Işık hızıyla akıp giden hayatın basamaklarını, “Yeter artık yordun beni” dercesine haykıran dizlerimle YELKEN’in merdivenlerinde tırmanmaya çalışırken, tepedeki son basamağın başında bekleyip, “Neden asansöre binmedin?” deyişi hâlâ kulaklarımdadır.

Ispartalı Çoban Sülü lakaplı, Türk Siyasi Tarihi’ne tabandan tavana kadar damgasını vurmuş Süleyman Demirel’in, “Yollar yürümekle aşınmaz” sözüne nazire yapmak için olsa gerek, Ankara’da YELKEN’in basamaklarını tırmanmayı tercih ederek, İBRAHİM USTA’ya varmayı düşünmüştüm.

Ancak düşüncelerime, 90 kiloluk vücudu taşımayı yıllarca üstlenen dizlerimin karşı çıkacağını hiç hesap etmemiş olacağım ki, sevgili dostumun sorusuna cevap verecek soluğu bile bulamamıştım!

Ama o halde bile, “Yordum seni” diyerek, kendime yarattığım yorgunluğu üzerine almaya kalkacak kadar insan USTA’lığı taşırdı İBRAHİM

Zaten onun için kafa kâğıdında değilse bile, yaşadıklarıyla O’nun adı USTA, soyadı İBRAHİM idi!

Ezcümle, yaşantısı, icraatları ve bıraktığı izlerle USTA İBRAHİM idi.

Şimdi, O’nu yazmak için bir zamanlar kaleme sarılan ellerim, şimdi bilgisayarın başına geçince insan olmanın halleri geldi USTA İBRAHİM ile usumu…

Aklım kıymetli kardeşim için klavenin tuşlara dokunan parmaklar kelimeleri satır yapıp sıraladı ardı ardına:

“Hayatta bazı insanlar vardır; yaptıkları işlere monte ettikleri insanlıkla iz bırakırlar. Çünkü gerçek USTAlık yalnızca bir mesleği iyi yapmak değildir. Asıl USTAlık, insan olmayı öğrenmek, insan kalabilmek ve başkalarına da insanlığın değerini hatırlatmaktır.”

*

YELKEN’in arşa yakın, ama toprağa basanlara da uzak olmayan ofisinde daha hoşbeşimizi, sarmaş dolaş olmamızı tekâmül ettirmemişken, “çın çın” diye çalan telefona cevap verip, “Gerekeni yapalım, zenginin malında züğürdün hakkı vardır” dedikten sonra gülümseyerek, “Bizim eleman aradı. Fakir biri gelmiş inşaata, yardım istiyordu” dedi. Sonra da “Züğürt dedim ise hoşluktandır.” diye tebessüm ederek eklemesi de yok mu?

Nerede olursa olsun, bir arada bulunduğumuzda her daim karşılaştığım, O’nun da “Gerekeni yapın. Verin” dediği, “Zenginin malında fakirin hakkı vardır” inancını sergilediği yüzlerce, binlerce hallerden biri idi.

*

USTA ile ortaklıklarımız o kadar çoktu ki…

Dünyanın merkezi saydığımız ARSİN’li olmak…

Futbolun içinde o yönetici ben yazan şekliyle bulunmak…

Bulununca da, “Hiç unutmamamız gereken doğduğumuz yerlerdir. Oralara her daim borçluyuz” diye adeta ezberlediği ilkenin icraatını Arsinspor kulübünde yaşamak ve yaşatmak…

Söz konusu Trabzonlu olunca vazgeçilmezlerden olan futbolun tepesindeki kadronun, TFF’nin bile içinde olmak…

Olunca da, hakkın, hukukun ve oyun kurallarının gezmeye gönderildiği (!) futbol sahalarında adaleti tesis etmek için, tek başına da olsa mücadele etmek, bir kavganın içinde dalmak…

Hele hele söz konusu, O’nun ülke, Türkiye sevdalılığını da anlatan, “Bize Her Yer Trabzon” sloganının lokomotifi Trabzonspor olunca!

