Önce havaalanında 25.000 kişi, daha sonra stadyumda yaklaşık 40.000 kişi bir futbolcuyu karşılamak için toplanıyor.

İlk bakışta sporla ilgili heyecan gibi görünse de, aslında çok daha derin bir sorunun işareti. Bu kalabalık sadece futbola tutkun insanları değil, toplumsal olarak ruhsal bir durumun varlığını gösteriyor. Bağımlılık…
Şehrin kendisine değer katacak başka bir şeyi olmadığında, insan doğası futbola sığınıyor. Ve sistem her geçen gün bu bağımlılığı daha da güçlendiriyor.
Medya ve sosyal ağlar bireysel tutum ve davranışları toplu bir çılgınlığa çeviriyor. Akılcı olmayan davranışlar normalleştirilip meşrulaştırılıyor. Sonra ortaya çıkan şey: bir futbolcuya karşı sınırsız beklenti vs. vs. Bir maçın sonucu şehrin bütün ruh halini belirleyebiliyor. Kazanınca mutlu toplum, kaybedince öfkeli toplum…
Milyonlarca Euro; transfer ücretlerine, oyuncu maaşlarına, sponsorluk anlaşmalarına gidiyor. Aynı şehirde hastane altyapısı geliştirilemiyor, üniversiteler yeterli destek görmüyor. Temiz su, enerji, ulaşım sistemleri yetersiz kalırken stadyumlar yenileniyor.
Şehir uzun yıllardan beri futbolun dışında kendisini tanımlayamıyor. Müzik, sanat, tasarım, bilim gibi alanlara yapılan yatırımlar yok denecek kadar az… Bilakis şehrin sanat evi kapatılma aşamasında…
Biz hep yanlış şeye mi baktık?
Yazının başından bu paragrafa kadar hep şikâyet ettik. "Sistem bağımlılık yaratıyor. Medya çılgınlık yaratıyor. Futbol başka şeyleri bastırıyor." Doğru. Ama soruna tam tersinden yaklaşsak? Ya havaalanındaki ve stadyumdaki insanların tümü, aslında sistemin "tek sağlıklı tepkisi" ise?
Düşünün: Bir şehirde hastane altyapısı zayıf, üniversiteler yetersiz, bilim ve sanat desteklenmiyorsa... Bunun sebebi futbol değildir. Sebebi, o şehri yönetenlerin bu alanlara yatırım yapma iradesinin olmamasıdır. Sistem futbola yatırım yapabiliyorsa, bilime neden yapamıyor? Çünkü sistemi kuranlar bu sistemin devam etmesini istiyor…
Futbolcuyu karşılayan kalabalık, aslında bir protesto değil mi? "Biz sadece bu şekilde toplanabiliriz, bu şekilde heyecanlanabiliriz, bu şekilde sesimizi duyurabiliriz" anlamına gelmez mi? İnsanlara "futbola bağımlı olmayın" demek yerine, gerçek soru şu olmalı: İnsanlar neden futbol dışında hiçbir şey için bir araya gelemiyor?
Şehrin sanat evi kapanırken, stadyum doluyor. Bilim konferansına beş yüz kişi gelirken, maça elli bin kişi geliyorsa... Sorun futbol değil, sorun başka her şeye olan erişimin sistemli olarak kapatılmasıdır.
Futbol, bu ülkede tek demokratik toplanma alanı haline gelmiş… Çünkü başka alan yok… İnsanlar, "Futbol bağımlılığıyla savaşalım" diye bağırıyor. Fakat kimse duymuyor. Duyanda önemsemiyor… Ama gerçek savaş, bu şehrin kendisini futbol dışında tanımlayabileceği kadar zenginleştirilmesi için verilmeli. Havaalanındaki ve stadyumdaki kalabalık, aslında bir çağrıdır: "Bize başka seçenek verin." Diye…
Futbol olmazsa insanlar nereye, ne için toplanabilir? Bilime mi? Sanata mı?
Hiçbir yerde toplanmaz; ya evde yalnız kalır, parklarda, çay ocaklarında, kafelerde ya da kahvehanelerde hayat sürerler. Çünkü sistem işsizlik gibi esas konuyu unutturup, futbolu her zaman ön planda tutmaktadır. O zaman sorun, futbola olan bağımlılık değil... Toplumun başka her şeye olan erişiminin eksikliğidir.
Sistemin çıkmazından kurtulmanın yolu, futbolu feda etmek değil; futbol kadar cazip, futbol kadar demokratik, futbol kadar kitlesel başka alanlar yaratmaktır. Ama o işe kimse girmez. Çünkü daha kolay olan budur: Futbolu suçlamak. İnsanları suçlamak… Fakat sistemi sorgulamaya gelince, işte o zaman sistemi sorgulamak hiç kolay değildir…