Karadeniz'de bahçeler yeşil,

Trabzon’dan Düzce’ye kadar dallar dolu.

Ambarlar ürün bekliyor...

Ama üreticinin yüzü gülmüyor.

Çünkü dünyanın fındığını üreten Türk çiftçisi, kendi ürettiği ürünün fiyatına hükmedemiyor.

Bunun adı sadece ekonomik başarısızlık değildir.

Bunun adı teslimiyettir.

Bir düşünün.

Dünya fındık üretiminin yaklaşık yüzde 75'i Türkiye'de yapılıyor.

Yani dünyanın dört fındığından üçünü bu ülkenin çiftçisi yetiştiriyor.

Ama fiyatı belirleyen Trabzon'daki, Ordu'daki, Giresun'daki üretici değil.

Londra'daki, Roma'daki, Hamburg'daki sermaye çevreleri ve onların Türkiye'deki uzantıları,

Böyle bir düzen olabilir mi?

Petrolün yüzde 75'i bir ülkede üretilecek ama fiyatını başkaları belirleyecek,

Buğdayın yüzde 75'i bir ülkede yetişecek ama kazancını başkaları alacak,

Türkiye’nin petrolü fındıktır bana göre.

Buna hangi millet razı olur?

Ne yazık ki yıllardır fındıkta yaşanan tam da budur.

Karadeniz insanı yıl boyunca bahçede alın teri döküyor.

Gübre alıyor.

İlaç alıyor.

İşçi çalıştırıyor.

Mazot ödüyor.

Vergi ödüyor.

Ama hasat zamanı geldiğinde birileri çıkıp masa başında fiyat belirliyor.

Üreticinin emeği birkaç kalem hesabın arasında ezilip gidiyor.

Daha da acısı, fındığın kaderini belirleyenlerin önemli bir bölümünün yabancı sermaye olmasıdır.

Türkiye'nin milli ürünü olan fındıkta söz sahibi olanların önemli kısmı Türk çiftçisi değil, uluslararası şirketlerdir.

İşte üreticinin isyanı da tam burada başlıyor.

"Bu ülkenin fındığına bu ülke sahip çıkmayacaksa kim çıkacak?"

Haklı bir soru.

Son yıllarda tavukçuluk sektöründe yaşananlar hepimizin hafızasında taze.

Devlet gerektiğinde müdahale etti.

Şirketlere kayyum atadı.

Piyasayı mercek altına aldı.

Peki aynı hassasiyet neden fındıkta gösterilmiyor?

Madem ortada milyonlarca üreticiyi etkileyen bir fiyat baskısı varsa,

Madem üretici sürekli zarar ediyorsa,

Madem kazanan hep aynı çevreler oluyorsa,

O zaman devlet de çıkıp şu soruyu sormalıdır,

"Bu piyasayı kim yönetiyor?"

"Fiyatları kim belirliyor?"

"Kim kazanıyor, kim kaybediyor?"

Ve eğer üreticinin iddia ettiği gibi piyasayı kontrol eden, fiyatları baskılayan, rekabeti bozan yapılar varsa devlet gereken her türlü tedbiri almakta tereddüt etmemelidir.

Gerekirse kayyum atamalı.

Gerekirse soruşturma başlatmalı,

Gerekirse yeni yasal düzenlemeler getirmeli,

Zannediyorum hepsi de gerekli,

Çünkü burada söz konusu olan sadece bir tarım ürünü değildir.

Mesele Karadeniz'in geleceğidir.

Mesele milyonlarca insanın ekmeğidir.

Mesele Türkiye'nin milli servetidir.

Bugün fındık üreticisi bahçesini terk etmeye başlarsa yarın bunun bedelini sadece Karadeniz ödemez.

Türkiye öder.

Tütünde olduğu gibi,

Çünkü üretimden kaçan her çiftçi, ülkenin geleceğinden eksilen bir değerdir.

Artık devletin seyirci kalma lüksü yoktur.

Çiftçinin sabrı tükenmiştir.

Karadeniz'in sesi yükselmektedir.

Ve o ses tek bir şey söylemektedir,

"Dünyanın fındığını biz üretiyorsak, bu fındığın kaderini de biz belirlemeliyiz."

Aksi halde kazanan yabancı sermaye, kaybeden Türk çiftçisi olmaya devam edecektir.

Bu da ne adalete sığar,

Ne vicdana,

Ne de milli menfaatlere,

Atayın kayyumu olsun bitsin.