Türk futbolunda artık bir teknik direktörün ömrünü takvim değil, skor tabelası belirliyor.

Bir mağlubiyet istifa getiriyor, bir beraberlik koltuğu sallıyor, birkaç kötü oyun ise aylarca konuşulan planları bir anda çöpe atabiliyor. Fatih Tekke’nin ilk mağlubiyetin ardından istifası, İsmail Kartal’ın Beşiktaş mağlubiyeti sonrasında görevi bırakma noktasına gelmesi, aslında birbirinden bağımsız iki olay değil; aynı futbol ikliminin iki ayrı yansıması.
Biz artık futbolu sezonlar üzerinden değil, maçlar üzerinden yaşıyoruz. Hocalardan proje değil mucize, sabır değil sonuç bekliyoruz.
Bir teknik adamın geleceği 90 dakikaya, hatta bazen o 90 dakikanın içindeki tek bir pozisyona bağlanıyor.
Ve böyle bir ortamda futbol aklı mı kazanır, yoksa skor tabelası mı?
Tabiki skor tabelası.
Bu tahammülsüzlük sadece hocaya mahsus değil, oyuncuya da, hakeme de aynı tahammülsüzlük var.
O zaman Amerika’yı tekrar keşfetmeye, imkansızı mümkünmüş gibi anlatmaya gerek yok. Evet bir projeye ihtiyaç var ama bu projeyi maç kazana kazana hayata geçirmek zorundasınız..

Bu müsabaka da bir önceki müsabaka gibi, bir sonraki müsabaka gibi mutlak kazılmalı anlayışıyla sahada olunmalıydı. Her maç final, her maç son maç anlayışı bu ülke futbolunun gerçeği..

Gelelim gecenin maçına;

Fatih hocanın ayrılmadan önce sarf ettiği “ tam hoca kovdurmalık kadro” sözü ne kadar gerçekçi bir tespitmiş ortaya konan oyunla görmüş olduk. Üretgenlikten uzak hücum hattı, hücum ederken dönen topları toplayamayan bir orta saha, önde oynadığında savunmada büyük gedikler veren geri dörtlü…

Takımın elle tutulur gözle görülür bir tarafını görmedik. Zaman zaman kıpırdanıp, izleyicileri heyecanlandıran kısa sekanslar görsek de atak devamlılığı, üretkenlik anlamında taraftarı tatmin etmedi..

Bir Salah’la bahar gelmez. Oyuna yatırım yapmak, sabretmek, oyun ezberi için çok çalışmak ve bu süre zarfında da puan kaybına tahammül etmek, hocalara ve oyunculara sabretmek gerek..