12 Ağustos 2007’de Avni Aker’de oynanan Trabzonspor-Sıvasspor maçı hakem kararı ile “Adalet bir kez daha rafa kaldırılınca…”

Denir ki; “İnsan ustalığı sabır ister. Sabrın sonu selamettir.”

Sonra da eklenir: “Ama insan olmak kolay değildir. Sabrın da taştığı zamanlar vardır. Ancak o zamanlarda bile hakkı yenenden yana olursa, böyle sabırsızlıkları da hoş görmek lazım.”

*

O’nun, “30 saniye daha oynatılarak bitirilmesi gerekiyordu” dediği maçın ardından, adalete sahip çıkma güdüsünü, TFF Başkanvekili sıfatının önüne de koyarak gösterdiği tepkileri, tamamen bir sabırsızlık olarak niteleyerek sadece suç aramak Allah’ın beşerin yapısına yüklediklerini yok saymaktan başka bir şey değildir.

Öyle ki o halde bile O, sabırsızlığının tepkilerini, Türkiye’nin her yerinde her takıma karşı kuralların eşit bir şekilde uygulanması gerekir.” diyerek adaletin tecellisi için sergileyen bir Adem Oğlu, insan olduğunun anlaşılması gerekiyor.

O’nu anlamak için, O’nu yaşamak, O’nunla haşır-neşir olmak gerekir.

Neden mi?

“Çünkü insan anlamak kolay değildir. Herkesin hikâyesi farklıdır, yükü farklıdır, yarası farklıdır. İşte gerçek usta, karşısındaki insanı yargılamadan önce anlamaya çalışandır. Dinlemeyi bilen, empati kurabilen ve gerektiğinde susmasını da bilen kişi, insan olma yolunda ustalaşmaya başlamış demektir.”

*

Evet, Sevgili dostum, Has Adam, USTA İBRAHİM…

Nasıl mı USTA idi?

Onun ustalığı aynı zamanda bir gönül işçisi olmasındandı.

Yardım ederken karşılık beklememesinden, iyiliği gösteriş için değil vicdan için yapmasından, güçlü olduğunda kibirlenmemesinden, zayıf olanı ezmek diye bir niyetin aklından zerre kadar geçmemesindendi.

Bunların hepsinin, insan ustalığının parçaları olduğunu bilen ve amelini ona göre icra edendi.

Ama “İBRAHİM USTA”nın “USTA İBRAHİM”liğe giden yolunda hiç şüphesiz adının da verdiği ulvi inancın etkisinin olduğunu söylersek eksikliği de gidermiş oluruz.

O’nun tarifi de “İBRAHİM OLABİLMEK” de var.

O tarif ile tamamlayıp, Allah’tan (cc) Cennet’in bir köşesinde USTA İBRAHİM ile buluşmayı nasip eylesin dileyerek tamamlayalım:

*

“Tarihte bazı isimler vardır ki yalnızca bir insanı değil, bir duruşu, bir karakteri ve bir teslimiyeti temsil eder. İşte “İbrahim olabilmek” de böyle bir anlam taşır. Bu ifade, sadece bir isim değil; inancın, sadakatin, cesaretin ve teslimiyetin sembolüdür. Bu yönüyle akla ilk gelen isimlerden biri de İbrahim Peygamber’dir.

İbrahim olabilmek; doğru bildiği yoldan, tüm zorluklara rağmen vazgeçmemektir. Ateşe atılmayı göze alacak kadar inancına sadık olmak, kalabalıkların yanlışına karşı tek başına doğruyu savunabilmektir. Çünkü hakikat çoğu zaman kolay değildir; bedel ister, sabır ister, cesaret ister.

MURAT TAŞKIN

Gazeteci-Yazar

NOT: Bu satırlar Usta İbrahim’in dostları meslektaşlarım, Yusuf Turgut ile Zihni Ağırman’ın hazırladığı ve vefatının 3. Yıldönümünde Arsin Konak Camii’nde mezarı başındaki anma töreninde de dağıtılan kitapta yer almıştır.