Bak buradan söylüyorum, bir yerlere yazın. Saddam sonrası Irak ne ise, Kaddafi sonrası Libya ne ise Venezuela’da o olacak… Eksiden suçlayıp vuruyorlardı farkında iseniz şimdi direkt el koyuyorlar. Yok, meşru olmayan lidermiş de uyuşturucu lideri imiş…
Geç arkadaş eğer petrolü olmasın Venezuela asla ABD’nin çok da şeyine. Ayrıca şunu da belirtelim, Maduro seçilmiş falan bir lider de değil. Adam son seçimleri kaybetmiş ama seçimden kendi kazandığını ilan etmiş bir lider. Yani al birini vur ötekini. Maduro paralel parlamento kurmuş çapsız bir lider işte. Milyonlarca insan Venezuela’yı terk etmiş hatta kalanlar açlıkla kıtlıkla sınanıyor. Arkadaşlar, Venezuela Suriye’den sonra en çok göç veren ülke lakin ülkede savaş falan yok!

“15 Temmuz’da beni ilk arayan Maduro’ydu” demişti kâinat liderimiz ama suskun.
Ve ben şimdi Gazze’ye mutluluk ve barış getiren son zamanların barış elçisi Bilal reisten acil bir Galata mitingi bekliyorum. Türk halkının Maduro ile kader ve gönül birliğini tüm dünyaya haykırmamız gerek.
“Petrol çıkar payın yoktur/ Seçim yoktur oyun yoktur/ Washington’da dayın yoktur/ Maduro kurban niye doğdun” diyebilecek tek kişi sensin Bilal.
Haydi, Bilal Başgan.
Yersen kirshen…
VENEZUELA İLE TÜRKİYE’Yİ KIYASLAMAK…
Oturmuşlar Venezuela’daki ABD işgali ile Türkiye’yi kıyaslıyorlar.
Arkadaş Reis girdiği tüm seçimleri kazandı, Maduro öyle mi? Bu çapsız lise mezunu kamyon şoförü kazanamadığı seçimde bile kazandım diye ilan eden bir diktatör. Dünyada petrol, altın ve nikel üretiminde birinci sırada ol ama ülkeyi Çin’e peşkeş çek. Doğalgaz da bile Venezuela dünya sıralamasında 8.ci sırada. Halkına bu kadar eziyet eden bir lider bu kadar iyi bile kaldı.
Biz öyle mi?

Donald Trump bir telefonu ile Rahip Brunson’u serbest bırakmış bir devletiz.
Gerçi ben şimdi Reis’ten kendisinin Rahip iyiliği karşılığında dostu Maduro’nun salıverilmesi için Trump’a telefon açmasını bekliyorum merak içinde.
Dünya lideri isen, bu gerekli Reis.
Biz oturalım kendi halimize kendimiz yanalım…
DENİZ YÜZÜMÜZE TÜKÜRÜYOR, TINMIYORLAR…
Yıllar önce Karadeniz Gazetesi’nin başlığı idi: “Deniz Yüzümüze Tükürdü”…
Hafta başı bir fırtına koptu Beşirli sahili çöp deposu. Deniz içinde ne varsa kustu sahile. Büyükşehir ekipleri hemen koştu kısa zamanda kirli görüntüyü bertaraf etti.
Ve hemen basına servis ettiler, kısa zamanda çözdük diye.

