, ben inandım arkadaşlar.

Reis’le 2071’e, Malazgirt Ovası’ndaki kutlamalar için hazır olun, sabırsızlanıyorum…

SANATEVİ EN ÇOK KİME YAKIŞIR?

Trabzon Sanatevi artık sanatçılara mesken olamıyor, Valilik tahliye edin demiş.

Çok düşündüm, mesela Trabzon Sanatevi en çok kime yakışır?

İlim Yayma Cemiyeti’ne verilebilir mesela, TÜGVA’ya ya da Ensar’a. Okçular Vakfı muhteşem olur, düşünsenize bahçede ok yarışları…

ANADER’e verin mesela Anadolu Eğitim, Kültür ve İrfan Derneği. Eski Belediye Başkanı, AKP eski vekili benim tertip Asım Efendi başında. Müthiş film festivalleri düzenledi Trabzon’da. İyi bilir film işlerini…

Ya da mesela hayatında hiç şiir yazmamış, bir kültür gecesine katılmamış, sanatçıların sergisini AKP kadın kollarının kermesinden öğrenmiş Türkiye Dil ve Edebiyat Derneği Trabzon Şubesi Başkanı eski AKP milletvekili Adnan Günnar’a verin. Geçen bir toplantı yapmış, bizim Volkan Efendi de koşmuştu. Sordular Volkan Efendiye niye sen buradasın diye sosyal medyadan. Zat-ı muhterem cevap vermiş “Beraber vekillik yapmıştık, çağırdı geldim” minvalinden bir şeyler. Kendi bilmiyor zannımca, ben hatırlatayım. Volkan Bey ikiniz beraber TBMM’de aynı dönem vekillik yapmadınız! Sen 24.cü dönem Adnan Günnar 25, 26, 27.ci dönem vekili idi. Kafayı uzatmışsın içeri, herkesle beraber yaptığını sanıyorsun Volkan Efendi.

Neyse bence ya Asım Efendinin ANADER’ine verin ya da eski Kültürden sorumlu Turizm Müdürlüğünü yıllarca yapmış Volkan Efendinin desteğini alan Adnan Günnar’ın TDED’sine.

Okçularda olur…

ARAFİLBOY YOLUNU NİYE AÇMAZLAR?

Hani bunlara yapışmış bir söz vardır “çalıyorlar ama yapıyorlar” valla bu sözü çok severim. Hakikaten yol deyince bunlar yapıyor. Samsun- Sarp Bölünmüş Otoyolu için 2002’de göreve gelmeden ateş püskürüyorlardı, “biz yol değil, yolsuzluğa karşıyız” diyorlardı göreve geldiler yolun tüm müteahhitleri ile (!) devam ettiler.

Neyse o ayrı bir konu, Trabzon kent içi yolları da haklarını yemeyelim güzel düzenlediler. Karayolları (Boztepe’nin bağrına batırdıkları iki tünel haricinde) iyi çalıştı veya siyasilerle iyi işbirliği yaptılar.

Ama bir yol var, neden yapılmaz hep düşünüyorum?

Tanjantın Arafilboy kavşağına kadar süper, oradan üst çevre yoluna bağlantı nerede ise Pakistan belediye otobüsü yol güzergâhı.

Arkadaş bu bağlantıyı niye düzenlemiyorsunuz?

Eski Gençlerbirliği Kulübü yanından dik bayırla tek sıra (üstten yanlışlıkla bir araç gelse trafik Arap saçı) çıkılan bir yol, perişan evlerin arasından yeni Baro önüne çıkan izbe bir geçiş ve mükemmel bir yol ile çevre yoluna bağlanan bir güzergâh.

Derdiniz ne arkadaş, bu ara yolu niye düzenlemiyorsunuz?

Haydeyin bakalım, kolları sıvayın.

Bu ara yol bağlantısını bekliyor Trabzon, bakalım ne kadar ufkunuz açık?

AYDOĞAN’LARIN VEFASI…

İyi dostlarımdır Aydoğan’lar.

Tufan Abi ile meclis üyeliği yaptım, o AKP’den meclis üyesi ben CHP’den Belediye Başkan Yardımcılığı. Osman ise çocukluk arkadaşım, okul arkadaşım.

