Doğal yapısı nedeniyle adeta bir uçak gemisi olan Kıbrıs, konumundan dolayı Doğu Akdeniz’in en stratejik noktasıdır.

Doğu Akdeniz; üç kıtanın kesiştiği noktada yer alması, Süveyş Kanalı, Cebelitarık Boğazı ve İstanbul Boğazı gibi hayati su yollarına bağlanması ve de yaşadığımız yer Anadolu olmak üzere Ortadoğu ve Avrupa’nın güvenliği açısından büyük bir önem taşımaktadır.

Bölgesel ve uluslararası aktörlerin başta enerji kaynaklarının kontrolü ve bölgedeki operasyonların lojistiği için yapmış oldukları yoğun rekabet, Akdeniz’in Sicilya ve Sardunya’dan sonra üçüncü büyük adası olan Kıbrıs üzerinde de kendini göstermektedir.

Doğalgaz ve petrol sahalarına yakın olması ve en önemli Ortadoğu’daki istikrarsızlığın istenilen şekilde dizayn edilebilmesi için Kıbrıs, uluslararası aktörlerin ajandasında her zaman önemli bir yer tutmaktadır.

Kıbrıs, Yunan anakarasına yaklaşık 1000 km mesafede iken Türkiye’ye sadece 65 km uzaklıktadır. Kıbrıs, hem güvenliğimiz hem de tarihi misyonumuz açısından bizim kırmızı çizgimizdir. Tarih, coğrafya, matematik bilumum her ne varsa bizim her zaman orada olmamız gerektiğini söylemektedir.

Hemen aşağımızda yer alan Kıbrıs her ne kadar deniz kenarındaki bir kentte büyüyen biri olsam da benim yüzemeyeceğim ama yüzme mesafesinde olan bir yerdir.

Çok defa Antalya’dan Mersin’den çeşitli nedenlerle sosyal farkındalık için adaya yüzerek gidildiğini biliyoruz. Mesela Eski Devlet Bakanı Kürşad Tüzmen, beraberinde götürdüğü Türk Bayrağını dönemin Başbakanı Ersin Tatar’a takdim etmek üzere Ada’ya yüzenlerden birisidir.

Yüzme konusunda İzmir’den iyi bir deneyimi olan Yorgo’nun Yunanistan’dan Kıbrıs’a yüzerek gidebileceği hakkında elimizde bir veri olmadığı gibi teknik olarak da mümkün görünmemektedir.

Soydaşlarımızın yaşadığı, bize çok yakın olan bu adada Rumlar, 1960 lardan başlayarak sivillere yönelik tehdit, baskı, saldırı had safhalara çıkarmıştı. Kıbrıs’ı Yunanistan ile birleştirmeyi esas alan Enosis doğrultusunda Rum militanlar Türk köylerini basarak, yaşlı genç, çocuk ayırt etmeden sivil katliamlarına başlamıştı.

Akan kanı durdurmak, Kıbrıs Türklerine imdat olmak için zaman kaybetmeden bir şeyler yapılması gerekiyordu. O günün zor koalisyon şartlarında Amerika’ya rağmen Ecevit ve Erbakan, Ayşe’yi tatile çıkarmış ve Türk askeri Adaya huzuru getirmişti.

Barış harekâtından sonra Türkler’den intikam almak isteyen Batı ve onun şürekası Kuzey Kıbrıs’ı dünyadan tecrit ederek cezalandırma yoluna gitmişlerdir.

Türkiye üzerinden dünyaya bağlanmak zorunda kalan yavru vatan, bazı kesimler ve de kendi içindeki azgın azınlık tarafından Türkiye’nin hamiliğinden rahatsız olsa da bizim nazarımızda Kıbrıs bizim ayrılmaz, ayrılamaz bir parçamızdır.

Barış harekâtından sonra savaşın izlerini silmek, ada halkının moral motivasyonu artırmak ve Anadolu ile her daim var olacağının mesajını vermek için 1975 yılında Kıbrıs’ta bir futbol turnuvası düzenlenmiş ve adına Kıbrıs Barış Kupası verilmiştir.

Dönemin üç büyükleri Galatasaray, Fenerbahçe ve Beşiktaş adaya davet edilmiş fakat Fenerbahçe turnuvaya katılmayınca yerini Trabzonspor almıştır.

İlk turda Galatasaray’ı, finalde de Beşiktaş’ı yenen Karadeniz Fırtınası Kıbrıs Barış Kupasını kazanmıştır. Bu kupa aynı zamanda ilk ve son Kıbrıs Barış kupası olmuş daha sonraki yıllarda bir daha düzenlenmemiştir.

Karadeniz’in bıçkın delikanlılarının ayak sesleri o günlerden duyulmaya başlanmış, futboldaki İstanbul hegemonyası yıkılmış ve 1976’dan itibaren şampiyonluklar İstanbul dışına çıkmaya başlamıştır.

Kıbrıs’ın Trabzon futbol tarihi üzerinde farklı ve manalı başka bir tarafı daha vardır.

Tarih 26 Temmuz 2005. Trabzonspor, 30 sene sonra tekrar Kıbrıs’ta ama bu sefer Rum tarafındaki bir maç için sahada.

Bordo Mavili ekip Anorthosis Famagusta ile Şampiyonlar Ligi ön eleme 2. Turunun ilk maçı için tekrar Kıbrıs’a gitmişti. Maçı önemli kılan Kıbrıs Barış Harekâtından sonra ilk kez bir Türk takımı ile bir Güney Kıbrıs Rum takımı karşı karşıya gelecekti.

Türkiye, Güney Kıbrıs Rum Yönetimini tanımadığından Rum tarafına direkt uçuş yoktu ve Trabzonspor Atina üzerinden adaya gitmişti. Güvenliği yüksek riskli maç olarak değerlendirildiğinden Trabzonspor’a sadece 1200 bilet ayrılmıştı.

Yoğun güvenlik önlemleri altında yapılan maçta UEFA kriterlerine göre statta olması gerek Türk Bayrağı göndere çekilmemişti. Türk bayrağı olmadığı gibi kırmızı ve beyaz renklere dahi tahammül yoktu.

O gün Trabzonspor 3-1 yenilmişti ve ertesi gün Rum basınında Kıbrıs Barış Harekâtına atfen 31 yıl sonra gelen galibiyet diye başlıklar atılmıştı.

Geçenlerde ertesi günün gazetelerinden bir fotoğraf düştü önüme.

Erzurum’un bağrından çıkıp okumak izin Kıbrıs’a giden yağız bir delikanlının fotoğrafıdır o günlerden kalan.

Trabzonspor’u, bir Türk Takımını desteklemek için kaçak yollarla Rum tarafına geçip içinde kopan fırtınanın bir fotoğrafıdır o günlerden kalan.

Beline dolayarak gizlice stada soktuğu ve Fatih Tekke’nin attığı beraberlik golünden sonra çıkarıp çılgınca salladığı sonra da üzüntüden başına doladığı Türk Bayrağının fotoğrafıdır o günlerden kalan.

Kürşad Tüzmen’den yıllar önce Kıbrıs’a üstelik Rum tarafına götürdüğü Türk bayrağını taşıyan Kürşad Şahin’in bir fotoğrafıdır o günlerden kalan.

Selam olsun Kürşadlara...