Çocuklar ve gençler ilkokulda bu dersi işliyorlar, ortaokulda, lisede…
Kurtuluş Savaşı esnasında güney illerimizin gösterdiği dillere destan direniş gururla anlatılır. Dedesinden ninesinden dinleyenler, dinleyenleri dinleyenler…
Filmleri, belgeselleri izleyenler…
Urfa ve Maraş Savunması, Türk’ün gücünü dünyaya göstermiş; topraklarını işgale kalkışanların planlarını bozmuştu.
Mustafa Kemal Paşa ile birlikte kurmay kadrosu iyi biliyorlardı ki Adana’yı, Maraş’ı, Antep’i ve Urfa’yı kaybetmek, aslında koca ülkeyi kaybetmekle eşdeğerdi.
Yöre halkının da büyük desteğiyle zafere ulaşıldı.
***
106 yıl önceydi tüm bunlar…
Maraş’ı ve Urfa’yı Fransızlardan kurtarmıştık.
Zaman su gibi akıp geçti; Mustafa Kemal Paşa’nın liderliğinde örgütlenen ülke Cumhuriyet’le tanıştı ve daha neler neler…
Tarımda, endüstride, ulaşımda dev adımlar atıldı. Özellikle de eğitimde…
Yorgun ve yoksul halk küllerinden dirilmeye başladı adeta…
Tüm ağırlığını İstanbul’a ve Balkanlara veren Osmanlı, Anadolu’yu ihmal etmişti.
Bu yüzden köylerde asker mektuplarını okuyacakların sayısı bir elin parmakları kadar bile değildi.

***
Şimdi, “Urfa ve Maraş Savunması” yeniden yazılıyor.
İfadeler alınıyor, deliller toplanıyor.
Sosyal medya ve ekranlarda bilen de bilmeyen de boy gösteriyor.
Sözler havada uçuşuyor, toplum geriliyor; olan, çocuklara ve öğretmenlere oluyor… Bir de velilere…
***
Aklı başında insanlara şiddetle ihtiyacımız var.
Eğriye “eğri”, doğruya “doğru” diyebileceklere…
Yeniden “eski” günlere dönüş sinyalleri alınıyor.
Oyları “kemikleştirmenin” peşinde bir koşu bir koşu ki milleti ürküten tablo da bu…
Eski siyasi liderlerin konuşmalarını izliyorum bu ara…
Neler söylemişler ve neler neler olmuş?
Demem o ki yazık oluyor ülkeye!
Bölgemiz ve dünya kaynar kazana dönmüşken bizim gündemimize bakıyorum, üzülüyorum doğal olarak.
***
“Urfa ve Maraş” demişken…
106 yıl sonra yeni bir savunma bizimkisi…
Bu da bir vatan savunması…
“Biz, bu çocuklar için ne yaptık ya da ne yapmadık” sorularını sormanın tam zamanı.
Bugün değilse ne zaman?!
Suçu, ona buna atmakla paçayı kurtarabiliyorsak ne âlâ…
Fakat çocuklarımızın ve öğretmenlerimizin hatıraları taptaze…
***
Son elli yılda yapılanlara bakıyorum da…
“Fena değiliz, iyi işler yaptık” diyebileceğimiz pek çok sektör var.
Savunma sanayi, sağlık, iletişim bunlardan bazıları…
Fakat tarım ve hayvancılıkla eğitimde karnemiz hiç de iyi değil.
22 yılda dokuzuncu Milli Eğitim Bakanı…
Sisteme sürekli müdahaleler…
Bence televizyonlarla sosyal medyada en çok tartışılması gereken konuların başında gelmesi gerekirken… Dost meclislerinde, parklarda bahçelerde…
Allah aşkına! Bizim gündemimize bakar mısınız?
***
Herkes dışarıdan örnek veriyor:
“Efendim, belediye başkanı, depremde bir saat içinde devreye girmeyen şehir suyu dolayısıyla harakiri yapmış.”
“Devletin parasıyla çikolata aldı diye istifa etmiş…”
“Hediyeleri evine götürdü diye…”
“Yakınlarını göreve getirdi diye…”
“Yurt dışı bankalarda parası var diye…”
Diye diye diye…
Elimizde fener varsa sürekli karşılara doğru tutarız fakat zaman zaman kendimize de tutmak gerekmiyor mu?
Şeklimiz şemalimiz nasıl diye…
Gerçi sen göremeyeceksin yüzünü ama olsun, başkaları görsün diye yapacaksın tüm bunları. Demokrasi böyle bir şey: Hesap soracaksın, hesap vereceksin.
***
Bir eğitimci yazar olarak konuyla ilgili yazılarımdan biri de EĞİTİME YATIRIN…
Aklını fikrini, paranı pulunu eğitime yatır çünkü gelecek orada.
Hemen sonuç alma ihtimalin yok, onlarca yıllık bir süreç bu…
103 yıllık Cumhuriyet dönemindeki olaylardan en derinlerinden birini yaşıyor ülkemiz.
Onlarca yıllık ihmalin sonucunu…
Yani!
Feneri kendimize tutmanın tam zamanı… Özeleştiri yapmanın…
Öyle, “bakanımızı yedirmeyiz” diye kestirip atmakla bir arpa boyu yol gidemeyiz.
Saygıdeğer Öğretmenim Aras PEREKLİ, 15 Nisandaki paylaşımında “Biz, bu memleketin delikanlısıyız. Seçilmiş otoriteye (ulul emre) itaat eder ama yanlışını söyler, doğrusunu da takdir ederiz” demiş.
İyi işler yaptığında hak ettiğin alkışı alacağın gibi varsa bir başarısızlık onu da üstleneceksin, çıkıp, çatır çatır hesabını vereceksin.
Niye?
Hesap, mahşere kalmasın diye.