Yüz binlerce yatırımcının birikimini ilgilendiren fon tasfiyeleri, Meclis gündemindeki düzenlemeyle yeni bir aşamaya giriyor. Ancak mağdur olan vatandaşın parasını ne zaman ve ne ölçüde geri alabileceği meçhul..
İnsanlar yıllarca çalışıyor. Kimi emekliliği için biriktiriyor, kimi çocuğunun geleceğini güvenceye almak, kimi de hayatı boyunca ilk kez eline geçen toplu parayı değerlendirmek istiyor. Birikim dediğimiz şey, çoğu zaman banka hesabındaki rakamdan çok daha fazlasıdır. İçinde alın teri, ertelenmiş hayaller ve yılların fedakârlığı vardır.
Peki, o birikimler tehlikeye girdiğinde vatandaş kime güvenecek?
Türkiye'nin gündemindeki yatırım fonları soruşturması, tam da bu soruyu önümüze koyuyor.
Sermaye Piyasası Kurulu, 17 Eylül 2026 tarihli kararları kapsamında yedi portföy yönetim şirketine ait 131 fonun tasfiyesine karar verdi. Kurulun açıklamasına göre bu fonlardaki tekil yatırımcı sayısı 455 bin 758 kişi…
Bu sayıda gösteriyor ki mesele sadece birkaç kişinin finansal anlaşmazlığından ibaret değil. Karşımızda, birikimlerinin akıbetini öğrenmek isteyen yüz binlerce insan var.
20 Ekim'de Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek, tasfiye sürecine ilişkin açıklamasında 131 fonun 66'sının tamamen tasfiye edildiğini, yedi portföy yönetim şirketinden üçünün tasfiyesinin tamamlandığını bildirdi. Ayrıca Mecliste görüşülen kanun teklifinin yasalaşmasının ardından, fonlardaki kaynakların durumuna göre bir milyon liraya kadar ara ödeme yapılabileceğini belirtti.
Düzenlemede, belirlenen koşulları karşılayan yatırımcılar için fonların tasfiye malvarlığından ara ödeme yapılması öngörülüyor. Ancak bir milyon liraya kadar ödeme yapılabilmesi, herkesin parasını eksiksiz ve hemen geri alacağı anlamına gelmiyor. Ödemenin kapsamı, yasal düzenlemenin nihai hâline ve ilgili fonun tasfiye varlıklarına bağlı.
Bu nedenle vatandaşın önündeki temel sorular hâlâ yanıt bekliyor:
Param ne zaman ödenecek? Ne kadarı geri alınabilecek?
Yatırdığım tutarın satın alma gücü zaman içinde erirse bunun karşılığı ne olacak? Zararın tamamı karşılanamazsa geriye kalan haklarım nasıl korunacak?
Bir düzenlemenin varlığı kadar, uygulamanın açık ve öngörülebilir olması da önemlidir. Aksi hâlde belirsizlik, mağduriyetin kendisi kadar ağır bir yük hâline gelir.
21 Ekim'de fon soruşturması kapsamında yeni bir adli gelişme de yaşandı. Bazı şirket hisselerine ilişkin incelemeler çerçevesinde 31 şüpheli hakkında gözaltı kararı verildi, 26 kişi gözaltına alındı. Bu işlemler, soruşturma kapsamındaki iddialar olarak değerlendirilmeli; gözaltı, tek başına suçluluğun kanıtı değildir.
Burada ihtiyaç duyulan şey peşin hüküm değil; iddiaların bağımsız ve etkili biçimde araştırılması, hukuken sorumlu bulunanların hesap vermesi ve mağduriyet yaşayanların haklarının korunmasıdır.
Bu yüzden kamuoyunun beklentisi nettir: Süreç düzenli biçimde açıklanmalı, ödeme koşulları anlaşılır hâle getirilmeli, tasfiye işlemleri şeffaf yürütülmeli ve varsa sorumlular hukuk önünde hesap vermelidir.
Çünkü kaybedilen yalnızca para değildir. İnsanların yarına duyduğu güven de bu sürecin içindedir.
Bugün bir yatırımcı yalnızca parasını değil, yeniden güvenip güvenemeyeceğini de düşünüyor. Birikimini değerlendirmek isteyen insan, her adımda “Ya paramı kaybedersem?” korkusuyla yaşamak zorunda kalmamalı.
Devletin görevi herkesin her yatırımda kâr etmesini garanti etmek değildir. Ancak piyasanın kurallara uygun işlemesini sağlamak, usulsüzlük iddialarını araştırmak, hak arama yollarını işletmek ve mağduriyetlerin giderilmesi için hukuki çerçeveyi etkili biçimde uygulamak temel sorumluluklardandır.
Şimdi beklenen, açıklamaların somut sonuçlara dönüşmesidir: Hangi yatırımcı hangi koşullarda ödeme alacak? Takvim ne olacak? Fonlarda kalan varlıklar nasıl değerlendirilecek? Hak sahipleri süreç hakkında nereden, nasıl ve ne sıklıkla bilgilendirilecek?
Bu soruların cevabı geciktikçe belirsizlik büyür; belirsizlik büyüdükçe güven azalır.
Paranın hesabı elbette sorulmalı. Ama insanın güveni de yeniden inşa edilmeli…
Görüşmek üzere…