Hani Anadolu’da öyle bir alışkanlık vardır ya, gidenin arkasından su dökülür, "su gibi git, su gibi gel" denir.
Sonra hayat bazı insanları öyle bir gönderiyor ki, arkasından dökülen suyun bile geri getiremeyeceğini öğreniyorsun.
Öyle büyük bir kavga da olmuyor giden ile aranda. Ev dağılmıyor, bardaklar kırılmıyor. Kimse birbirine son sözünü dahi söylemiyor.
Biri gidiyor, biri kalıyor yalnızca.
Sadece biri gidiyor ve bir sandalye boş kalıyor masada.
Bir fincan eksiliyor tepside.
Bir tabak eksik yıkanıyor makinede.
Telefonun ekran ışığı hemen sönmüyor anlayacağın.
Hasılı, giden gittiğiyle kalıyor kalan musluğu kapatıyor. Akıtmıyor bir damla su.
Çünkü ne kadar dökersen dök, geriye çeviremiyorsun yola koyulanı.
Kabullenmek kolay mı o gitmekleri sevgili okur!
Elbette değil.
Ama hayatın garip bir adaleti var. Gideni ölü, kalanı sağ sayar. Gideni unutturur, kalanı hatırlatır her daim.
Ki bekleyişler pas tutar.
Çaylar soğur, kahveler acır. Soğusun, acısın, o kadar da olsundu.
Hayat...
Hayat devam ediyor bak sevgili okur. Fırının önündeki ekmek kuyruğu uzuyor. Düşe kalka, mahalledeki çocuklar bisikletleriyle yarışıyor.
Komşunun balkonunda çamaşırlar aheste aheste sallanıyor. Emine teyze filesini doldurmuş yine, pazardan fesleğen almış evine dönüyor neşeyle.
Sen'in...
O'nun...
Bir'inin...
Gidiş tarihi dahi hatırlanmıyor.
Günü, saati, haftası unutuldu bile.
Günün sonunda kalkıp pencereler açıldı.
İçeri serin mi serin hava alındı.
Demli bir çay çokta yakıştı fındıklı kurabiyenin yanına.
Demek ki saksıdaki çiçeği yeşertecek olanı, o küçücük damlayı bile israf etmemeli insan. İki büklüm taşıdığı kabı bir kenara bırakmalı.
Varsa bir yudum hakikaten susamış olana, börtü böceğin çanağına dökmeli.
Hem kim bilir sevgili okur;
Belki bazı gidişler, hayatın bize "şimdi sıra sende" deme biçimidir ne dersiniz!
Muhabbetimle