Bir kongrede Deniz Baykal bağırmıştı, “Et kokarsa tuz var, tuz kokarsa ne var? Tuz kokmuş, tuz!”…
Eskiden her evde buzdolabı yok, hatta deep freze bile yokken etleri saklamak için, kokmasın, çürümesin, kurtlanmasın diye tuzlarlarmış. İşte eti kokmasın diye tuzladın ama ya tuz kokmuşsa? Bu söz buradan çıkmış, kokuşmanın eti koruması muhafaza etmesi ve temiz kalması gereken tuzda olması bize çaresizliğini ve isyanını anlatır. Bunun bir başka versiyonu da “balık baştan kokar” diye adlandırılır.
Türkiye’nin bugün geldiği siyasal iklim işte böyle dostlar.
Adam çıkıyor, Baro Başkanı olarak görev yaptığı iki senede Adalet Bakanlığına 70 kadar üyesini hâkim savcı olarak sokuşturduğunu söyleyebiliyor. AKP Gurup Sözcüsünün bir programdaki fotosunu paylaşıp “şu arkanda oturan, fonculara voleyi çakan değil mi?” diye soran gazeteciye tutuklama geliyor, bunu haberleştiren gazetecilere ev hapsi, ayaklarına kelepçe ama o fotoğraftaki voleciyi ülkenin adalet sistemi bulamıyor. Adalet dağıtan bakanın eşi o volecileri denetleyen SPK yönetiminde…

İstanbul’da aday bile çıkarmadığı ilçede Belediye Başkanlığı şak diye AKP’ye geçiyor, Türkiye de belediyeler içinde sadece CHP’li/ YENİ Partili belediyelerde soruşturma, diğerleri sırt üstü yatıyor. Belediye meclis üyeleri peynir ekmek gibi siyasal rüşvetlerle kılık değiştirebiliyor. Emekli perişan, taban 20 bin aylıkla geçinmeye muhtaç ama bürokraside bir özel kalem müdürü parasından ayırdığı 7 milyonu fon vurgununa kaptırabiliyor ve bunu onun bağlı olduğu Cumhurbaşkanı Yardımcısı “7 milyonu aralarında toplamışlar” diye masumane bir dille anlatabiliyor…
Ne oluyor arkadaşlar, ne oluyor vatanımda?
İşte tek adam rejimi bizi bu durumlara getirdi dostlar, hiç lamı cimi yok.
Bir bakın etrafınıza kokmayan ne kaldı?
Çözüm mü arıyorsanız çok net, sandık…
HASTANE AÇILIŞININ ERTELENMESİNİN NEDENİ ZEMİN Mİ?
Bizim AKP’li iktidar siyasilerine kalsa Kasım ayında hasta kabulüne başlaması planlanıyordu ama Trabzon Şehir Hastanesi’nin açılışı aniden ertelendi!
AKP temsilcileri “bazı ihalelerde yaşanan gecikmeler” diye nitelendirseler de muhalefet işin peşini bırakmıyor. En son İYİ Parti Trabzon Milletvekili Yavuz Aydın mecliste soru önergesini vermiş ve Sağlık Bakanı bizim Hemşo’ya sormuş; “Konuyla ilgili resmî sorumluluğu bile olmayan bazı iktidar partisi yetkilileri, ihalelerin geciktiğini söylüyor. Hangi ihaleler gecikmiştir? Hastanenin bugün itibarıyla hangi fiziki, teknik veya idari eksiklikleri bulunmaktadır? Yeni açılış tarihi nedir? Bunların Trabzon kamuoyundan saklanmasının hiçbir gerekçesi olamaz.”
Yavuz Aydın soru önergesinde ayrıca, “dolgu alanında herhangi bir zemin kayması bulunup bulunmadığını”, “zemin etütleri ve kıyı mühendisliği raporlarının ne zaman hazırlandığı”, “hastanenin temel sisteminin nasıl oluşturulduğunu” ve “uzun vadeli zemin hareketleri ile olası oturmaların izlenip izlenmediğini” de sormuş…

