İsim olma telaşından sıyrılın önce...

Birilerinin sizi fark etmesini, adınızı bir cümlenin içinde anmasını beklemeyin.

Fedakârlıklarınızı ispat etmek için yükselttiğiniz sesinizi kısın. Zira insan, kendini anlatmaya başladığı yerde kendi sesini dahi duyamaz.

Hiç olun!

Fakat boşluğa düşmek sanmayın o hiçliği.

Bir taşın suya bırakılışını düşünün. Suya düşen taş ağırlığını kaybetmez; yalnızca dalganın diline karışır. Kâh köpük köpük, kâh dupduru...

Ne kadar yorucu yükler taşıyoruz, sevgili okur;

Bir şey olmalıyım, başarılı olmalıyım, değer görmeliyim, baş üstünde taşınmalıyım. Arkamda hatırlanacak izler bırakmalıyım.

Sanki varlığımızın bir anlam kazanabilmesi için kabulümüz şartmış gibi.

Lakin vitrinde sergilenen bir eşya değildir ruh. Değeri, kaç gözün ona çevrildiğiyle ölçülmez.

Hiç olun!

Bir kapının önünde bekleyen adınızdan, unvanınızdan, biçilmiş bütün sıfatlarınızdan arının. Kendiniz hakkında kurulan cümleleri susturun. Ve susturduğunuzda cümleleri ne kalıyor elinizde, sağlamasını yapın.

Bir şey olmak için çabaladıkça çoğalıyoruz sanıyoruz. Üzerimize her daim yeni yeni katmanlar ekliyoruz: Başarılar, roller, beklentiler.

Bir şey olma uğruna santim santim uzaklaşıyoruz da kendimizden, kaç kilometre uzaklaştığımızı fark edemiyoruz yolun sonuna gelinceye değin.

Hiçlik, yokluk değildir, sevgili okur; fazlalıkların gömüldüğü o derin yerdir. Orada kimseye görünmek zorunda kalmadan yaşarsınız. Bir çiçeğin açarken kendini ilan etmemesi gibi. Bir yağmurun toprağa düşerken savaşını söylememesi gibi.

Bir kuşun gökyüzüne süzülürken "Bakın, uçuyorum" dememesi gibi.

Gerçekten bir şey olmak istiyorsanız, en önce bir şey olma ihtiyacından vazgeçin. Başkalarının gözünde büyümek yerine kendi içinizde derinleşin.

Bazı varoluşlar görünür olmakla değil, kaybolmakla gerçekleşir çünkü...

Muhabbetimle.