Evet, söz konusu din adına “HAK”, dünya içinde “HUKUK” ise “Adaletin terazisinde istisna yoktur.” Dahası “Adalette istisnalar kaideyi bozar!” Adaleti ile bilinen Hazreti Ömer’in, kendini bile istisna saymaması da bundandır.
Her Cuma imamın da hutbeden inmeden önce adeta “Sonsöz” diyerek Nahl suresi 90. Ayeti “Şüphesiz Allah adaleti emreder…” diye başlayarak hatırlatması da bundandır.
O yüzden “Adalette riyakârlık olmaz.”
Bana başka, sana başka, ona başka hiç olmaz!
Her ikisinde, hatta hepsi de para kullanılmıyor mu?
Paranın rengi onda başka, bunda başka mı?
Devlette başka, Belediyelerde başka, SPK’da başka, futbolda başka mı?
Hepsinde amaç aynı, kullanılan araç az veya çok para aynı!
O nedenle ona herkese farklı uygulama olur mu?
Şayet olur ise, onun adı “Adalet” olmaz!
Hele hele “Yolsuzluk hırsızlık değildir”i din adına kabullenmek asla olamaz!

Hırsızlığın, yolsuzluğun dolayısıyla haksızlığın türleri olan, rüşvet, çalmak, çırpmak, komisyon almak, ihaleden pay kapmak, sahtekârlıkla fonları fonlamak, el cümle haksız kazanç sağlamak yerine ve yapana göre, asla adaletin terazisine konmaz, konamaz, kondurulamaz!
Borsadaki yolsuzluk ile kamuda “salma” diye adlandırılarak talep edilen rüşvet ayrıştırılamaz!
Gerçekte “Hırsızlık” olan her ikisinde yapanların kimisi kodese atılırken, diğerine elini kolunu sallayarak gezme hakkı tanınamaz!
Kimine gece yarısı, sabaha karşı kelepçeli derdest uygulanıp ön kapıdan medyaya poz verdirilerek (ya da servis edilerek) içeri alma yapılırken, kimine davet çıkartılarak arka kapıdan çaktırmadan giriş uygulama hakkı tanınamaz!
Dahası kimileri “Delilleri örtbas etme” endişesi ile (!) ile alacele gözaltına alınırken, kimilerine bunları yok etme hakkı (var ise) verilemez!
Son FON’dan fonlanma olayını sonuç itibari ile değerlendiren meslektaşımızın ifade ettiği gibi:
“Olması gereken adaleti ‘herkes için” işletmek. Vurguncular arasında ayrım yapmamak. Birileri sabah namazı kelepçe vurulup şafakta gözaltına alınırken, diğerleri arka kapılardan savcıların önüne çıkartılmamalı. Herkese eşit muamele yapılmalı.”
Ezcümle: Dünya için “HUKUK”, ahiret için ise “HAK” olan “ADALETİN TERAZİSİ”ni bozmanın bedeli biline ki öyle veya böyle, kısa ya da uzun vadede ama zamanı ödenir, ödenmiştir de!
Geçmişteki dersler de bunlar vardır.
İbret almak için de tarihin sayfalarına bakmak yeterlidir!
Mehmet Akif’in dediği gibi:
“Tarihi tekerrür diye tarif ediyorlar; hiç ibret alınsaydı, tekerrür mü ederdi?”
İBRAHİM SADRİ’den ESKİ İNSANLAR…
Sanatçı ve sunucu İbrahim Sadri’nin televizyon programlarından birinde ki şu sözlerini bir kenara not etmişim:
“Eskiden her şey değilse bile çok şey bozuktu. Ama insanlar sağlamdı.”
O ki İbrahim Sadri’den alıntı yaptık, “Haysiyetimiz Var” şiirinden kısa bir bölümü paylaşalım:

“Dünya dediğiniz abiler, aha benim şu yüreğim kadar!
Hayat dediğiniz ne kadar gülebiliyorsak o kadar!
Boş verin gerisini sallayın gitsin dünyayı,
Paramız yoksa da haysiyetimiz var.”
YAZDIKLARIMIZ DEĞİL, STOKLARIMIZ ÇOK!
Türkiye’de sizin ya da sizin olmayan, yani kamu denilen bütünün hayatını yazmaya kalktığınız zaman işiniz çok kolaydır.
Çünkü her şeyin, ille de berbat olanların bin bir türlüsünün cirit attığı mekândaki hayatlardan yazarak kamu ile paylaştıklarımız, biline ki gazete ya da internet sayfalarında bulduğumuz yere kondurmamız gerekenlerin çok ama çok azı…
O nedenle yazdıklarımızdan yayınlanan çok az, depoladıklarımız ise çok fazla!
Bu yüzdendir ki, çokça muhatap olduğum, “Bu kadar değişik konuları nereden buluyorsun?” sorusuna cevap vermekte hiç ama hiç zorlanmıyorum!
Beni zorlayan artan stoklar!
DÜNDEN BUGÜNE
17 yıl önce yine bugün Satır Arası köşemizde kelimelere dökerek kayıt altına almışız.
“O günden bugüne” diyerek, değerlendirmenize emanet ediyorum.

Eşkıya elbiseli barış elçisi!
Hakim 40 kere de sorsa, onlar “Pişman değilim” dese de, “Sen pişmanlık yasasından yararlandın” denilerek kanuna aykırı bir şekilde katiller serbest bırakılıyor.
Bir de insanın gözünün içine baka baka, “Barış elçisiyiz” demiyorlar mı?
Gel de, kanın donmasın!
Birde bunlara “Açılım Tiyatrosu” adına inananlar var ki; sormayın gitsin”
Kandil’de giydikleri kanlı eşkıya elbisesini bile mesaj verircesine çıkartmaya bile gerek duymadan da gelmeleri var ki!
Herhalde buna da, “Gelmek için 4X4 araç buldular ama giyecek başka elbise bulamadılar” gerekçe olarak önümüze konulacaktır!
Eee! Katillerin barış elçileri başka nasıl olur ki? Değil mi?
Haa! Bir şey daha var ki; o da bu süreç bebek katilini İmralı’dan çıkarır mı bilinmez?
Ama birileri tarafındın gelecek yıl Nobel Barış Ödülü’ne aday yaptırılır!
Zaten, Irak’taki Amerika’nın başkanından sonra bu ödül, istikrarın devam için en iyi Apo’ya yakışır!
KISSADAN HİSSE
Çalarken Neşelenmek
Neyzen Tevfik’e bir gün sorarlar:
“Çalarken mi neşelenirsin, yoksa neşeli olduğun zaman mı çalarsın?”

O günlerde Maliye Bakanı hakkında yolsuzluk dedikoduları
alıp yürümüştür.
Neyzen Tevfik fırsatı kaçırmaz ve “Maliye Bakanı değilim ki, çalarken neşeleneyim” cevabını verir!