Rekolte İçin Ekipler Bahçelerde… Önce rekolteden başlayalım mı? Öyle olması gerek… Ama elimizde henüz resmi bir rakam yok. Ne zaman mı olacak?
Fındık rekoltesini resmen tespit etmekle görevli Tarım ve Orman Bakanlığı Komisyonları bugünden itibaren bahçelere girerek ilçe ilçe, il il tespitleri ve tahminleri yapmaya başladılar.
Bu hafta bahçelerin gezilmesi, incelenmesi biter. Gelecek hafta da açıklanır.
O nedenle rakam veremeyiz. Ama geçen yıldan nerede ise yaklaşık bir kat daha fazlası olabileceğini, hemen hemen her kesimden iddia edenler hiç de az değil. Hem de kalitesi de yüksek olarak.
Yani, “dalları fındığın bastığı” bir hasat yılı yaşamaya hazır olalım.
DONMADI, YANMADI, GERİYE ESME KALDI!
Ben diyeyim “Geleneksel”, siz söyleyin “klasik” hale getirilmiş, daha doğrusu malûm kesim ve kişilerin “Doğal Afet” beklentilerine…
Mart-Nisan geçti dallara donları asamadılar. Asamayınca tam tersinden dem vurmaya başladılar ve kızgın güneşin “Yakıcılığından” yan i kuraklıktan medet umdular. O da Temmuz bitiyor, gidiyor boşa çıkıyor.
Hasada 20-25 gün kaldı. Dondan ve kızgın güneşten umduğunu bulamayanlara, kala kala rüzgârın esip, fırtına dönüşüp, dallarda çotanaklaşmış fındıkları dökme ihtimâli kaldı!
Öyle ya, “Fındık az olmalı ki, fiyatı yükselsin” diye beklentileri var diyeceğim, ama 400 bin tonluk rekolte ile geçen yıl bu tez de boşa çıkmadı mı?
Çıkmasına çıktı ama bunların aklı başına gelmedi, uslanmadılar ki!
Her ne olursa olsun,”Aynı hamam, aynı tas” hesabıyla, “Erkek adam sözünden de dönmez” diyerek bildiklerini okumayı sürdürecekler.
Neden mi?
Çünkü, varlıkları hep olumsuzluklardan söz etmeye bağlı da onun için!
KENDİ FINDIĞINI KENDİN TOPLA…
Hasattan söz etmiş iken, fındığın maliyetine toplama işleminin ücretini ekleyenler için geçen hafta “Kendi fındığını kendin topla. Paran cebinde kalsın” çağrımıza ilk olumlu tepkiyi Trabzon-Ortahisar Ziraat Odası Başkanı Mustafa Bekâr’dan gelmesinin çok anlamlı olduğunu belirtmek lazım.
Bizim; “400-500 kg fındığı olanlar hasadı ailece yapmalı” çağrımız için arayan Mustafa Bekâr; “Ben bildim bile fındığımı ailece toplarım. Çok zahmeti yok. Doğrusu da bu. Sabahın erken kalkıp, işine gidecek zamana kadar toplama yapan 2-3 kişilik bir aile hem kimseye muhtaç olmayacak, hem de işçiye vereceği para cebinde kalacaktır. Dolayısıyla kazancı da artacaktır” diyerek herkesin yapması gerekeni ve bunun için de desteğini açık açık ifade etti.
Bunun üzerinde (ki Trabzon başta olmak üzere Giresun ve Ordu’da ortalama zaten bu miktar) fındığı olanların hasatta işçi kullanmalarını normal karşılamak da doğrusudur.
3 AŞAĞI 5 YUKARI HESABIYLA…
Gelelim 2026 ürünü için kimilerinin “tahminimiz” dediği, kimilerinin de “Olması gereken” diye açıklanmasını istedikleri, ama birilerinin de “Kesinlikle budur” diye deklere etmeye başladıkları fındık fiyatına.
Söz konusu “Fiyat” olunca geçmişte Fiskobirlik’in yaptığı, sonrasında da devlet adına TMO’ya yüklendirilen bir resmi fiyatın yanı sıra bir de piyasa fiyatının oluştuğunu, bu kez de aynı şekilde oluşacağını zaten biliyoruz.
