Kültürler; sınır çizgileriyle değil, yüzyılların birikimiyle oluşur. Bir halkın türküsü, yemeği, dili ya da oyunu; o toplumun hafızasının bir parçasıdır. İşte horon da Karadeniz insanının hafızasına işlenmiş en güçlü kültürel miraslardan biridir.

Son yıllarda horonun kökeni üzerine çeşitli tartışmalar yaşanıyor. Kimi zaman farklı ülkeler, kimi zaman farklı topluluklar bu eşsiz halk oyununu kendi kültürel miraslarının bir parçası olarak göstermeye çalışıyor.

Nitekim yakın dönemde Yunanistan’da ve Ermenistan’da horonu kendi kültürel miraslarının bir unsuru olarak öne çıkaran çeşitli etkinlikler ve festivaller düzenlendi. Bu gelişmeler, Karadeniz kültürüne gönül verenler arasında horonun tarihsel kökenleri ve kültürel aidiyeti konusunda farkındalığı artırdı.

Bu doğrultuda Türkiye Halk Oyunları Federasyonu tarafından 28 Haziran 2026 tarihinde İstanbul Maltepe Etkinlik Alanı’nda “Horon Bizumdur” temasıyla Guinness Dünya Rekoru denemesi gerçekleştirilecek. “7’den 70’e Herkes Tek Yürek, 5000 Kostümlü Horoncu” sloganıyla düzenlenecek etkinlik, horonun Karadeniz’deki güçlü kültürel köklerine dikkat çekmeyi ve bu mirası gelecek kuşaklara taşımayı amaçlıyor.

Kim ne derse desin, Tarihî gerçekler ve kültürel süreklilik bize çok net bir şey söylüyor: “Horonun asıl yurdu Karadeniz’dir.” Ve tabi ki; “Horonun Kalbi Trabzon’da Atar.”

Horon yalnızca bir oyun değildir. Horon, Karadeniz’in dalgalarının ritmidir. Yaylalardaki rüzgârın, dağların sertliğinin ve denizin hırçınlığının insan bedenine yansımasıdır. Bu nedenle horonu anlamak için önce Karadeniz’i anlamak gerekir.

Trabzon’un köylerinde, ilçelerinde ve yaylalarında horon nesilden nesile aktarılmıştır. Düğünlerde, asker uğurlamalarında, bayramlarda ve şenliklerde insanlar aynı halka içinde birleşmiş, aynı ritimde hareket etmiş, aynı kültürel hafızayı paylaşmıştır. Horon bu topraklarda yalnızca oynanmamış; yaşanmıştır.

Bugün dünyanın birçok yerinde Karadenizliler bir araya geldiğinde ilk duyulan ezgilerden biri kemençe sesi olur. O ses yükseldiğinde insanlar farkında olmadan horon halkasına girer. Çünkü horon, Karadeniz insanı için bir eğlence değil; aidiyet duygusunun ifadesidir.

Elbette Karadeniz, tarih boyunca farklı kültürlerin kesişim noktası olmuştur. Bölgedeki halklar birbirlerinden etkilenmiş, ortak kültürel unsurlar üretmişlerdir. Ancak bir kültürel değerin farklı toplumlar tarafından bilinmesi ya da oynanması, onun tarihî merkezini değiştirmez.

Elbette Karadeniz, tarih boyunca farklı kültürlerin buluştuğu ve birbirini etkilediği önemli bir coğrafya olmuştur. Bu nedenle horonun izlerine, Karadeniz’e kıyısı bulunan bazı ülkelerde; Kafkas halkları arasında, Gürcülerde, Abazalarda…vb rastlamak mümkündür.

Ancak bir kültürel değerin farklı toplumlar tarafından bilinmesi, benimsenmesi ya da icra edilmesi; onun tarihî kökenini ve kültürel merkezini değiştirmez. Tam aksine, bu durum o kültürel mirasın zaman içinde ne kadar geniş bir etki alanı oluşturduğunu gösterir.

Nasıl ki flamenco denildiğinde İspanya, tango denildiğinde Arjantin akla geliyorsa; horon denildiğinde de akla ilk olarak Trabzon ve Karadeniz gelmektedir.

Çünkü horonun gerçek gücü arşivlerde değil, yaşayan kültürde saklıdır. Bugün hâlâ en canlı biçimiyle Trabzon’un köylerinde, meydanlarında ve yaylalarında yaşatılan bir kültürden söz ediyoruz. Kültürel mirasın en güçlü kanıtı da budur: Yaşamaya devam etmesi.

Bu nedenle horon üzerine yapılan her tartışmada duygusal tepkilerden çok tarihî ve kültürel gerçeklere bakmak gerekir. Horon, Karadeniz’in ortak ruhundan doğmuş; Trabzon’un hafızasında kök salmış ve buradan dünyaya yayılmıştır.

Bazı değerler vardır ki onları sahiplenmenin en güzel yolu tartışmak değil, yaşatmaktır.

Horon da bunlardan biridir.

Kemençe çalmaya, horon halkaları kurulmaya devam ettiği sürece; Karadeniz’in sesi de, Trabzon’un kültürel hafızası da yaşamaya devam edecektir.