Türkiye’de KTÜ denince akla önce İktisat Fakültesi, ardından ise İnşaat ve Makine bölümleri gelir. Buralardan mezun olanlar ülkenin değişik yerlerinde görevlerdedir.
Hem bürokrasi hem siyaset, hem de iş dünyasında KTÜ’lüler güçlüdürler. Trabzonlu hemşerimiz Hikmet Yılmaz’da bu iktisatçılardan birisidir. Uzun yıllar Bürokraside görev yaptı ve emekli olduktan sonra da Kutlu Partinin Genel Başkan Yardımcılığına getirildi.
Dün bana gönderdiği değerlendirme yazısında, emeklilerin yıllarca anlatamadığı haklılıklarının altını kalın kalın çizmiş. Cumhur ittifakına anlatmış:
“Türkiye’de yıllardır kulaktan kulağa yayılan ve kamuoyuna bir gerçeklik gibi sunulan büyük bir aldatmaca var: "Devlet emekliye maaş bağlıyor, bütçeden emekliye para aktarılıyor."
Oysa iktisadi gerçek şudur: Devlet emekli maaşı ödemez. Emekli maaşları, çalışanların yıllar boyunca alın teriyle kazandığı ve Sosyal Güvenlük Kurumu (SGK) havuzuna aktardığı prim birikimlerinden, yani emeklilik fonlarından ödenir.
Emekli olan bir yurttaşın aldığı para, devletin kasasından çıkan bir "yardım" veya "sosyal lütuf" değil; tıkır tıkır ödediği ana parasının ve bu paranın işletilmesi gereken nemasının geri dönüşüdür.
Hazine bugün SGK’ya para veriyorsa, bu bir lütuf değil, zamanında fondan aldığı veya doğru değerlendirmediği kaynakların zorunlu iadesidir.
Dünyanın hiçbir gelişmiş ülkesinde emeklilik sistemi kriz bahanesiyle vatandaşın üstüne yıkılmaz.
Avrupa'da emeklilerin refah içinde yaşayabilmesinin temel sebebi, devletlerin yardımseverliği değil; fonların bağımsız ve ciddi yönetilmesidir.
Kuzey Avrupa ve Doğu Avrupa Modelleri: Norveç, Almanya ve Fransa gibi ülkelerde emeklilik fonları siyasi müdahalelerden uzak, uzun vadeli ve getiri odaklı yatırım stratejileriyle yönetilir.
Norveç Varlık Fonu gibi yapılar, çalışanların primlerini küresel piyasalarda değerlendirerek fonun erimesini engeller.
Sonuç olarak, Avrupa'da ortalama bir emekli 1.400 Euro bandında maaş alabilir ve hayat standardını düşürmeden yaşayabilir.
Türkiye’de sıkça dile getirilen "Aktif/pasif oranı bozuldu, 3 çalışan 1 emekliye bakamıyor" söylemi, fon yönetimindeki başarısızlığı gizleme çabasıdır.
Fon doğru yönetildiğinde, sistem sadece anlık çalışan primlerine bağımlı kalmaz; geçmiş birikimlerin getirdiği finansal büyüklükle kendini finanse eder.
Uzağa gitmeye gerek yok; Türkiye içinde de fonların doğru işletildiğinde nasıl sonuçlar verdiğini gösteren somut kurumlar mevcuttur:
Türkiye Merkez Bankası, İş Bankası, Yapı Kredi ve Paşabahçe çalışanları sandıkları gibi yapılar, aynen SGK mantığıyla çalışır. Çalışanlardan prim kesilir; bu birikimler profesyonelce nemalandırılır ve emeklilikte insan onuruna yaraşır maaş veya birikim olarak geri döner.
Ordu Yardımlaşma Kurumu (OYAK) üyelerinden kesilen katkıları sanayi, finans ve hizmet sektörlerinde yatırıma dönüştürerek devasa bir finansal güç yaratmıştır.
Üyelerine sunduğu emeklilik imkanları, doğru fon yönetiminin ne kadar imkan yaratabileceğinin kanıtıdır.
Emeklinin aldığı maaşı yük olarak gören, devleti "emekliyi besleyen bir hayır kurumu" gibi gösteren anlayış tamamen mantık dışıdır.
Emeklilerin talebi bir lütuf veya bütçeden pay kapma yarışı değildir. Çalışırken devlete teslim ettikleri birikimlerinin, uluslararası standartlarda profesyonelce yönetilmesinin ve hak ettikleri kar payıyla birlikte kendilerine iade edilmesinin talebidir. Türkiye’deki emeklilerin yaşadığı kaynak yetersizliğinden değil; öz kaynakların kötü yönetiminden ve tarihsel süreçte fonların akıbetinden kaynaklanmaktadır.
Emekli maaşı bir lütuf değil, prim ödeyerek biriktirilmiş öz kaynaktır!”