Balık hafızalıyız derim ben her zaman, yine tekrarlıyorum.

12 Eylül’ler iki tanedir canım Türkiye’m de, biri 12 Eylül 1980 Askeri Darbesi diğeri 12 Eylül 2010 Anayasa Değişikliği Referandumu…

Her iki 12 Eylül’ün sonuçları bakımından bugünü görmek yeterlidir diyorum.

Biri Türkiye yakın tarihinin en ağır kırılma noktalarından birini ifade eden bir tarih, 12 Eylül 1980. Türk Silahlı Kuvvetleri yönetime el koymuş, TBMM ve hükümet feshedilmiş, siyasi faaliyetler durdurulmuştu. Sonrasında yüz binlerce insan gözaltına alınmış, işkence vakaları yaşanmış, idamlar gerçekleştirilmiş ve toplumun siyasi hayatı uzun yıllar etkilenmişti. 82 Anayasasını da bu dönemin en önemli miraslarından sayabiliriz.

Bu darbenin 30.cu yılında bir 12 Eylül daha gördü Türkiye’m, onu hep unutuyor pas geçiyoruz. “12 Eylül’de 12 Eylül Anayasası çöpe” dediler, “yetmez ama evet” dedik elimizde tuzluk ile koştuk. Ben “hayır” bastım çıktım söyleyeyim, siz “evet” dediniz.

Bugün yargının bağımsız olmadığını söylüyorsak işte o gün “evet” diyenler bunun sebebidir. O gün referandumda “evet” diyenlerin 80 darbesinin verdiği zarardan katbekat fazla olduğunu görün diye söylüyorum. O gün %58 “evet” verdiniz, Fetöcüleri bodoslama yüksek yargının içine soktunuz. Bugünlere getirdiniz, siz siz, başkası değil!

Hain Fetö, hatırlarsanız “İmkân olsa, mezardakileri bile kaldırarak, o referanduma ‘evet’ oyu kullandırmak lazım. Mezardakiler bile kalksın, ben zannediyorum ki kalkarlar da, ben zannediyorum ruhları koşar da” dememiş miydi 2010 referandumu için AKP’ye ve Erdoğan’a desteğini açıklarken? O referandum ile 15 Temmuz’u görmedik mi? Bize ülkeyi daha demokratik yapacağız, kadın erkek daha eşit olacak, çocuklar korunacak, gazilere öncelik verilecek diyerek arkadan Anayasa Mahkemesi’nin üye sayısını 11’den 17’e, HSYK’nın üye sayısını 5’ten 22’ye çıkarmadılar mı? Yüksek Askeri Şura’nın ihraç kararları yargı denetimine açılmadı mı? “Yetmez ama evet” çilerimiz “ne var bunda?” demedi mi?

Sonra neler olmuştu, hafızanızı yoklayın. Ergenekon gibi uyduruk davalarla Silahlı Kuvvetlerin kurmay kadrosu ihraç edilmişti, istedikleri kararları veren hâkimler göreve atanmıştı, sonra iki gurup gücü paylaşamamış ve bir gurup silah zoru ile yönetime el koymaya kalkmıştı ama eline yüzüne bulaştırmıştı. Sonra ne oldu? Diğerine tam itaat edenler yerlerinde kaldı, etmeyenler ya hapse atıldı ya da yurt dışına kaçtı.

Düzeni bir kere bozdular artık düzelmesi bir hayli zor dostlar.

Bunun bir sonucu da ana muhalefet partisi CHP’nin başkanını iktidar belirliyor, görüyorsunuz.

İki 12 Eylül çok önemli demek istiyorum, birini hatırlarken diğerini unutmayalım.

Yazımın sonunda Bahçeliye seslenmek istiyorum, “Hayır oyu vermezseniz ülke karanlık bir yola girecektir” demiştiniz. Aradan 16 yıl geçti, bence karanlık bir yola girdik işte Devlet Bey. Ama bunu;

Bir tek siz göremiyorsunuz…

OKULLAR AÇILIYOR…

Bugün 3 aylık tatil bitiyor ve okullar açılıyor.

Diyanet İşleri Başkanlığı verilerine göre Türkiye genelinde cami sayısı 90 bin 458’e ulaşmış. Hayırlara vesile olsun.

Milli Eğitim Bakanlığı örgün eğitim istatistiklerine göre de Türkiye’de toplam okul sayısı 74 bin 40.

Fıkra bu kadar…

MURAT KURUM TRABZON’DAN UYARDI!

