Genç Türkiye Cumhuriyeti Devleti Çanakkale zaferinden doğdu. 15 yaşında gençler yürüyerek cepheye gitti, tabutlarla döndüler. Kimi de o kahramanlık destanının yazıldığı yere defnedildi. Arkada, gözleri yaşlı anneler, babalar ve kardeşler kaldı. Bizlere özgür, düşman çizmesinden temizlenmiş bir ülke bıraktılar.
Şehitlerimize, gazilerimize ne kadar saygı duysak azdır.
Allah rahmet etsin.
Bu vatanın evlatları, 1964 yılında başlayan Kıbrıs’taki soykırıma 1974 yılında dur dediler.
Havadan indiler, düşmanın tepesine bindiler.
Denizciler, Karacılarımız. Havacılarımız şehit oldu. Ama Kıbrıs’taki soydaşlarımıza özgürlük getirildi.
Onlar birer kahraman.
Muhabirlik yıllarımızda İstiklal savaşı gazilerinin son yolculuklarını haber yapardık, şimdi Kıbrıs gazilerimiz aramızdan ayrılıyorlar.
Mekanları cennet olsun.
1975 sonrasında Türkiye’de müthiş bir gençlik ortaya çıktı. Kafaları her birinin zehir gibi idi.
Kimi Matematik mühendisi, kimi Kimyager, kimisi de Fizikçi olacaktı.
O gençliği birbirine kırdırdılar, tam 5 bin genç sağdan ve soldan öldu. Bu kardeş kavgası ile Türkiye Cumhuriyeti Devletini sadece durdurdular, yıkamadılar!
Sonraları 28 Şubat 1997’leri gördük. Cuma namazlarına gidiyor diye terfisi durdurulan komutanları duyduk.
Vatandaşın oyları ile iktidara gelenlerin örselendiği, partilerinin kapatıldığı, ekonominin sıkıştırıldığı süreci yaşadık.
Erbakan’ın, Milli Selamet Partisi dahil 3 partisi kapatılmasına rağmen, Devletin nizamını bozmaya asla yeltenmedi.
2002’den sonra Türkiye bambaşka bir yola daha girdi. AK Parti iktidara geldi. Gelirken Fetö hareketi içine sızdı.
Devletin derinliklerine de giren Fetö, Ergenekon ve balyoz süreçleri diyerek Ordu’da ne kadar üst düzey Komutan varsa hapse tıkadı.
Arkasından Cumhurbaşkanı Erdoğan’ı devirmeye kalktılar.
Dersaneler, MİT krizi arkasından Gezi Parkı, 17-25 Aralık derken, 15 Temmuz’da ülkeyi ele geçirmek için başlatılan işgal harekatı çıktı önümüze.
Ne 60 darbesine, ne 71 muhtırasına, ne de 80 darbesine direnmeyen, 28 Şubatta da olup biteni seyreden Halk, işgal harekatına karşı sokaklara döküldü.
İstanbul boğaz köprüsünde, üzerlerine ateş açanlara karşı göğsünü açıp “Vur ulan vur” diyen, tankın altına yatanları gördük.
250 şehit verdik ama ülkeyi vermedik.
10 yıl geçti hiçbirini unutmadık.
15 Temmuzun yıldönümünde bir kez daha bu ülkenin gizli direkleri var diyoruz.
İşbaşına kim gelirse gelsin, direksiyonu alan ve düzlüğe çıkaran bir güç hep var.
Bu güç hem ilahi hem de insanı güçtür.
15 Temmuz direnişinin 10. Yıldönümünde şehitlerimizi rahmetle minnetle anıyorum.