Bunları yeni değil, ta Mart ayında da sordum diyor vekil. Cevap veren var mı, elbette hayır!
Bizim AKP’li siyasiler düşmüşler hastaneye alınacak işçi memur sayısına, önceleri 8 binden piyasayı açmışlardı yavaş yavaş 3-5 bin derken 1500 de karar kıldılar. Şimdi de belli ki oraya yolcu taşıyacak dolmuşların paylaşımındalar, sesleri çıkmıyor.
Bakalım göreceğiz, stadyum manzaralı hastanelerini.
Dertleri siyasi zeminin kaymaması…
KÖMÜRCÜLER KRALI…
Kimdir, diye soruyorsanız benim açımdan bu sorunun cevabı çok net: Asım Aykan…
Şimdi Değirmendere vadisinden çıkarılmaya çalışılan hatta gemi nakliyat işleri bile engellenen kömürcülerin o vadiye ilk sokulmaları ne zaman olmuştu? Elbette benim tertip Asım Efendinin Belediye Başkanlığı döneminde.

Biz o zamanda “yapmayın, etmeyin” dedik. “Bu güzel vadiyi mahvetmeyin” dedik. Dinlemediler. Getirip o vadiye önce kömürcüleri yerleştirdi Asım Efendi. Ardından rahmetli Erbakan Hocayı getirip mehter marşı ile kurdele kestirip vadinin üst bölümüne Ayakkabıcılar Sitesi yapıp, açtı. Hâlbuki alt bölümde Trabzon’un yıllarca su ihtiyacını karşıladığı “su kuyuları bölgesi” vardı, mahvettiler o tarihi kuyuları. Yerin 7 metre altından, Değirmendere’nin suyundan kuyulara temiz su geliyordu. Tamam kentin tüm su ihtiyacı buradan karşılanmıyordu ama biz kısa su kesintisinde hatta lokal bir 40-50 bin kişilik bölgeye su verebilirdi. Önce kömürcüler ile sonra da bu Ayakkabıcılar ile dere pisletildi. Ardından su kuyuları yanı başına sürücü kursu araç talim alanı yapıldı. Biz göreve 2004’de geldiğimizde bölge tamamen mahvolmuştu. Araç Muayene İstasyonu iznini biz verdik ardından Oto Galericiler sitesi de eklendi.
Bu vadinin katili benim tertip Asım Efendidir, hep derim yine diyorum.
Başka bir gün Meydan’a kondurduğu köprülü kavşağı da anlatırım size.
Boztepe’nin tam bağrına, vakit namazlarında 5-6 kişi cemaati bulunan Osmanlı Camiini de kondurmuştu, etrafında onlarca cami varken, hayırlara vesile olsun.
Ahhhhh, Trabzon ah…
BİR ÖZGÜN ABİ VARDI, TRABZON BASININDA…
94’de Ayhan (Kıyak) abinin Türksesi gazetesinde köşe yazarlığına başladığımda üç köşe yazarı idik gazetede. Refik (Karaağaçlı) amca, Özgün (Baran) abi ve ben. Ömer (Güner) emice de yandan destekli. Önce haftalık başlamıştım, 3-5 derken kesmedi beni her gün yazmaya başlamıştım Türksesi’nde.
Özgün abi, Çömlekçi’de otururdu. Her gün Çömlekçi Yokuşunu tırmanır, benim dükkânda dinlenir ve Usta Otel karşısındaki sokakta Türksesi matbaasına geçerdi. Özgün abinin bir tarafı felçli idi, bir yanını tamamen kullanamazdı. O hali ile gazeteciliği bırakmaz, azimle her gün yeni bir haberin oluşumunu hazırlardı gazetede.
Özgün Baran’ın abisi de Trabzon basınında ve Trabzon siyasi hayatında çok önemli bir yere sahip bir gazeteci, siyasetçi ve devrimci Ümran Baran’dı. 60 ihtilali gelmeden (1959 yılları gibi) Trabzon’un etkili yayınlarından biri olan haftalık Ses gazetesini çıkarmış, TİP’li (Türkiye İşçi Partisi) çok hareketli bir insandı. Büyüklerimiz anlatır, biz dinlerdik. Ömer (Güner) emice de ondan feyz almış, gazeteciliği sevmiş ve onunla hep anıları olan bir kişi idi. benim işyerimde bu üçlü (Ömer emice, Özgün abi ve Refik abi) buluşunca ne sohbetler olurdu, anlatsam sayfalara sığmaz.