Babaları Muzaffer Hoca, Beşikdüzü Köy Enstitüsü mezunu bir aydın eğitimci. Uzun yıllar doğduğu yer Zigana köyünde öğretmenlik yapmış, 10 senede Çömlekçi Cengiz Topel’de eğitimci olmuş. 1984 yerel seçimlerinde Orhan Karakullukçu belediyesinde meclis üyeliği yaparken 88’de vefat etmiş. (08.08.1988)

Eşi (Harşitli) Menşure Hanımda Ağustos 2019’da vefat etmiş.

Muzaffer Aydoğan’ın ruhu için her sene Tufan Abi ve kardeşi Osman köyde mevlit okutturur, annesi de Ağustos ayında vefat edince Ağustos ilk veya ikinci hafta bu gelenekselleşti artık.

Tufan Abi, Zigana Köyündeki köy camilerinin onarımı, şadırvan ve mezarlık tadilatları dâhil doğduğu köyü hiç unutmaz.

Her sene Faruk (Özak) Bakanımızda bu kutlu günlerine katılırdı ama bu sene AKP kuruluş törenlerine denk geldiğinden Zigana Köyüne gelemedi.

İskenderpaşa Camii din görevlilerimizden Davut Hocanın güzel sesi ile muhteşem bir mevlit düzenlediler, bende her sene olduğu gibi bu sene de aralarında idim.

Muzaffer Hoca ve Menşure Hanımın ruhlarına okuttukları duaları;

Allah kabul etsin diyoruz…

KAPİTALİST İŞLETMEYE DÖNEN TARİKATLAR…

Son Süleymancılara yapılan operasyonun iç işlerindeki bir yer değiştirme falan diyorlar, benim hiç ilgimi alakamı çekmiyor. Liderlik kavgası, AKP’ye destek vermiyorlardı sözleri beni asla ilgilendirmiyor.

Ama önce Fethullahçıların, şimdi Süleymancıların hatta Menzilcilerin bir durumu var, asıl beni o ilgilendiriyor.

Tarikat diyorlar ama bunların mesela en son operasyondan anlıyoruz ki, 32 şirketi, milyarlarca lira sermayesi, bankaları, sigorta şirketleri, binlerce çalışanları olan devasa bir yapı oluşturmuşlar.

Bakın ben size söyleyeyim, Türkiye’de tarikatları kapitalizmden ayrı düşünmemiz artık pek olası değil. Bu yapılar Türkiye kapitalizminin aktörleri.

İsimler değişiyor ama konu değişmiyor: PARA…

Hükümetimiz bunlara operasyon yapmış, biteceklerini mi sanıyorsunuz bu ve buna benzerlerinin? Yerleri boş mu kalır? Onların yerlerine bilim merkezleri mi açılır mesela? Böyle mi düşünüyorsunuz?

Sevgili dostlar, biri biter diğeri gelir. Bunlar göstermelik operasyonlardır. Ülkede bir cemaat sorunu vardır, bunu unutmayalım.

15 Temmuz yaşanmasına rağmen hala bunlara göz yumulmasının bir sebebi vardır elbette.

Ben biliyorum, demem…

MADENCİLER…

Ne diyeyim bilmiyorum, bu adamlarda nasıl bir patron varsa 3 Bakan (İç İşleri, Enerji ve Tabii Kaynaklar, Çalışma ve Sosyal Güvenlik) gücü de yetmedi.

Böyle bir şey yok arkadaş. 3 Bakan olaya el koyuyor, söz veriyor, garantör oluyor ama adam Nuh diyor peygamber demiyor! Hakkını arayan işçi de her gün dayak yiyor sokakta.

Devlet, devlet gücünü göstermesi gereken bence meydandaki işçiler değildir. Devlet gücü varsa gücünü göstermesi gereken kişi patrondur.

Nisan ayında yürüdü geldiler Eskişehir’den Ankara’ya işçiler. Nisan sonunda 15 gün içerisinde emeklerinin karşılığını alacakları söylendi ama ortada hala bir şey yok!

Emeğinin peşinden yine yollara düştü madenciler. Ne günleri yaşıyoruz görüyor musunuz, hak eden hakkını bile alamayan bir düzen kurmuşlar…

Nisan da apar topar talepleri kabul edilmişti, sırf 1 Mayıs’ta eylem halinde olmasınlar diye. O sözleri bile tutmakta aciz kaldı devlet. Tek adam rejiminin üç tane bakanı bir tane patronun piyesinde rol kaptı! Ne diyeyim;

Mecnun bile Leyla’yı AKP’nin patronları sevdiği kadar sevmedi…