Lucas Ariel Herrera Sanchez’in oyununu ilk izlediğinizde aklınız biraz karışabilir. İtiraf edeyim, benim de ilk tepkim buydu. Çünkü bu genç yetenek, top nereye gelirse gelsin raketini el değiştirerek vuruyor. Sağdan gelen topa sağ eliyle, soldan gelene sol eliyle forehand yapıyor.

Bu alışılmadık tarz, backhand kavramını neredeyse tamamen ortadan kaldırıyor. İlk bakışta bir eksiklik gibi görünse de aslında işin içinde mantıklı avantajlar var.

Lucas, 2025 sezonunda Tennis Europe U14’te ilk ona girdi ve Avrupa Şampiyonası’nda çiftlerde altın madalya kazandı. Ama onu asıl özel kılan madalyaları değil, oyun felsefesi. Çoğu tenisçinin aksine onun oyununda backhand diye bir şey yok. Rakipler klasik zayıf noktayı bulamıyor çünkü ortada zayıf nokta yok. Her iki kanattan da aynı güçle vurabilmesi ona inanılmaz bir simetri kazandırıyor. Rakip, topun nereye gideceğini vuruş öncesi kolayca tahmin edemiyor.

“Dur bir dakika, şimdi aklıma geldi...” Bu kadar kusursuz bir simetri kulağa harika geliyor, değil mi? Ama işin içine biraz daha girince, aklıma takılan bir şey var: Hızlı rallilerde anlık el değiştirmek ciddi bir konsantrasyon gerektiriyor. Bir anlık zamanlama hatası, vuruş kalitesini ciddi şekilde düşürebilir. Bu da onu hem heyecan verici hem de kırılgan bir oyuncu yapıyor. Peki ya servis atarken ve file önünde volelerde bu stil nasıl işleyecek? İşte bu büyük bir soru işareti. Lucas’ın bu alanlardaki gelişimi, tarzının sürdürülebilirliği açısından kritik olacak.

“Peki ya şöyle düşünsek?” Lucas’ın başarısı tenis dünyasında bir dönüşümün habercisi mi? Bu soruya kesin bir “evet” demek için henüz çok erken. Tenis yüzyıllık bir evrimin sonucu ve backhand’in savunma ile açı yaratma açısından hala eşsiz bir yeri var. Ama Lucas’ın stili, özellikle gençler kategorilerinde bir kırılma noktası olabilir. Belki de o, backhand kavramının tarih kitaplarında kalacağı bir dönemin öncüsü. Ya da belki sadece, tenisin ne kadar yaratıcı ve özgür bir spor olabileceğini bize hatırlatan bir dahi.

Bu arada, bir insanın hem sağ hem sol elini benzer düzeyde kullanabilmesi mümkün. Buna ambidekstri deniyor. UK Biobank üzerinde yaklaşık 500 bin kişiyle yapılan bir çalışma, gerçek ambidekstrilerin oranını yaklaşık %1 olarak veriyor. Yani bu yeteneğe sahip birine rastlama ihtimaliniz 100 kişide 1 civarında. Ancak burada önemli bir ayrım var: Ambidekstri, her iki eli hemen hemen aynı beceriyle kullanabilmek anlamına gelirken, çapraz baskınlık daha yaygın. Örneğin bir kişi sağ elle yazıp sol elle top atıyorsa, bu mutlaka ambidekstri değildir.

Zaman gösterecek ama şurası kesin: Lucas Ariel Herrera Sanchez, tenise dair bildiğimiz her şeyi sorgulatıyor. Belki de o, backhand’in tarih kitaplarında kalacağı bir dönemin öncüsü. Ya da belki sadece tenisin ne kadar yaratıcı ve özgür bir spor olabileceğini bize hatırlatan bir dahi.

Sizce bu farklılık, sporun evriminde yeni bir sayfa mı açıyor, yoksa sadece ilginç bir dipnot olarak mı kalacak? Bu spora yıllarını vermiş bir eğitmen olarak benim fikrim şu: Bence bu çocuk farklı bir tip, belki çok iddialı olacak ama beynimden geçenleri yazmalıyım. Hatta herkesten önce ben yazmalıyım. Lucas, tenis tarihinde sadece ilginç bir dipnot olarak kalacak…

Ne dersiniz? Siz de benimle aynı fikirde misiniz, yoksa bu çocuk gerçekten tenisin kaderini mi değiştirecek?