Bir yanda “Kadın çalışsın, üretime katılsın.” deniliyor, diğer yanda “En az üç çocuk!” hedefi konuluyor. İkisi de belki olabilir ama ikisi aynı anda aynı şartlarla yürümüyor maalesef çünkü hayat temenniyle değil, şartlarla şekilleniyor.
Bugün çalışan kadına yeterli destek verilmeden, kreş imkanı sağlanmadan, annelik ekonomik ve psikolojik olarak güvence altına alınmadan nüfus artışı beklemek hiç gerçekçi değil. Bu bir tercih meselesi değil, imkân meselesidir.
Gençler evlilikten korkuyor çünkü evlilik artık sadece iki insanın hayat kurması değil; ağır bir ekonomik yükün altına girmek demek. Ev kiraları uçmuş, düğün masrafları almış başını gitmiş, evi donatayım desen ayrı dert, üstüne bir de çocuk masrafları eklenince daha yolun başında tükenen bir nesil var karşımızda.
Elbette “Rızkı veren Allah” inancımız var o ayrı mesele ama hayatın gerçekleri de ortada. Bu şartlarda çocuk sahibi olmak birçok çift için mutluluktan çok kaygı sebebi haline geliyor.
Meseleyi sadece ekonomiyle açıklamak da eksik kalır çünkü maddi durumu iyi olan kesimlerde de doğum oranı düşüyor. Burada modern hayatın bireyselleştiren yapısı devreye giriyor. İnsanlar artık daha özgür, daha konforlu bir yaşam istiyor. Çocuk ise fedakârlık ister, sorumluluk ister, zaman ister. Yeni nesil tam da bu yüzden aile kurmayı erteliyor.
Toplumun aile algısı da değişti. Eskiden kalabalık aile bereketti, şimdi tek çocuk bile “Yeter” sayılıyor çünkü artık çocuk büyütmek sadece sevgiyle değil, ciddi bir ekonomik güçle mümkün.
O yüzden meseleye “Neden çocuk yapmıyorsunuz?” diye bakmak kolaycılık olur. Asıl sorulması ve düşünülmesi gereken şu ki evleneceklere yeni çiftlere yeterince güven ve destek veriliyor mu? Gençler yarınından emin değil. Gelecek kaygısı bu kadar yüksekken kim üç çocuğu düşünebilir? Bırakın üçüncüyü, ilk çocuk bile artık uzun uzun hesaplanan bir karar haline geldi.
Türkiye’nin nüfus meselesi aslında ekonomik, sosyolojik ve kültürel bir dönüşüm meselesidir ve bu iş sadece çağrıyla, nasihatle çözülemez. Yaşam şartlarını düzeltmeden, aileyi güçlendirmeden, gençlerin yükünü hafifletmeden sonuç almak mümkün değil.
Üç çocuk babası olarak söylüyorum. Bugün bir gence “Çocuk yap.” dediğinizde size sorduğu ilk soru şu oluyor: “Devlet hangi desteği sağlıyor?” ve inanın, çoğu zaman verilecek net bir cevap dahi bulamıyorsunuz. Gerçek şu ki destek olmadan teşvik olmaz. Güvence olmadan cesaret olmaz. Şartlar değişmeden tercih değişmez.
Her zaman söylerim; bu iş eskiye, köylere dönmeden düzelmez. Yıllarca köyler boşaltıldı. Meralar kapatıldı, hayvancılık zorlaştırıldı. Köy okulları kapatıldı, insanlar şehre mecbur bırakıldı. Şimdi ise “Geri dönün!” deniliyor ama ne geri dönecek köy kaldı ne de köylerde okul.
Oysa üretimin, ailenin ve nüfusun doğal dengesi köydeydi. Köy hayatı bitti, denge bozuldu. Denge bozuldu, aile zayıfladı. Aile zayıfladı, nüfus düştü. Bugün geldiğimiz nokta tam olarak da budur.
Çözüm mü? Çözüm belli ama onu hayata geçirecek irade yok. Şunu artık açıkça kabul edelim. Bu mesele nasihatle değil, cesur kararlarla çözülür. Gençlere güvence vermeden, aileyi gerçekten koruyup desteklemeden, üretimi yeniden ayağa kaldırmadan “Üç çocuk” demek sadece bir temenniden ibaret kalır. İnsanlar hayal kuramadığı bir geleceğe çocuk getirmez.
Eğer yarınlara dair umut inşa edilmezse somut adım atılmazsa, bugün söylenen her söz havada kalır çünkü hayatın değişmediği yerde, tercih de maalesef değişmez. Kalın sağlıcakla.