Haa! “Devlet adına” dediğimiz de yandan çarklı resmi örgüt olan Tarım Kredi Kooperatifleri Birliği ile Fiskobirlik’in de farklı fiyatlarla piyasaya girdiklerini unutmayalım!
O zaman ilk olarak devlet desteği ile piyasayı dengelemek, özellikle de üreticinin mağduriyetini ve spekülasyonları önlemek için fiyat veren TMO, bu yıl ne yapar?
Ne yazar?
Bugüne kadar genel de “3 aşağı, 5 yukarı” hesabıyla TMO’nun ne yapacağını, ne yazacağını, açıklayacağı fiyatını tutturduğumuzu bize takip edenler bilirler.
Bu sefer de “3 aşağı 5 yukarı” diyecek ve devletin yaş çay yaprağına verdiğini de dikkate alarak TMO’ya fındığın fiyatını açıklatacağını tahmin ediyoruz.
Bu da bana göre, 230-240, belki de 250-260 TL aralığında bir fiyat olacaktır.
Gelelim “serbest” olarak tarif edilen piyasa fiyatına.
Serbest piyasada fiyat arz-talebe göre oluştuğuna göre, bu yıl hatırı sayılır bir rekolte ile iyi bir kalite de olacağına göre, başlangıç fiyatı 220-230 aralığında yola çıkabilir. Sonrasını, gidişata bırakmak lazım. Tabii “3 aşağı, 5 yukarı” tezimiz burada da geçerli.
FİYATTA İHRAÇ ÜRÜNÜ GERÇEĞİ…
O ki fiyattan kelâm eyledik, fındığın büyük kısmı dışa gönderilen bir ihraç ürünü olduğunu da belirleme de dikkate almak gerektiğini bir kenara koymamak lazım.
Artık ciddi ciddi rakiplerimiz olduğunu, onların da bir fiyatı bulunduğunu, alıcıların da kalite kadar istikrarlı bir fiyatı da dikkate alarak hareket ettiklerini unutmak gerekir.
Unutursak ne olur? Son ihraç sezonunda ne olduğu, ihracatımızın ne kadar düştüğü, dolayısıyla ne kadar pazar kaybettiğimiz açık açık ortada değil mi?
SÜTTEN AĞZI YANMAYAN VAR MI?
Gelelim ve hatırlayalım geçen yıl fındık 300 liranın üzerine çıktığında, “Etmeyin, eylemeyin. Satmayın fiyat artacak. Hatta 400’ü bulacak” diyenlerin çağrıları ve bu çağrıya uyanların ahvaline.
Birincisi, bu çağrılarla üreticiye sürekli kaybettirenlerin, yani çağrılarının hemen hemen hepsi boşa çıkanların yarattığı ahvale. Ve de artık bunların “Bir” dediklerine bile inanmamak gerektiğini ortaya koyan geçmişteki tabloya…

İkincisi, bunların çağrılarına akılları ile değil de, hevesleri ile takılıp kalanların ahvaline ve yapması gerekenlere…
Bir atasözü derki; “Sütten ağzı yanan, yoğurdu üfleyerek yer!”
Bunca olup bitene, yanıltmalara ve yanılmalara rağmen “sütten ağzım yanmadı” diyebilen var ise, onlara söyleyecek sözümüz, yapacağımız çağrımız yok demektir.
EZGCÜMLE: FINDIK VAZGEÇİLEMEZ DEĞİLDİR, AMA…
Nugalarda badem, pasta ve ekmekte yer fıstığı kullanılmaya başlandığına göre kimse çıkıp da ısrarla, “Fındık hele he Türk fındığı vazgeçilemezdir” diye dem vurmasın.
Araştırıp görsünler. Almanya da bile pasta ile ekmekte fındık kullanılması son zamanlarda nasıl, ne kadar düştü?
Ama “Fındık vazgeçilemez değildir” diyor ise, “Fındığı vazgeçilemeyecek bir girdi haline getirmek zordur” da demek istemiyoruz.
Üretimden fiyatlandırmaya kadar istikrarlı ve sürdürülebilir bir politika ile fındık başta çikolata sanayi olmak üzere kazandırıcı ve kalıcı mamul olarak kalabilir.
Yeter ki, “En kötü gerçek, en güzel yalandan iyidir”in sonuçlarını iyi kavrayıp, tahlil edip, kendimizi kandırmadan sürdürülebilir ve rekabetçi politikalar uygulayalım.