Özetle havalar soğuyacak, gelebilecek afet olaylarına karşı sizleri yüce Rabbime havale ediyorum demiş.

AK Kadınlar toplantısında Trabzon’da idi Murat abi, mikrofonu kaptıkça dünyadaki iklim değişikliği konusunda döktürdükçe döktürmüş.

Yemin ediyorum halkta bir karşılığı yok bu arkadaşın, benim az bi’ PR’ımı yapsalar bundan fersah fersah karşılık bulmazsam başka bir şey bilmiyorum. Eksi matematik netiyle İnşaat Mühendisliği okuyan bu arkadaşın buralara nasıl geldiği de umarım önümüzdeki yıllar araştırılır ve bizde öğreniriz.

Kendisi aynı zamanda atanmış bir COP31 Başkanı biliyorsunuz, Kasım’da Antalya’da toplanacaklar Türkiye’nin ev sahipliğinde. COP31, Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi kapsamında düzenlenen bir Ulusal konferans.

Bu Murat abi de AK Kadınların Mavi Diyalog programı dolayısı ile sanırım dersine çalışıyor. Almış götürmüş bizi konuşmasında dünya iklim değişikliğine falan. Sonunu da yüce Rabbimin şefaatine başlamış, aman dikkat edin doğal afetlerden deyivermiş.

Sen ne önlem aldın arkadaş devlet olarak?

Sürekli olarak “Cumhurbaşkanımızın tensipleri ve direktifleriyle” demen bizi kurtarmıyor. 500 bin toplu konut ne oldu Murat Efendi, sen ondan haber ver. İklim değişikliği imiş, ey Allah’ım ya…

Bu arada merak ediyorum, inşa işleri ile bayağı ilgilisin Murat abi, Sayın Cumhurbaşkanı’nın tensipleri ve talimatları ile Apo’nun İmralı’daki dubleks villası ne durumda, bitti mi?

Benimde COP31 merakım bu işte, napak?

UZUNSOKAĞIN UZUN PARKELERİ…

Senelerdir yazarız, çizeriz hatırlatırız.

Tarihi antik kentlerin orta meydanları, işlek caddeleri büyük parkelerle ya da asfaltlarla düzenlenmez. Tarihe ihanettir.

Hem Uzunsokak, hem Maraş Caddesi ve hem de koca Atatürk Alanı resmen içler acısı.

Meydan düzenlemesi için bir proje akıl danışıklığı yapmıştı, zamanında Atom Karınca Orhan Fevzi. Bize de (Sanatevi yönetimi) olarak sormuştu, burayı EYOF kapsamına soktum, parasını Faruk Bakandan alacağım gelin sizde burası için fikrinizi belirtin demişti. Bizde Trabzon Sanatevi olarak bir rapor hazırlayıp kendisine sunmuştuk. İşte o raporda altını kırmızı kalemle çizmiş, Trabzon’un antik bir kent olduğunu ve bütün antik kentlerin meydan alt döşemeleri küçük taşlar ile oya oya örülür demiştik. Projedeki su fıskiyelerine karşı olduğumuzu, deniz kentlerinin meydanlarında su şenliği olmayacağını belirtmiştik. Ve daha önce Meydan Parkı sökülürken depoya çekilen büstlerinde yeniden yerlerine koyulmasını istemiştik.

Sanki duvara söyledik, getirip Meydan Parkı ve tüm Atatürk Alanı’nı 30x70 granit taşlar ile ördüler, tabutluk şeklinde su fıskiyeleri kondurdular ve Meydan’dan kaldırılan büstleri de çöpe attılar!

Aynı uygulamayı Uzunsokak’ta da yaptılar, geniş granit taşlar ile alt zemin döşemesi yaptılar. Maraş Caddesinin parke döşemesi anlatma ile bitmez, gitti Nevşehir/Kırşehir yöresinden güya küçük parke aldılar, döşediler 3 ay sonra taşlar milletin oyuncağı oldu. İç Anadolu’nun sıcak taşları bizim yağmurlu kent ile örtüşemeyeceğini anlayacak saksıları ne yazık ki mevcut değildi. Alelacele üstüne beton döktüler, bir de boyattılar renkli renkli oldubitti! Şimdi bir de tüm binaların dış cephelerini düzenlersek bitecek sorunumuz!

Diyeceğim şu ki, kafanızın içini boyatmadan dışına süs veremiyorsunuz ey Trabzon’u yönettiğini sanan yerel yöneticiler.