Özgün abinin o tarihler bizim Türksesi’n de “İçten Geldiği Gibi” diye bir köşesi vardı, arada da spor yazardı “M. Yetkin” takma adı ile.
Bir anısını anlatmıştı, bende size aktarayım.
Çömlekçi’de bahçeli bir evde otururdu Özgün abi. Her sabah uyandığında vasistas penceresini açar, ara menteşesini sıkıştırır bahçedeki kuş seslerini dinlermiş. Her akşamda eşinden bir çay bardağı ‘Aslan sütü’ saklarmış, o pencerenin dışına. Son zamanlarda bir kanarya dadanmış Özgün abinin penceresine. Sabah gün açarken geliyor, ‘Aslan sütü’nden biraz içiyor ve ötmeye başlıyor…
Beni de o kanarya ile benzeştirirdi rahmetli, “kanarya gibi nağmeli ötüyorsun Muhtar”…
Özgün abi çok erken (2001) gitti, ardından Ömer emice (2009) ve son Refik abi (2014).
Ruhları şâd olsun…
NORMAL İLE ANORMAL NASIL KARIŞMIŞ…
“Hâkim savcı olmak isteyen arkadaşlarımıza referans oluyoruz. Yaklaşık bizim 2 senelik çalışma dönemimizde 70 tane baro üyesi avukat arkadaşımızı hâkim savcı yaptık. Bizler referans olduk, bakanlıklarla görüştük. Sağ olsunlar bize o anlamda da bakanlık bir ayrıcalık tanıdı. Genç meslektaşlarımıza refere ederek onları istedikleri dalda yetişmelerine sebep olduk…” diyor Ankara 2 No’lu Baro Başkanı Gökhan Ağdemir bir televizyon kanalının canlı yayınında övünerek…
Görüyor musunuz adamı? Normal ile anormal kavramı herifin zihninde o kadar yer değiştirmiş ki, utanması ve saklaması gereken bir şeyi övünç duyarak anlatabiliyor.

Buna büyüklerimiz “şecaat arz ederken merd-i kıptî sirkatin söyler” der. Yani çingenenin mert olanı kendini överken hırsızlığını söyler, hırsızlığı ile övünür demekmiş.
Bizim ikincikli baroda aynısını ikrar ediyor, sevgili arkadaşlar şu an bir yerlere gelmek istiyorsanız badem bıyıklı tanıdığınız yoksa ağzınızla kuş tutsanız boşuna, uğraşmayın bize gelin diyor.
Bir de savunması var, evlere şenlik. Torpil değil, referansmış yapılan…
Bende bir şey sanmıştım zaten.
Bunda şaşılacak bir şey yok arkadaşlar, büyütmeyin ve her şeyi gündeme de taşımayın.
Yavaşça dağılın.
Bize de mizahı düşüyor, izahı olmayan şeyin.
Gülün geçin, hepsi aynı…
SANAT İÇİN BİRBİRİMİZE GOL ATMAYALIM…
Aslında gol değil, çalım demiş ama ben öyle bir başlık attım.
Trabzon Büyükşehir Belediye Meclisi Ekim ayı toplantısında muhalefet Trabzon Sanatevi’ni gündem yapmış, haklılar.
Konu biraz tartışılmış mecliste, ben karşılıklı konuşmalara ve laf sokuşturmalarına değinmiyorum. Siyaset değil işimiz, üzüm yemeye çalışıyorum.
Bence Trabzon Büyükşehir Belediye Başkanı Ahmet Metin Genç çok önemli bir nokta atış yaptı, siyasi polemiklerden sıyrılıp ortak bir çözüm üretelim demiş.

“Çözüm üretmeden tahliye işleminin yapılması doğru değildir. Tahliye gerçekleştirilmeden önce oturulup bir çözüm üretilseydi daha iyi olurdu. Büyükşehir Belediyesi olarak biz de valiliğe müracaat ettik ancak henüz bir cevap alamadık” diyerek topu göğsünde yumuşatmış ve voleyi çakmış; “Sanatın siyasete alet edilmesini doğru bulmuyorum. Bu şehir bir kültür sanat şehridir. Şehrimizin sanatına ve sanatçısına sonuna kadar sahip çıkmamız lazım. Çözümü de yöneticiler olarak hep birlikte üreteceğiz…”
Benim bu sözlerden anladığım şu, “Büyükşehir ve Ortahisar bir araya gelip konuyu çözmemiz gerekir. Siyaseten çok yıprandık, biliyorum. Çözeceğiz ortak akılla bu durumu merak etmeyin…”
Valla benim tanıdığım Ahmet Metin Genç bu konuyu çözer, belli ki geçemediği bazı engeller var.
Ben umutluyum…