Ağlamak neden mahcup eder insanı? Bazen gözlerden dökülen birkaç damlayı saklamak için başımızı öne eğer, yüzümüzü başka tarafa çeviririz.
Sanki gözyaşımız görünürse, sakladıklarımız ortaya
saçılacakmış saklarız gözyaşlarımızı.
Sanki saçtıklarımız görünürse ayıplanacakmışız gibi...
Çocukluktan kalma bir emir; ağlamak zayıflıktır. Ağladığını sakın gösterme, dayan, sus, güçlü görün. Bir garip terbiye şekli, tuhaf bir tembih sözü. Gözyaşını göstermemeyi güç diye öğrettiler.
Güç nedir sevgili Okur?
Canın yanmadığını söylemek güç müdür? Yoksa canının yandığını haykırması için gözyaşlarına izin vermek midir?
Belki de esas güç dili susturup gözleri konuşturmaktır.
Kırgınlıkları, kızgınlıkları kirpiklerden damla damla dökebilmektir.
Ki, gözyaşı bütün o düğümlerin arasından geçen ince bir su yoludur.
Akarken çözülür bazı düğümler. Akarken temizlenir bazı kirler.
Belki ağlamak sonucu değiştirmez ama, sonuçlara yüklediğimiz anlamı değiştirir günün sonunda. Bir zamanlar seni yere seren şey hükmünü yitirmiştir artık. Şiddeti dinmiştir artık. Yel gibi gelip sel gibi gitmiştir, gitmez denen nice duygular
Hatırlarsın da yıkılmazsın.
Küsersin de
taşlaştırmazsın kalbini.
Sıradanlaşmıştır bütün o hissiyatlar.
Sonumdur sandığın şey bir dönemeç olur; gözyaşı da bir dönemeçtir bazen.
Kapalı bir odanın penceresini açmak gibidir aslına bakarsan. İçeride istiflenen ne varsa hava alır açılınca o iki pencere. Ağlamak küflendirdiklerini, yıkayıp çitileyip asmaktır çamaşır iplerine. Günlemektir anne çeyizi gibi.
Gözyaşı bir yenilgi bildirgesi değildir.
Gözyaşı paklanmaktır tozdan kirden.
Yeşermektir kuruduğun yerden.
Ağlamak arınmaktır.
Arınmak için ağlamak şart.
Saygı ve Muhabbetimle