Sadece Büyükşehir mi? Elbette hayır! En son Merkez İskenderpaşa gibi bir tarihi mahallenin ara sokaklarını asfalt hizmeti götürdüğünü sanan Ortahisar Belediyesinin de ne kadar ilmi çalıştığını görmüştük.

Al birini vur ötekini, yok birbirinden farkı yani…

Kafalar değişmedikçe Trabzon tarihi bir kent olamayacak, ben bunu der bunu bilirim.

MEHMET ŞİMŞEK SEVİLMEZ Mİ?

Ben mesela, Mehmet’i o kadar sevmiyorum ki anlatamam. Adamı Reis hain dedi gönderdi, sonra geri aldı. Arkadaş bu Mehmet İngiltere Krallığına bağlılık yemini etmiş bir İngiliz vatandaşı, nasıl bir ilaç olacak bize saçımızı başımızı yoluyoruz.

Bizim işadamlarımızın mal varlıklarını İngiltere’ye götürmelerinin de altında bu mu yatıyor düşünüp duruyorum ya, neyse.

Geçen hafta sonu çıkmış bir demeç vermiş Mehmet Efendi, “serbest dalgalı kur rejimine döneceğiz de bunun belli koşulları var, bekliyoruz” demiş. Yani diyor ki bizde kontrollü kur sisteminin sürdürülebilir olmadığını kabul ediyoruz ve serbest dalgalı kur sistemine dönmek istiyoruz ama enflasyon yüksek seyrediyor. Enflasyon düşerse serbest dalgalı kur sistemine geçeriz. Nereye geçerseniz geçin kardeşim, öldük bittik vallahi.

Türk halkının yüzde 60’ı belki de yüzde 70’i yaşadığı şartlardan dolayı mutsuz. Siyaset bilimi öğretilerinde hocalar derdi ki “yönetimdesiniz ve başarılı olup olmadığınızı merak ediyorsunuz. Raporları bırakın ve halkın içine inin. Orada göreceğiniz itibar, sizin başarınızdır.”

Gelin halkın içine görün çektiğimizi, belki bu halkı mahkûm ettiğiniz vergi sistemi ve yoklukları görür utanırsınız.

İster Allah deyin ister ister başka bir şey, bir gün döner ve hesap sorar, kader değiştirir.

Gerçi bizde halk olarak alıştık hak etmediğimiz bir hayatı yaşamaya.

Maksimum iki yıl daha dayanırım ben, sizi bilmem…

ARAKLI KATI ATIKTA TEK SORUN YAKMA MI?

Trabzon Büyükşehir Belediye Başkanı Araklı Katı Atık Değerlendirme ve Bertaraf Tesisi’nde yaşanan sorunları masaya yatırmış, konuya Şehircilik Bakanlığı ve İlbank hatta Dünya Bankası yetkililerini de katarak olayı genişletmiş.

“Araklı’da kötü koku sorununu gidermek için kalıcı bir çözüm uygulamasına geçilecek ve tam yakma ile sorunu çözeceğiz” demiş. (mealen)

Yani demek istiyor ki, bugüne kadar çöpleri tam yakamıyorduk, şimdi bize kamu kurum ve kuruluşları katkı sağlayacak, Dünya Bankası ’da parayı basacak kurtaracağız sorundan!

Sorun sadece yakmanın oransal gücü mü?

Yoksa onu düzenleyip, çalıştıracak düşünce mi?

Ayrıca konuya paralel bir de Rize’nin çöpleri var, ki bence senelerdir Trabzon’un üzerine bir dert olduğunu savunuyorum. 2007’den beri Rize çöpünü Trabzon’a döküyor, neden? Yaklaşık 20 senedir Rize çöpünü Trabzon’a dökerken Trabzon gıkını çıkaramadı. Şimdi ben çok merak ediyorum, Trabzon yerel yönetiminden hangi babayiğit çıkıp “20 sene çöpünüzü siz Trabzon’a boca edip, sırt üstü yatıyorsunuz. Şimdi bizde işler karıştı, çıkamıyoruz işin içinden. Hadi 20 seneyi geçtik, sizde Rize olarak Trabzon’un çöpünü bir 10 sene alın. Depolar mısınız, yakar mısınız o sizin sorununuz” diyebilecek biri var mı?

İşte ister yarım yak, ister tam yak Sayın Genç, zerre umurumda değil.

İşin asıl yükü Rize çöpü, biz halk için.

Dik durmak lazım, seçimde yine soracağız bu soruları…