Karadeniz durulmaz, haberleri yok.
Siz dolgularla onu doldurmaya, ekolojisi ile oynamaya, sahilini boydan boya otobanlarla donatmaya devam edin. Onun ne zaman patlayacağını bilemezsiniz.
Karadeniz’in fıkrası çoktur ama asla şakası yoktur.
Benden hatırlatması…
VENEZUELA’NIN ÖĞRETTİKLERİ…
Eğri oturalım doğru konuşalım ve bu değerlendirmeyi de Amerika’yı onaylamak için olmadığını belirtelim. Amerika, demokratik bir ülkeye bunu yapabilir miydi, hayır.
Onun için diyorum ki:
En başta, seçimle geliyorsan seçimle gitmeyi bileceksin.
Hak, hukuk, adalet kavramının içinden geçmeyeceksin. Muhaliflerini öldürmeyeceksin, halkını ağır ekonomik şartlar altında ezmeyeceksin.
Her zaman insan haklarına saygılı olacaksın. Tabiki Amerika’nın darbesini kimse desteklemiyor. Amerika hangi ülkeye huzur getirdi? Ama bak halk o kadar bıkmış ki, yeter ki gitsin kim gelirse gelsin modunda. Kafan 1950’li yıllarda olmayacak, ben gidersem ülke çöker gibi bir zehri damarlarına almayacaksın, tarihe geçeceksin, toprağa gömülmeyeceksin.

Ama işte sen ülkenin her anlamda içinden geçersen, Amerika gibi bir güç gelir 30 dakikada seni paketler.
Bak tek bir Venezuela vatandaşı yok sana destek olmak için Maduro.
Sokakta kendi partin bile yok, hepsi seni yalnız bıraktı.
Seni değil aslında, SİSTEMİNİ yalnız bıraktı…
ÜYE PATLAMASI YAŞANMIŞ, KÜLLİYE’N YALAN…
Halkın desteği (!) ile güç kazanmışlar Trabzon’da, öyle diyor AKP İl Başkanı Mumcu.
Partilerine son üç ayda 11 bin 45 yeni üye yaptıklarını ve toplamda 129 bin 91’e yükseldiklerini savunmuş. “Partimize gösterilen bu büyük teveccühten dolayı şehrimize sonsuz şükranlarını” da sunmuş.
Bu rakamlara hemen İYİ Parti Trabzon İl Başkanı Muhammet Erkan karşı çıkmış ve bunun hayatın normal akışına aykırı olduğunu söylemiş. Ve eklemiş “sosyal yardım alan vatandaşlar, üyelik baskısı ile karşı karşıya…”
Gönüllü değil diyor yani bunlar, zorunlu zorunlu.

Ne vaat ettiler diye düşündüm mesela, “her üye olana külliye de 1 gün geçirme fırsatı” falan mı var?
Hatta Erkan Başkan, muhtarların da bu üye yapımında zorunlu baskı altında tutulduklarını söylemiş. Birden aklıma muhtarların Trabzon’dan otobüslere doldurup külliye turizmi yapıldığı günler geldi.
Yok, yok Muhammet Başkan. Hani Umre ziyareti falan olsa tadından yenmez.
Senin dediklerin külliye’n yalan, takunyalarımı getirin…
SOSYAL ATIK: EMEKLİLER…
Reis 2024 yılını “Emekliler Yılı” diye ilan etmişti.
Unutkan halkımıza hatırlatmak istedim, ne oldu mesela o sene?
Yerlerde süründü emekli, TV’deki zam haberlerini duyduktan sonra burada yazamayacağım toplu şahane sözler ve dualar eşliğinde tamamladık 2024’ü.
Ardından 2025’i şak diye “Aile Yılı” olarak ilan etti, aileler per perişan…
Tencere kaynamıyor canım vatanımda ama ne hikmetse iktidar partisi üye patlaması yapıyor. Bu da acı bir gerçek.
Elbirliği ile ülkedeki emeklileri çalışan emekli-çalışmayan emekli diye ikiye böldüler. Zaten memur emeklisi-işçi emeklisi diye ayrım varken. Ya arkadaş siz SGK’yı niye kurdunuz? Emekli Sandığı, SSK, Bağkur’u neden birleştirdiniz?

Şimdi emekliyi EYT’li ve EYT’siz diye de bölün parçalayın olsun bitsin.
Bakın dostlar, bu hafta emeklilere verilecek zamları açıklayacak AKP iktidarı.
Kendileri Mecliste 400 milyona yakın maaşa alırken görün bakın size ne reva görecekler?
Sosyal atık tabirine döndü emekliler, sayelerinde göreceksiniz…