Hayat insana birçok şey öğretir.
Kimi zaman kitaplardan öğreniriz, kimi zaman yaşadıklarımızdan.
Ama bazı gerçekler vardır ki onları ancak bedel ödeyerek öğrenebilirsiniz.
İşte bunlardan biri de şu cümlede gizlidir,
Ne kadar dürüstsen, o kadar acı çekersin.
İlk bakışta karamsar bir söz gibi gelir kulağa.
Oysa bu, hayatın acı ama gerçek yüzlerinden biridir.
Çünkü dürüstlük, çoğu zaman insanı rahat ettiren değil, zor durumda bırakan bir erdemdir.
Çocukluğumuzdan beri bize hep doğru olmanın, yalan söylememenin, haksızlık karşısında susmamanın erdem olduğu anlatıldı.
Anne ve babalarımız, öğretmenlerimiz, büyüklerimiz hep bunu öğütledi bize.
Ama büyüyüp hayatın içine karıştığımızda başka bir gerçekle karşılaşıyoruz çoğu zaman.
Gördük ki bazı insanlar yalanla yükseliyor.
Gördük ki bazı insanlar başkalarının hakkını yiyerek zenginleşiyor.
Gördük ki bazı insanlar liyakatle değil, ilişkilerle makam sahibi oluyor.
İşte tam da burada dürüst insanın sınavı başlıyor.
Çünkü dürüstlük çoğu zaman kolay olanı değil, doğru olanı seçmektir.
Doğru olan ise her zaman kazandırmaz.
Bazen işinizi kaybettirir.
Bazen dost bildiklerinizin sizden uzaklaşmasına neden olur.
Bazen yalnız kalırsınız.
Bazen de yıllarca emek verdiğiniz bir yerde sırf doğruyu söylediğiniz için istenmeyen kişi ilan edilirsiniz.
Ama bütün bunlara rağmen dürüst insanın içinde kaybetmediği bir şey vardır,
Vicdan huzuru.
Bugün toplumun en büyük sorunlarından biri de hak ile çıkar arasındaki çizginin giderek silikleşmesidir.
Herkes haktan bahsediyor ama hak başkasına ait olduğunda susuyor.
Herkes adalet istiyor ama adalet kendi çıkarına dokunduğunda rahatsız oluyor.
Herkes hukukun üstünlüğünü savunuyor ama hukukun kendisine uygulanmasını istemiyor.
Oysa hukuk, sadece sevdiğimiz insanlar için değil; sevmediklerimiz için de gerekli olduğunda anlam kazanır.
Adalet, yalnızca bize hizmet ettiğinde değil, bize karşı da işlediğinde değerlidir.
Bir toplumun büyüklüğü binalarıyla değil, adalet anlayışıyla ölçülür.
Hak yenilen yerde huzur olmaz.
Hukukun eğilip büküldüğü yerde güven olmaz.
Güvenin olmadığı yerde ise ne sevgi yaşar ne de kardeşlik.
Belki de bugün insanların birbirine olan inancını kaybetmesinin temel nedeni budur.
Çünkü insanlar artık sözlere değil, çıkar hesaplarına bakıyor.
Verilen vaatlere değil, gizli niyetlere odaklanıyor.
Çünkü çok fazla hayal kırıklığı yaşandı.
Çok fazla güven istismar edildi.
Çok fazla samimiyet çıkar uğruna kurban edildi.
İnsan ilişkilerinde de durum farklı değildir.
Sevgi dediğimiz şey de dürüstlük üzerine kurulur.
Aşk dediğimiz duygu da güvenle büyür.
Yalanın olduğu yerde sevgi yaşayamaz.
Bir insanı gerçekten sevmek, ona karşı dürüst olabilmektir.
Hoşuna gitmeyecek olsa bile doğruyu söyleyebilmektir.
Onun yokluğunda da varlığındaki kadar sadık kalabilmektir.
Bugün birçok ilişkinin kısa sürede tükenmesinin nedeni sevgisizlik değil, samimiyetsizliktir.
İnsanlar sevmeyi değil, sahip olmayı öğreniyor.
Anlamayı değil, kullanmayı tercih ediyor.
Fedakârlık yapmak yerine hesap yapıyor.
Oysa gerçek sevgi hesap kitap işi değildir.
Sevgi, karşılık beklemeden gönülden verebilmektir.
Dürüst insanlar bu yüzden daha çok yara alır.
Çünkü onlar herkesi kendileri gibi sanırlar.
Kendi vicdanlarıyla ölçtükleri için karşılarındaki insanların da aynı hassasiyete sahip olduğunu düşünürler.
Kandırmayı bilmezler.
Oyun kurmayı bilmezler.
İki yüzlü davranamazlar.
Bu nedenle çoğu zaman kaybeden taraf gibi görünürler.
Ama hayatın hesabı günlük tutulmaz.
Bazı kazançlar hemen görülmez.
Bazı kayıplar da aslında kayıp değildir.
Bugün haksızlık yaparak yükselenler olabilir.
İnsanları kandırarak servet edinenler olabilir.
Gücü kullanarak haklı görünenler olabilir.
Fakat insanın kendisinden kaçabileceği hiçbir yer yoktur.
Aynaya baktığında gördüğü yüzle barışık olmak da büyük bir zenginliktir.
Gece başını yastığa koyduğunda vicdanının seni sorgulamaması da büyük bir başarıdır.
Çünkü insanın gerçek mahkemesi vicdanıdır.
O mahkemede ne tanık satın alınabilir ne delil karartılabilir ne de karar ertelenebilir.
Vicdan her şeyi bilir.
Her şeyi kaydeder.
Ve günü geldiğinde insanı kendi gerçeğiyle baş başa bırakır.
Bu yüzden dürüst olmak bazen ağırdır.
Bazen yorucudur.
Bazen insanı yalnızlaştırır.
Ama insanı insan yapan da tam olarak budur.
Çünkü dürüstlük sadece doğruyu söylemek değildir.
Hak yememektir.
Haksızlığa ortak olmamaktır.
Güçlünün değil, haklının yanında durabilmektir.
Kalabalıklar başka yöne giderken vicdanının gösterdiği yolda yürüyebilmektir.
Belki gerçekten de ne kadar dürüstseniz o kadar acı çekersiniz.
Ama unutmayalım ki dünyanın bütün büyük değerleri de biraz acıyla yoğrulmuştur.
Adalet mücadeleyle kazanılmıştır.
Özgürlük bedel ödenerek elde edilmiştir.
Sevgi fedakârlıkla büyümüştür.
Ve insanlık, dürüst insanların omuzlarında yükselmiştir.
Bu yüzden dürüstlüğün bedeli ağır olabilir.
Ama bedeli ne olursa olsun, insanın kaybetmemesi gereken tek şey yine de dürüstlüğüdür.
Çünkü günün sonunda geriye kalan ne makamdır ne servettir ne de alkışlardır.
Geriye kalan sadece insanın karakteridir.