Eğitim ve öğretimde yarıyıl tatilinin ortasındayız. Yakınlarımızdaki tanıklıklarımız istikametinde etrafımızı gözlemlemefırsatımız oldu. Ne yazık ki çocuklar tatili boşuna zaman geçirmek olarak algılamış görünüyorlar. Elbette oynamak ve dinlenmek haklarıdır ve buna kimsenin de itirazı olamayacağı gibi bir şeyde söylendiği yok. Ancak tatilde de olsa sorumluluklarımızı unutamayız.

Ne yazık ki etrafımızdaki okur yazar oranı gittikçe azalmaktadır. Halbuki okumadan bilgi sahibi olamadığımız gibi olumlu bir istikamette de yol alamayız. Okumak dendiğinde sadece okul akla gelmemeli. İnsanıneğitim hayatında sınıf geçmesideğil, bir yaşam şekli olarak algılanmalı. Böyle düşündüğümüzde ufkumuz açılır. Umursamama durumuna sessiz sedasız cahiliyete boyun eğme diyoruz. Okumak, yemek ve içmek ya da uyumak gibi zorunlu bir alışkanlık olmalı.

Çocukların haklı bahaneleri var. Dört ay yoğun bir çalışma temposunda yoruldular. Ancak okul çağının dışındakilerin kitaptan tiksinmiş olmaları nedeniylemidir, kitaba el sürmekten acizler. Gazete köşklerinde satılmakta olan gazetelerin sayıları her gün biraz daha azalırken; şehirdeki kitapçı dükkanları artarda kapanıyor. Bu hüzün verici durumun sessiz sedasız herkes tarafından kabul görüyor olması hatta umursanmaması daha da kötü.

Meraklanarak metroda karşılaştığım birkaç gence neden kitap okumuyorsunuz sorusunu yönelttim. Boşveramca kârı ne diye yanıt verince kafama kaynar sular döküldü. Önünde yaşanacak onca yıl varken böylesi bir gençten olumsuz yanıt almak şahsen moralimi çökertti. İnsan ve cemiyetler için okumanın önemini anlatmaya çalıştım.İknaolduklarını düşünmüyorum ancak vicdanı görevimi yapmış olmakla teselli buldum.

Bedeli her ne olursa olsun okumanın yaşam felsefesinin gereklerinden olduğunu bir şekilde okuma hevesi olmayanlara anlatmalıyız. Zira eğitilmemiş insanın herkese zarardan başka getirisi olmaz. Bu nedenle okumak yönünde meyilli olanlara her türlü desteği vermekten başka çıkış yolumuz yoktur.