Gerçi A Milli Takım kadrosuna eleme maçları oynanırken de eleştiriler vardı ancak, gruptan çıkıp 24 yıl aradan sonra Dünya Kupası’na katılma şansı yakalanınca, hem bu eleştiriler durulmuş, hem de kadronun daha rasyonel bir şekilde belirleneceği düşünülmüştü.

Ne var ki Amerika’ya ‘ Aynı tas aynı hamam’ gidildi..

Herkesin bu konuda bir fikri olduğu için isim yazmaya gerek yok ama, şu bir gerçek;

Kendi takımlarında bile forma giyemeyen malum isimler Ay- Yıldızlı kadroda sürekli yer bulurken, yurtdışından ve içinden hakeden çok oyuncu ise yine bu kadronun dışında kaldı.

Hele de kendi takımında şans bulamadığı için kümede son anda kalan bir ekibe kiralık verilip orada bile banko yer bulamayanın dahi kadroda yer alması, daha baştan insanların umutlarını flulaştırdı.

Hele de takım kaptanının teknik direktör üzerinde gerek ilk 11, gerekse de kadro seçiminde etkili olduğu iddiaları c iddi olarak dillendirilence bu flululuk daha da koyulaştı.

Zaten ; Yıllık milyonlar kazanan Euro ve Dolar zengini futbolculara, bir de Dünya Kupasına katılmaları halinde Bodrum’da bilmem kaç milyonluk villalar vaad edilince, 28 bin liralık asgari ücretli ile 20 binlik emekliler de daha baştan ‘Bu ne la’ demişti ..

Yine de başlangıç önemliydi

Eğer milli takım Avusturalya ile oynadığı ilk maçı kazansa ,tüm bunlar gözardı edillip çoşkulu bir birliktelik sağlanabilirdi.

Lakin kalemize bulan üç şutun ikisinin gol olduğu maç 2-0 kaybedilince,

Hele de sen bütün gol umudunu rakip savunmanın yarı beline gelen forvetine ha bire yaptığın ortalara bağlarken, defansının göbeğini iki ağır tanka emanet ettiğinin için tek başına bir oyuncunun getirip attığı gole engel olamıyorsan,

Üstelik kenardaki hocan tam 85 dakika bütün bunları izlemekle yetinip 2-0 gerideki takıma savunma ağırlıklı iki oyuncu alıyorsa..

Daha dün topu görse mayın sanacak bir Kuveyt bile turnuvaya gol atıp, puan alarak başlarken sen en başta av ucunu yalayıp moralleri bozuyorsan,

Hiç yakışık almadı..

Lakin, henüz herşey bitmedi

Çünkü oynanacak iki maç daha var.

Ve Türkiye iyi bir tertiple ikinci maçta Paraguay’ı yenip ,Amerika karşısında tur şansı arayabilir.

Çünkü futbolda olmaz, olmaz..

Haydi hayırlısı..

Ben,Hasan Şaş’la, Mansız’ı arıyorum!..

Yıllar Geçse de hiçbir zaman unutamayacağımız anılarıyla futbolumuzun zirvesi bence tartışmasız 2002 Dünya Kupasıdır.

Teknik direktör Şenol Güneş yönetimindeki A Milli Futbol takımı Güney Kore ile Japonya'nın ortaklaşa düzenlediği Dünya Kupası'na 48 yıl aradan sonra ikinci kez katılma başarısı gösterirken, aldığı dünya üçüncülüğüyle de, bir daha gerçekleşmesi neredeyse imkansız olan tarihi bir başarıya imza atmıştı.

Öyle ki; Ay-Yıldızlıların bu kupadaki performansı ülkedeki herkesi günlerce mutluluk denizinde yüzdürerek birbirine kenetlerken, Tarkan’ın’Bir oluruz yolunda’ şarkısı eşiğinde ülkede günlerce bayram havası yaratmıştı.

Ve aradan 24 yıl geçse de guruptaki ilk maçta Hasan Şaş’ın Türkiye’yi yıldızlar topluluğu Brezilya karşısında 1-0 öne geçiren golün kafaları tavanı vurdurtan sevinci ile,

Senegal ile Osaka'da oynanan çeyrek final mücadelesinin normal süresi 0-0 berabere sonuçlanınca, o dönem uygulanan "altın gol" kuralı gereği uzatmalarda sahneye çıkan İlhan Mansız’ın, 94. dakikada attığı unutulmaz golle Türkiye yarı finale kalınca, Dünya’nın her tarafındaki Türk insanının yaşadığı anlatılmaz sevincin, tarifsiz mutluluğun tadı hala sıcaklığını korumaktadır.

Ve aradan geçen 24 yıla rağmen bu sevinçleri yaşatanlara duyulan sevginin büyüklüğü de gönüllerdeki tazeliğini o günkü sıcaklığıyla korumaktadır.

Cabral patlama yapacak

Trabzonspor’un Portekiz ekibi Benfica'dan 5 yıllık sözleşme ile kadrosuna kattığı 23 yaşındaki Yeşil Burun Adalı oyuncu Sidny Cabral ülkesinin İspanya ile 0-0 berabere kaldığı maçta solbekte sergilediği futbolla kendisini büyük bir merakla izleyen Bordo-Mavili taraftarlardan da geçer not aldı.

Diri, çabuk, süratli ve mücadeleci futboluyla öne çıkan genç oyuncu, sol bek dışında sağbek ve her iki kanatta da görev yapabiliyor.

Cabral, geçtiğimiz sezon Benfica’da 28 maçta 6 gol ve 6 asist kaydetmişti.