Gençlerbirliği karşısındaki 5-0’lık galibiyetin ardından “İşte Trabzonspor bu” demiştik.

Meğer o maç, gerçek bir futbol baharının habercisi değil, sadece bir haftalık yalancı baharmış. Konyaspor karşısında sahada ne dişleyen, ne ısıran, ne de rakibine nefes aldıran bir Trabzonspor vardı. Konyaspor, maçın daha 2. dakikasında orta saha ve savunmanın yaptığı hatayı affetmedi, golü buldu ve ardından skorun üzerine yattı.

Top yüzde 71 oranında Trabzonspor’da kaldı ama ortada futbol adına tatmin edici bir görüntü yoktu. Vızır vızır dolaşan top, bir türlü kaleye giden yolu bulamadı. Orta sahada oyun kurma yok. Tempo yok. Seri pas yok. Top kaybedildiğinde onu geri kazanma refleksi yok. Daha da önemlisi, takımın sahada bir oyun aklı yok.

Muçi ise başlı başına ayrı bir dosya. Yaptığı inanılmaz top kayıplarıyla Trabzonspor’un birçok hücumunu daha başlamadan bitirdi. Kanatlar da oyundan düşünce, bordo-mavili takımın hücum planı kâğıt üzerinde kaldı. Dünya yıldızı Salah’ın ise sahada olup olmadığı zaman zaman belli bile olmadı. Üstelik karşıdaki takım, sezonun ilk dört maçında puan alamamış, ligin dibine demir atmış bir Konyaspor’du. Trabzonspor ise böylesine kritik bir rakibe adeta can suyu verdi. Özellikle ikinci yarıda Trabzonspor’un kazandığı topları birkaç saniye içerisinde yeniden Konyasporlu oyunculara teslim etmesi, artık sadece kötü futbol olarak açıklanamaz. Bu, ciddi bir takım problemine işaret ediyor.

Çünkü futbol sadece iyi oyuncularla oynanmıyor. Kadron zengin olabilir. Dünya yıldızlarına sahip olabilirsin. Bireysel yeteneklerin, kaliteli ayakların ve alternatiflerin olabilir. Ama sahada takım olamıyorsan, o yıldızların ışığı da yetmez. Trabzonspor’un en büyük sorunu da tam olarak burada. Bir hafta var, bir hafta yok. Bir maçta iştahlı, agresif ve rakibi boğan bir takım izliyoruz; bir sonraki maçta ise ne oynadığı belli olmayan, temposu düşük, üretkenlikten uzak bir takım sahada. Böyle olmaz.

Trabzonspor’un önce ne oynadığını, nasıl oynayacağını ve sahada hangi karakteri göstereceğini yeniden bulması gerekiyor. Çünkü kıble kaçıksa, yıldızlar da yetmez. Önce yönünü bulacaksın. Sonra hedefini belirleyeceksin. Yoksa hedefe değil, tesadüflere oynarsın…