Trabzon’da bazı şeyleri anlatmaya kelimeler yetmez. Bir horon başladığında ayaklar kendiliğinden ritim tutar. Kemençenin sesi duyulduğunda çocukluğumuz, köyümüz, yaylamız, dedemiz ve ninemiz aklımıza gelir çünkü Trabzon’da horon sadece oynanmaz, yaşanır. Kemençe sadece çalınmaz, dinlenir ve bizi bizden alır yaylalara götürür.

Yayla şenlikleri de sadece eğlenmek için yapılmaz. En azından eskiden böyleydi. Şimdi ise Trabzon’da neredeyse yılın yarısı festival ve şenliklerle geçiyor. Nisan ayından eylül ayına kadar ilçelerde, köylerde ve yaylalarda peş peşe etkinlikler düzenleniyor. Otçu yürüyüşleri, yayla ortaları, şenlikler ve festivaller.

Elbette bunların hepsi güzel ve şehrimizin tanıtımı, insanlarımızın bir araya gelmesi, gençlerin ve çocukların kültürümüzle buluşması açısından çok önemli fakat tam da burada kendimize bir soru sormalıyız: Festival mi yapıyoruz, kültürümüzü mü yaşatıyoruz? Çünkü bazen festival büyürken kültür küçülüyor.

Sahne büyüyor, ses sistemi büyüyor, kalabalık büyüyor ama geçmişimiz aynı ölçüde büyümüyor. Oysa bizim asıl zenginliğimiz sahnenin büyüklüğünde değil, o sahnenin arkasındaki kültürde. Eskiden köylerimizde nasıl eğlenirdik? Hangi oyunları oynardık? Atma türküler nasıl söylenirdi? İmece nasıl yapılırdı? Kaval, davul ve zurna hangi günlerde çalınırdı? El sanatlarımız nelerdi?

İşte bunların her biri bizim kültür hazinemizdir ve kültür kendiliğinden yaşamaz. Kültür yaşatılır. Bir çocuğa horon oynatmak güzeldir ama ona horonun hikâyesini de anlatabiliyorsak kültürü yaşatmış oluruz. Bir gencin eline kemençe vermek güzeldir ama o kemençenin sesinde dedesinin, ninesinin, yaylasının ve geçmişinin olduğunu öğretebiliyorsak çok daha güzeldir.

Çocuklarımız sadece horonun figürlerini değil, hikâyesini de bilmelidir. Trabzon’da bunun güzel örnekleri de var. Çaykaralıların öncülük ettiği “Zeno Dededen Toruna Alaysa Yaylası Etkinlikleri” bunun en güzel örneklerinden biri. Zaten adı bile her şeyi anlatıyor: Dededen toruna…

Geleneksel el sanatları, çocuk oyunları, atma türküler, kemençe, kaval… Geçmiş ile bugün aynı meydanda buluşuyor. Yomra Demirciler Mahallesi’ndeki Ligarba Festivali, Otçu yürüyüşleri, Sultanmurat Yayla Ortası Şenliği ve Uzungöl’deki Kaval Seyir Gecesi de bu anlayışın güzel örnekleri.

Şenlik sadece eğlenmek değildir. Şenlik; hatırlamaktır, paylaşmaktır, öğretmektir. Elbette daha büyük festivaller yapalım. Uluslararası organizasyonlar düzenleyelim. Trabzon’un adını dünyaya duyuralım ama bunu yaparken kendi kültürümüzü sahnenin arkasında bırakmayalım.

Festivalin ışıkları altında kültürümüz karanlıkta kalmasın. Horon oynayalım ama hikâyesini anlatalım. Kemençe çalalım ama geçmişini de öğretelim. Kavalı, davulu, zurnayı unutmayalım. Güzel ve şık giyinirken keşanı, peştamalı, süslü entari ve fistanları da unutturmayalım. Çocuk oyunlarımızı, el sanatlarımızı, atma türkülerimizi ve imece kültürümüzü yeniden meydanlara taşıyalım.

Çocuklarımız bir gün: “Dedem, eskiden siz nasıl eğlenirdiniz?” diye sorduğunda onlara sadece eski festival videolarını göstermeyelim. Kendi kültürümüzü canlı canlı gösterelim çünkü festival gelir geçer. Sahne sökülür, ışıklar kapanır, kalabalık dağılır ama kültür kalır eğer yaşatılırsa.

İşte bu yüzden Trabzon’un daha çok festivalden önce, daha çok kültür bilincine ihtiyacı var. Festival yapalım. Şenlik yapalım. Horon oynayalım. Kemençe çaldıralım ama bütün bunların içine dedelerimizi, ninelerimizi, onların emeğini, türküsünü, oyununu ve hatırasını da mutlaka katalım.

Yoksa elimizde sadece kalabalıklar kalır. Oysa bizim ihtiyacımız olan kalabalık değil, geçmişten geleceğe uzanan bir kültür köprüsüdür. Bir ucunda dedelerimiz, diğer ucunda torunlarımız ve bizim görevimiz ise o köprüyü sağlamlaştırıp geleceğe teslim etmektir.

Kültür olmazsa ahlaki ve toplumsal değerlerin yerini boşluk alır ve o boşluktan yozlaşma başlar. Kültür yaşarsa Trabzon yaşar, çocuklarımız kökenini ve kim olduklarını unutmaz. Toplum hafızasını kaybetmez. Kültür yaşarsa, ortak değerlerimizle birbirimize daha sağlam bağlanırız ve dayanışma artar.

Festival mi, kültür mü? Bence ikisi de ama sıralaması belli: Önce kültür, sonra festival çünkü kültür yaşarsa festival anlam kazanır. Kültür yaşarsa horonun sesi daha gür çıkar. Kültür yaşarsa kemençenin tınısı daha uzaklara ulaşır. Lütfen, kültürümüzü yaşatmaya özen gösterelim.

Sağlıcakla kalın.